İslam İnkılabı Rehberi Bürosu Resmi Sitesi
İndirin:

Sorular ve Fetvalar

  • Taklit Hükümleri
  • Taharet Hükümleri
  • Namaz Hükümleri
  • Oruç Hükümleri
  • Humus
  • Cihad Hükümleri
  • MARUFU EMRETMEK VE MÜNKERDEN SAKINDIRMAK
  • HARAM ALIŞ VERİŞLER
  • Satranç ve Kumar Aletleri
  • MÜZİK VE TEGANNİ
  • DANS
  • ALKIŞ
  • FOTOĞRAF VE FİLMLER
  • UYDU ANTENLERİ
  • TİYATRO VE SİNEMA
  • RESSAMLIK VE HEYKELTIRAŞLIK
  • SİHİRBAZLIK, GÖZ BAĞCILIK, MEDYUMLUK VE CİNCİLİK
  • HİPNOTİZMA
  • TALİH OYUNLARI
  • RÜŞVET
  • TIBBÎ KONULAR
  • ÖĞRETİM VE ÖĞRENİM
  • BASIM, TELİF VE SANAT ESERLERİ HAKLARI
  • GAYRİ MÜSLİMLERLE TİCARET
  • ZALİM DEVLETTE ÇALIŞMAK
  • ŞÖHRET ELBİSESİ VE GİYİMLE İLGİLİ HÜKÜMLER
  • BATI KÜLTÜRÜNÜ TAKLİT ETMEK
  • TECESSÜS, HABER AKTARMA VE SIRLARI İFŞA ETMEK
  • SİGARA VE UYUŞTURUCU KULLANMAK
  • SAKAL TIRAŞI
  • GÜNAH TOPLANTILARINDA BULUNMAK
  • DUA YAZMAK VE İSTİHARE
  • DİNÎ PROGRAMLAR DÜZENLEMEK
  • VURGUNCULUK VE İSRAF
  • ALIŞ VERİŞ HÜKÜMLERİ
  • FAİZ HÜKÜMLERİ
  • ŞUFA (ÖN ALIM) HAKKI
  • KİRA
  • MALÎ KEFALET
  • REHİN (İPOTEK)
  • ORTAKLIK
  • HİBE
  • BORÇ
  • SULH
  • VEKÂLET
  • HAVALE
  • SADAKA
  • ARİYET VE EMANET
  • VASİYET
    Yazdır  ;  PDF
     
    VASİYET


    Soru 1829: Bazı şehitler miraslarının üçte birinin İslâm cephelerinin desteklenmesi için harcanmasını vasiyet etmişlerdir; şimdi (savaş bittiği için) vasiyetin öngördüğü şart ortadan kalktığı dikkate alındığında bu gibi vasiyetlerin hükmü nedir ?
    Cevap: Vasiyeti yerine getirmeye imkân bulunmadığı durumda vasiyet edilen mal, mirasçılarının mirası olur. Fakat onu mirasçıların izniyle hayır işlerde harcamak ihtiyata daha uygundur.
     

    Soru 1830: Kardeşim malının üçte birini belli bir şehirdeki savaş muhacirlerine verilmesini vasiyet etmiştir; fakat şimdi bu şehirde hiçbir savaş muhaciri kalmamıştır; bu konuda hüküm nedir?
    Cevap: Vasiyet eden kişinin onu bu şehirde bilfiil bulunan savaş muhacirlerine (göçmenlerine) tahsis ettiği bilinirse, artık savaş göçmeni bulunmadığı için vasiyet ettiği mal mirasçılarına kalır. Aksi durumda vasiyet edilen mal şimdi kendi şehirlerine veya başka bir yere göçmüş olsalar bile eskiden o şehirde bulunan savaş muhacirlerine verilmelidir.
     

    Soru 1831: Bir kimsenin ölümünden sonra malının yarısının kendisine yas meclisleri düzenlemede harcanmasını vasiyet etmesi caiz midir, yoksa İslâm dini bu konuda belli bir sınır belirlediği için bu miktarı belirlemesi caiz değildir?
    Cevap: Malının kendi yas meclislerinde harcanmasını vasiyet etmesinin sakıncası yoktur ve bunun şer'an belli bir sınırı da yoktur; fakat ölen kişinin vasiyeti mirasının tamamının sadece üçte birinde geçerlidir; üçte birden fazlasında ise mirasçıların iznine bağlıdır.
     

    Soru 1832: Vasiyet etmek farz mıdır ? Yani insan vasiyet etmezse günah işlemiş olur mu?
    Cevap: Eğer yanında başkalarının vedia ve emanetleri bulunuyorsa veya üzerinde kul hakkı veya Allah hakkı varsa ve hayattayken onları yerine getirme imkânı bulamamışsa, bu durumda bunlar hakkında vasiyet etmesi farzdır, aksi durumda vasiyet farz değildir.
     

    Soru 1833: Bir kimse mallarının üçte birinden az bir kısmını karısına vasiyet eder ve büyük oğlunu kendisine vasi kılar; fakat diğer mirasçılar bu vasiyete itiraz ederlerse, bu durumda vasinin yükümlülüğü nedir?
    Cevap: Vasiyet edilen mal mirasın üçte biri kadar veya bundan daha azsa, mirasçıların itiraz etmeleri yersizdir ve hatta vasiyete uygun davranmaları farzdır.
     

    Soru 1834: Mirasçılar kesin olarak vasiyeti inkâr ederlerse hüküm nedir?
    Cevap: Vasiyetin varlığını iddia eden kişinin onu şer'î bir yolla ispatlaması gerekir. Eğer şer'î bir yolla ispatlanırsa, mirasın üçte biri kadar veya daha az olduğu durumda vasiyete uygun hareket etmek farzdır; bu durumda mirasçıların inkâr ve itirazlarının hiçbir etkisi yoktur.
     

    Soru 1835: Bir kimse, aralarında erkek çocuklarından biri de bulunan birkaç güvenilir kişinin huzurunda üzerindeki humus, zekât ve kefaret gibi şer'î hakların ve oruç, namaz ve hac gibi bedenî farizaların eda edilmesi yönünde harcanması için emlâkinden bazılarının mirastan istisna tutulmasını vasiyet eder; fakat bazı mirasçıları bunu kabul etmeyerek mirasın tümünün mirasçılar arasında bölüştürülmesini isterler; bu durumda hüküm nedir?
    Cevap: Vasiyet şer'î delillerle veya mirasçıların ikrarıyla ispatlandıktan sonra, vasiyet edilen mal mirasın üçte birinden fazla olmadığı takdirde mirasçılar onun bölüştürülmesini isteyemezler. Onların, meyyitin vasiyetine uyarak mirasını vasiyet ettiği malî haklarda ve bedenî farzlarda harcamaları farzdır; hatta şer'î delillerle veya mirasçıların ikrarıyla meyyitin halktan bazılarına borcu olduğu veya Allah Tealâ'ya humus, zekât ve kefaretler gibi malî borçları yahut hac gibi malî ve bedenî borcu olduğu ispatlanırsa, ölen kişi vasiyet etmese bile onun bütün borçlarını mirasından çıkarmaları farzdır ve ancak bundan sonra geri kalan mal varlığı mirasçılar arasında bölüştürülür.
     

    Soru 1836: Bir miktar ziraî arazisi olan bir kişi onun caminin tamirinde harcanmasını vasiyet etmiş, fakat mirasçıları onu satmışlar; acaba bu durumda meyyitin vasiyeti geçerli midir? Ve acaba mirasçıların mezkur mülkü satmaya hakları var mıdır?
    Cevap: Eğer vasiyette arazinin satılarak caminin ta-mirinde kullanılması istenmişse ve onun değeri de kişinin mirasının üçte birinden fazla olmazsa, vasiyet geçerlidir ve yerin satılmasının sakıncası yoktur. Ancak vasi-yet eden kişinin maksadı, arazinin gelirlerinin caminin tamirinde harcanması ise, bu durumda mirasçıların onu satmaya hakları yoktur.
     

    Soru 1837: Bir kimse arsalarından birinin kendisi için namaz kılınması, oruç tutulması ve hayır işlerde harcanması gibi alanlarda kullanılmasını vasiyet etmişse, bu arsayı satmak caiz midir, yoksa bu arsa vakıf mı sayılır?
    Cevap: Karine ve belirtilerden arsanın gelirinin ken-disi için harcanması amacıyla aynen kalmasını istediği anlaşılmıyorsa ve sadece arsanın kendisi için harcanmasını vasiyet etmişse, bu durumda bu vasiyet vakıf hükmünde değildir. Dolayısıyla eğer arsa mirasın üçte birinden fazla değilse parasını onun lehine harcamak için arsayı satmanın sakıncası yoktur.
     

    Soru 1838: Kişinin ölümünden sonra kendi hayrına harcanması için mal varlığının üçte biri kadar bir miktarı ayırarak başka birinin yanında emanet bırakması caiz midir?
    Cevap: Öldüğü zaman ayırdığı malın iki katı kadar miktarı mirasçılara kalması şartıyla sakıncası yoktur.
     

    Soru 1839: Bir kimse babasına, zimmetinde olan birkaç ay oruç ve namazın kazasını ücret karşılığında birine eda ettirmesini vasiyet etmiştir. Bu kişi şimdi kayıptır. Bu durumda babasının onun namaz ve oruçlarını ücretle birine kaza ettirmesi farz mıdır?
    Cevap: Şer'î delillerle veya vasinin bilgisiyle vasiyet eden kişinin öldüğü ispatlanmadıkça, onun namaz ve oruçlarını kaza etmesi için, birini ücretle tutmak sahih değildir.
     

    Soru 1840: Babam arsasının üçte birini cami yapılması için vasiyet etmiştir. Bu arsanın yakınında iki caminin bulunduğu ve mahallenin okul yapımına acil ihtiyacı olduğu dikkate alındığında, acaba cami yerine orada okul yapmamız caiz midir?
    Cevap: Cami yerine okul yaparak vasiyeti değiştirmek caiz değildir; fakat ölen kişinin maksadı, bizzat o arsanın üzerinde cami inşa edilmesi değilse, bu durumda onu satarak parasını cami ihtiyacı olan başka bir yerde cami yapımı için kullanmanın sakıncası yoktur.
     

    Soru 1841: Bir kimsenin, ölümünden sonra cesedinin eğitim ve öğretim amacıyla kadavra olarak kullanılması için tıp fakültesi öğrencilerinin yetkisine bırakılmasını vasiyet etmesi caiz midir? Yoksa bu iş Müslüman ölünün cesedinin müsle(1) edilmesine neden olduğu için haram mıdır?
    Cevap: Müsle ve benzeri işlerin haram olduğunu vur-gulayan delillerin, başka konularla ilgili olduğu ve meyyitin cesedinin cerrahisindeki önemli maslahatın bulunduğunu içeren sorudaki konuyu kapsamadığı sanılmaktadır. Bu gibi meselelerde, kesin bir ilke olarak dikkate alınması gereken Müslüman meyyitin cesedine saygı gösterilmesi şartıyla görünüşte otopsi yapmanın sakıncası yoktur.
     

    Soru 1842: Öldükten sonra cesedinin bazı organlarının bir hastaneye veya başka bir şahsa verilmesini vasiyet eden kimsenin böyle bir vasiyeti sahih midir ve uygulanması farz mıdır?
    Cevap: Cesetten ayrılması o kişiye saygısızlık sayılmayacak organlar hususunda böyle bir vasiyetin sahih ve geçerli olması uzak bir ihtimal değildir; böyle bir durumda vasiyeti uygulamanın sakıncası yoktur.
     

    Soru 1843: Vasiyet eden kişi henüz hayattayken mirasçıları onun mirasının üçte birinden fazlasına vasiyet etmesine izin verdiklerinde acaba bu, vasiyetin geçerliliği için yeterli midir? Eğer yeterliyse acaba vasiyet eden kişinin ölümünden sonra mirasçıların bundan vazgeçmeleri caiz midir?
    Cevap: Mirasın üçte birinden fazlasında vasiyetin sahih ve geçerli olması için vasiyet eden kişi hayattayken mirasçıların izin vermeleri yeterlidir ve vasiyet eden kişinin ölümünden sonra mirasçılar bundan vazgeçemezler; eğer vazgeçerlerse etkisi yoktur.
     

    Soru 1844: Hiçbir mirası olmayan veya mirası sadece bir ev ve o evdeki eşyalar olan ve bunlar da satıldığında küçük çocukları sıkıntıya düşecek olan aziz şehitlerden biri, zimmetindeki oruç ve namazların kaza edilmesini vasiyet etmiştir; bu vasiyet konusunda mirasçıların üzerine düşen nedir?
    Cevap: Eğer o aziz şehidin mirası yoksa, bu durumda vasiyetin yerine getirilmesi farz değildir; fakat büyük oğluna bulûğ çağına erdikten sonra babasının kazaya kalan oruç ve namazlarını kaza etmesi farzdır. Ancak geriye mal bırakmışsa, onun üçte birini şehidin vasiyetinde harcamak farzdır. Sırf mirasçıların ihtiyaç duymaları ve küçük olmaları, vasiyeti ihmal ve terk etmek için şer'î bir mazeret değildir.
     

    Soru 1845: Mal konusunda yapılan vasiyetin sıhhat ve geçerliliğinde, vasiyet anında lehine vasiyet edilen kişinin varlığı şart mıdır?
    Cevap: Birine bir malı temlik etmekle ilgili vasiyetin sıhhatinde, vasiyet anında annesinin rahminde bebek ve hatta henüz ruhun üflenmediği cenin bile olsa vasiyet edilen kişinin varlığı şarttır; fakat vasiyet edilen kimse annesinin rahmindeyse canlı olarak dünyaya gelmesi şarttır.
     

    Soru 1846: Vasiyet eden kişi yazılı vasiyetinde, vasiyetini yerine getirmesi için vasi atamasına ilâveten başka birini de denetleyici olarak tayin etmiştir. Fakat denetleyicinin yetkilerine değinmemiştir; yani vasinin vasiyete aykırı hareket etmemesi amacıyla sadece onun işlerinden haberdar olması için bir gözetici olsun diye mi, yoksa denetleyiciyi vasiyet edenin işlerinde görüş yürütmesi için mi tayin ettiğini açıklamamıştır; bu durumda bu denetleyicinin yetkileri nelerdir?
    Cevap: Vasiyet mutlak olduğu durumda vasinin, ken-di işlerinde denetleyiciye danışması farz değildir; ancak ona danışması müstehap ihtiyata daha uygundur.
     

    Soru 1847: Bir kişi büyük oğlunu vasi ve beni de ona denetleyici tayin ettikten sonra vefat etti. Ardından meyyitin vasisi olan oğlu da bir süre sonra öldü ve hâlihazırda ben onun vasiyetini uygulamak konusunda tek sorumluyum. Fakat şimdi, sahip olduğum özel durumdan dolayı vasiyet edilen şeyleri yerine getirmekte zorlanıyorum; acaba bu durumda mirasın üçte birinden elde edilen geliri hayır işlerde ve bakıma muhtaç olan yoksullara harcaması için sağlık kurumuna vererek vasiyet konusunu değiştirebilir miyim?
    Cevap: Denetleyici, vasinin ölümünden sonra bile meyyitin vasiyetlerini uygulamada müstakil olarak hareket edemez; ancak meyyit, vasinin ölümünden sonra onu vasi kılmışsa başka. Dolayısıyla eğer meyyit vasinin ölümünden sonra onu vasi tayin etmemişse, meyyitin vasisinin yerine başka birini tayin etmesi için şer'î hâkime müracaat etmelidir. Kısacası, meyyitin vasiyetinin sınırını aşmak ve onu değiştirmek caiz değildir.
     

    Soru 1848: Bir kimse malının bir bölümünün Necef-i Eşref şehrinde Kur'ân tilâveti için harcanmasını vasiyet eder veya bir malını bu iş için vakfederse, vasi veya vakıf sorumlusunun Kur'ân okuması için ücretli tutulması amacıyla malı oraya göndermesi mümkün olmazsa, bu konuda ne yapmak gerekir?
    Cevap: Eğer Necef-i Eşref'te Kur'ân okunması için hatta gelecekte parayı oraya gönderme imkânı varsa, vasiyete uyulması farzdır.
     

    Soru 1849: Annem ölmeden önce, altın takısının perşembe akşamları hayır işlerde harcanmasını bana vasiyet etti ve ben de şimdiye kadar öyle yaptım. Fakat şimdi büyük ihtimalle, sakinleri Müslüman olmayan yabancı bir ülkeye gideceğim; bu durumda ne yapmam gerekir?
    Cevap: Annenizin, Müslüman ve gayrimüslim bütün insanlara harcanmasını kastettiği anlaşılmadığı takdirde Müslümanlara harcanması için İslâm beldesinde emin bir kişinin yanında bırakmakla da olsa, o malı sadece Müslümanların hayır işlerinde harcamak gerekir.
     

    Soru 1850: Bir kimse arsalarından bir bölümünün satılarak parasının [Ehlibeyt'in] matem merasimlerinde ve hayır işlerde harcanmasını vasiyet eder; fakat bu arsa mirasçılardan başkasına satılırsa ileride onları sıkıntıya düşürecektir. Çünkü bu arsayla diğer arsaları birbirinden ayırmak birçok sorunlara yol açmaktadır. Bu durumda mirasçıların, vasi ve denetleyicinin denetiminde her yıl vasiyet konusunda harcanması için belli bir meblağ vermek suretiyle bu arsayı taksitle kendilerine almaları caiz midir?
    Cevap: Mirasçıların bu arsayı kendilerine satın almalarının bir sakıncası yoktur. Fakat arsayı taksitle ken-dilerine satın almak isterler ve vasiyet eden kişinin, arsanın nakit olarak satılıp parasının birinci yılda vasiyet konusunda harcanmasını istediği kesin olarak bilinmez-se, vasi ve denetleyicinin uygun görmesi ve taksitlerin vasiyetin ihmal edilmemesi ve uygulanmasına engel ol-maması şartıyla arsanın adilane bir fiyatla taksitle mirasçılara satılmasının bir sakıncası yoktur.
     

    Soru 1851: Bir kimse ölümle sonuçlanan hastalığı sırasında, iki kişiye vasi ve vasinin naibi unvanıyla vasiyet eder. Daha sonra görüşünü değiştirerek vasiyeti iptal edip bunu vasiye ve vasinin naibine bildirir. Sonra başka bir vasiyetname yazarak orada hazır olmayan akrabalarından birini vasi tayin eder; acaba bu durumda vazgeçilip değiştirilen birinci vasiyet hâlâ geçerli midir? Eğer ikinci vasiyet sahih ve orada bulunmayan kişi vasi ise, vasilikten alınan birinci vasi ve naibi, vasiyet eden kişinin geçersiz kıldığı vasiyete dayanarak vasiyeti uygulamaya kalkışırlarsa, onların yaptıkları tasarruflar hak-sız tasarruflar olup, meyyitin malından harcadıkları şeyleri ikinci vasiye iade etmeleri farz mıdır?
    Cevap: Bu kimse hayattayken birinci vasiyetten vaz-geçip birinci vasiyi azletmişse, azledilen vasi azledildiğini bildiği hâlde bu vasiyeti yerine getiremez. Bu durumda vasiyet eden kişinin mallarında yaptığı tasarruflar fuzulî olup sıhhati vasinin iznine bağlıdır. Eğer vasi izin vermezse, azledilen vasi harcanan malları karşılamakla yükümlüdür.
     

    Soru 1852: Bir kimse emlâkından birinin çocuklarından birine verilmesini vasiyet eder; ama iki yıl geçtikten sonra vasiyetini tamamen değiştirir; acaba bu adamın önceki vasiyetten vazgeçip başka bir vasiyet yapması şer'an sahih midir? Bu adam hastalanır, bakım ve hizmete ihtiyaç duyarsa, acaba onun bakımı ve ona hizmet etmek sadece vasi olarak belirttiği büyük oğluna mı farzdır, yoksa bundan bütün çocukları eşit olarak mı sorumludur?
    Cevap: Vasiyet eden kişi hayattayken aklî dengesi yerinde olduğu sürece vasiyetini değiştirmesinin şer'an sakıncası yoktur; şer'an muteber ve sahih olan vasiyet de son vasiyettir. Hastanın bakımına gelince, eğer malından kendisine bir hasta bakıcısı istihdam edecek güçte değilse, onun bakımı sadece vasinin değil, bakmaya gücü yeten bütün çocuklarının eşit görevidir.
     

    Soru 1853: Bir baba mallarının üçte birinin kendisi için harcanmasını vasiyet ederek beni de kendisine vasi tayin etti. Miras bölüştürüldükten sonra üçte biri ayrıldı. Acaba o kişinin vasiyetlerini yerine getirmek için malının üçte birinden bir bölümünü satabilir miyim?
    Cevap: Eğer mallarının üçte birinin vasiyetlerinde harcanmasını vasiyet etmişse, mirastan ayırdıktan sonra satıp vasiyetnamede kaydedilen yerlerde harcamanın sa-kıncası yoktur. Fakat mirasının üçte birinin gelirinin vasiyet ettiği yerlerde harcanmasını vasiyet etmişse, vasiyet edilen konularda harcamak için bile olsa mallarının üçte birini satmak caiz değildir.
     

    Soru 1854: Bir kimse kendisi için bir vasi ve bir de denetleyici tayin eder, fakat bunların vazife ve yetkilerini belirtmez ve mallarının üçte birine ve kullanılacağı yerlere de değinmezse, bu durumda vasinin sorumluluğu nedir? Acaba vasinin, vasiyet eden kişinin mirasından üçte birini ayırıp hayır işlerde harcaması caiz midir? Aynı şekilde acaba sırf vasiyet ve vasi tayin etmek, vasiyet edenin kendi malının üçte birine hak kazanması için yeterli midir ve böylece vasinin onun geriye bıraktığı mal varlığından üçte birini çıkararak onun için harcaması gerektiği söylenebilir mi?
    Cevap: Karine ve şahitlerden veya o bölgenin kendine has örfünden vasiyet eden kişinin vasiyetten ve vasi tayin etmekten maksadının ne olduğu anlaşılırsa, bu durumda vasinin, vasiyet eden kişinin maksadını ve vasiyetini teşhis etmek için bu yolla anlaşılan şeye uy-ması farzdır; aksi durumda müphem olması ve taalluk ettiği şeyin kaydedilmemesinden dolayı vasiyet batıl ve boştur.
     

    Soru 1855: Bir kimse şöyle vasiyet etmiştir: "Dikili olan ve dikili olmayan kumaşların hepsi ve ötekiler eşime aittir." Acaba "ötekiler"den maksat bütün taşınır malları mıdır, yoksa maksat sadece kumaş ve elbiseden daha az olan ayakkabı gibi şeyler midir?
    Cevap: Vasiyet belgesindeki "ötekiler" kelimesinden maksadın ne olduğu bilinmedikçe ve vasiyet belgesi dışında da vasiyet eden kişinin bu kelimeden maksadının ne olduğu anlaşılmadıkça, vasiyetnamenin bu cümlesi müphem ve anlaşılmaz olduğu için uygulanamaz. Soruda değinilen ihtimallerin birine uyarlanması ise, mirasçıların rıza ve anlaşmasına bağlıdır.
     

    Soru 1856: Bir kadın, mirasının üçte biriyle kendisi için sekiz yıl kaza namazı kılınmasını ve geri kalanının ise redd-i mezalim (yapmış olduğu haksızlıkların bedeli), humus ve hayır işlerde kullanılmasını vasiyet etmiştir. Bu vasiyetin kutsal savunma (savaş) dönemine rastladığını ve cephelere yardım etmenin daha zarurî olduğu ve vasinin, onun bir tek kaza namazının bile olmadığını kesin olarak bilmesine rağmen onun için ücretle iki yıl kaza namazı kıldırdığı ve malının vasiyet ettiği üçte birinden bir miktarını cepheye bağışlayıp, geri kalanı ise redd-i mezalim için harcadığı dikkate alınırsa, acaba bundan dolayı vasinin bir sorumluluğu var mıdır?
    Cevap: Meyyitin vasiyet ettiği şekilde vasiyete uymak farzdır ve bazı konularda olsa bile vasinin vasiyeti ihmal etmesi caiz değildir. Dolayısıyla vasi malın bir bölümünü bile vasiyetin konusu dışında harcarsa, kendi malından meyyit adına tazmin etmekle yükümlüdür.
     

    Soru 1857: Bir kimse, ölümünden sonra vasiyetnamesinde yazdıklarına uygun hareket etmeleri için iki kişiyi vasi tayin eder ve vasiyetnamenin üçüncü maddesinde bütün menkul, gayrimenkul, nakit para ve halktan alacakları dahil geriye bıraktığı bütün mal varlığının bir araya toplanmasını, borçları ödendikten sonra bıraktığı malın tümünden üçte birinin çıkarılarak vasiyetnamedeki 4, 5 ve 6. maddelere göre harcanmasını ve on yedi yıl sonra üçte birden fazla kalanının mirasçılarından fakir olanlara harcanmasını belirtir. Ancak vasiler, vasiyet eden kişinin ölümünden bu sürenin bitimine kadar üçte biri ayırma işlemini tamamlayamamışlardır; vasiyet mad-delerini uygulamaya da imkânları yoktur. Bu durumda mirasçılar da belirtilen süre bittikten sonra vasiyetin batıl olduğunu ve vasilerin vasiyet eden kişinin mallarına karışamayacaklarını iddia etmekteler; bu konuda hüküm nedir? Vasilerin sorumlulukları nedir?
    Cevap: Vasiyet ve vasinin vasiliği, vasiyetin uygulanmasının gecikmesiyle batıl olmaz; süresi uzasa bile vasilerin vasiyeti yerine getirmeleri farzdır. Eğer vasilerin vasilikleri geçen belli bir zamanla sınırlı değilse, mirasçılar vasiyetin uygulanmasında onlara engel olamazlar.
     

    Soru 1858: Meyyitin bıraktığı malın, mirasçıları arasında bölüştürülüp her birinin adına tapu ve mülkiyet belgesi çıkarıldıktan altı yıl sonra mirasçılardan biri, mey-yitin hayattayken, sözlü olarak kendisine evin bir bölümünün oğullarından birine verilmesini vasiyet ettiğini iddia eder ve bazı kadınlar da buna tanıklık ederler, acaba bu kadar zamandan sonra onun bu iddiası kabul edilir mi?
    Cevap: Mirasın bölüştürülmesi konusunda zaman aşımı ve kanunî işlemlerin tamamlanması, şer'î bir delille ispatlanan vasiyetin kabul edilmesine engel teşkil etmez. Dolayısıyla eğer vasiyet iddiasında bulunan kişinin davası şer'î bir yolla ispatlanırsa, herkesin ona uyması farzdır; aksi durumda, onun vasiyet konusundaki iddiasını ikrar eden herkesin o vasiyetin içeriğine bağlı olması ve mirastan payına düşen miktarda ona uygun davranması gerekir.
     

    Soru 1859: Birisi iki kişiye arazilerinden bir parçasını satıp parasıyla kendisine niyabeten hacca gitmeleri için vasiyet eder; onlardan birini kendisine vasi ve diğerini de vasiye denetleyici tayin eder. Daha sonra üçüncü bir kişi çıkarak vasi ve denetleyiciden izin almadan meyyite niyabeten hac yaptığını iddia eder. Şimdi vasi de ölmüştür ve sadece denetleyici yaşıyor; acaba bu durumda denetleyicinin arsanın parasıyla meyyite niyabeten ikinci kez hac farizasını yerine getirmesi farz mıdır? Yoksa satılan arazinin parasını ücret olarak meyyite niyabeten hac yaptığını iddia eden kişiye mi vermelidir? Yoksa bu konuda herhangi bir sorumluluğu yok mudur?
    Cevap: Eğer meyyitin üzerine hac farz olmuşsa ve vasiyetinde naibin kendisi adına hac yapmasıyla bunun üzerinden düşmesini istemişse, bu durumda üçüncü kişinin meyyite niyabeten yapmış olduğu hac yeterlidir; fakat naip (üçüncü kişi) bunun için hiç kimseden ücret isteyemez; aksi durumda (eğer üçüncü kişi ona niyabe-ten hac yapmamışsa) denetleyici ve vasi meyyitin arazisinin parasından onun için hac yaparak vasiyeti yerine getirmelidirler ve eğer vasi vasiyeti yerine getirmeden ölmüşse, bu durumda vasiyetin yerine getirilmesi için denetleyicinin şer'î hâkime müracaat etmesi farzdır.
     

    Soru 1860: Mirasçılar, meyyitin namaz ve oruçlarının kazasının yaptırılması amacıyla belli bir meblağ vermesi için vasiyi [kendi belirledikleri miktarı vermeye] zorlayabilirler mi? Bu konuda vasinin yapması gereken nedir?
    Cevap: Meyyitin vasiyetlerini yerine getirmek vasinin sorumluluklarındandır; dolayısıyla meyyitin vasiyetlerini uygun gördüğü şekilde yerine getirmesi gerekir ve mirasçıların buna müdahale etmeye hakkı yoktur.
     

    Soru 1861: Vasiyet sahibi bir petrol deposunun bombalandığı sırada şehit düşünce yanında bulunan vasiyetname de yanmış veya kaybolmuştur ve kimse içeriğini bilmemektedir. Vasi ise sadece kendisinin mi yoksa başka birinin de vasi olup olmadığını bilmiyor; bu durumda yapması gereken nedir?
    Cevap: Vasiyetin varlığı ispatlandıktan sonra vasi kendisinin azledildiğini kesin olarak bilmediği takdirde vasiyetin değiştirildiğini kesin olarak bilmediği konularda vasiyeti yerine getirmesi gerekir.
     

    Soru 1862: Vasiyet edenin, mirasçılarından başkasını kendisine vasi seçmesi caiz midir ve acaba birinin buna itiraz etme hakkı var mıdır?
    Cevap: Vasiyet edenin, uygun gördüğü kişiler arasından birini vasi seçmesi ve tayin etmesi kendi görüşüne bağlıdır ve mirasçılarından olmayan birisini kendine vasi tayin etmesinin bir sakıncası yoktur; mirasçıları da buna itiraz edemezler.
     

    Soru 1863: Meyyitin mirasçılarından bazılarının diğer mirasçılara danışmadan veya vasinin muvafakatini almadan meyyitin malından meyyit lehine ziyafet olarak infak etmeleri caiz midir?
    Cevap: Eğer bununla vasiyeti yerine getirmek istiyorlarsa, bu, meyyitin vasisinin görevidir ve mirasçılar vasinin muvafakati olmadan kendi başlarına bunu yapamazlar. Ancak meyyitin bıraktığı malın, mirasçıların payına düşen bölümünden infak etmek isterlerse, bu da diğer mirasçıların iznine bağlıdır; eğer onlar bu işe razı olmazlarsa bu iş, diğer mirasçıların paylarıyla ilgili bölümde gasp hükmündedir.
     

    Soru 1864: Bir kimse vasiyetnamesinde "birinci, ikinci ve üçüncü vasi" diye niteleyerek üç kişinin adını vasileri olarak kaydetmiştir. Bu durumda acaba bu üç kişi birlikte mi onun vasisidirler, yoksa sadece birinci kişi mi onun vasisidir?
    Cevap: Bu konu, vasiyet eden kişinin niyet ve görüşüne bağlıdır. Eğer karine ve belirtilerden bu üçünün birlikte mi, yoksa sırayla mı (birincisi olmadığı takdirde ikincisinin ve yine ikincisi olmadığı takdirde üçüncüsünün) vasi oldukları anlaşılmazsa, bu durumda vasiyeti yerine getirmede birlikte hareket etme üzerine anlaşmaları gerekir.
     

    Soru 1865: Vasiyet eden eğer üç kişiyi birlikte kendine vasi tayin eder, ancak bunlar vasiyeti yerine getirme yönteminde anlaşamazlarsa, aralarındaki ihtilâf nasıl giderilmelidir?
    Cevap: Birden fazla vasi olduğu durumlarda, vasiyeti yerine getirmenin niteliği konusunda ihtilâfa düşerlerse, şer'î hâkime müracaat etmeleri gerekir.
     

    Soru 1866: Babamın büyük oğlu olmam itibariyle babamın kazaya kalan namaz ve oruçlarını kaza etmenin bana farz olduğu dikkate alındığında, babamın kazaya kalan namaz ve oruçları birkaç yıl olmasına rağmen, kendisi için sadece bir yıllık namaz ve orucun kaza edilmesini vasiyet etmiştir; bu konuda benim yükümlülüğüm nedir?
    Cevap: Meyyit, kaza edilmesini vasiyet ettiği namaz ve oruçların ücretinin, bıraktığı malın üçte birinden ödenmesini vasiyet etmişse, bu durumda onu bıraktığı malın üçte birinden alarak namaz ve oruçlarını ücret karşılığı başkasına kaza yaptırabilirsiniz. Üzerindeki namaz ve oruçlar vasiyet ettiği miktardan fazla olduğu takdirde ise, kendi malınızdan ücret karşılığı birine yaptırmakla da olsa onların kazasını yerine getirmek size farzdır.
     

    Soru 1867: Bir kimse büyük oğluna belli bir arazisini satarak parasıyla kendisine niyabeten hac yapmasını vasiyet etmiş ve büyük oğlu da bunu kabul etmiştir. Fakat Hac ve Ziyaret Kurumu'ndan vaktinde hac ziyareti ruhsatı alamadığından, son zamanlarda hac masraflarının yükselmesinden ve arazinin parasının yeterli olmadığından dolayı şahsen vasiyeti yerine getirmesi mümkün olmuyor. Bu nedenle babasına niyabeten hac yapması için birini naip tutmak zorunda kalmıştır. Fakat arazinin parası hac niyabeti ücretine de yetmemektedir. Acaba bu durumda diğer mirasçılara, babanın vasiyetini yerine getirmek için onunla yardımlaşmaları farz mıdır, yoksa babasına niyabeten hac yapmakla yükümlü olan büyük oğlun mu vazifesidir?
    Cevap: Sorudaki durumda diğer mirasçılara, hac masraflarını ödemek farz değildir. Fakat vasiyet eden kişinin üzerine hac farz olmuşsa ve kendisine niyabeten hac yapılması için belirttiği arazi de mikattan yapılsa bile niyabeten hac masrafları için yeterli değilse, bu durumda mikattan yapılan hac masraflarını meyyitin bırakmış olduğu asıl maldan tamamlamak farzdır.
     

    Soru 1868: Eğer meyyitin belli bir miktarda şer'î hakları (humus, zekât vb.) ödediğine dair bir makbuz mevcut olursa veya birkaç kişi onun şer'î hakları verdiğine tanıklık ederlerse, bu durumda mirasçıların, meyyitin bıraktığı mallardan şer'î hakları ödemeleri farz mıdır?
    Cevap: Meyyitin üzerindeki şer'î haklardan (humus, zekât vs.) bir meblağı verdiğine dair bir makbuzun mevcut olması veya şahitlerin tanıklık etmesi, onun üzerinden bu borçların kalktığına ve yine mallarına şer'î hakların taalluk etmediğine dair şer'î bir delil teşkil et-mez. Dolayısıyla eğer hayattayken veya vasiyetnamesinde şer'î haklar olarak bir miktar borcu olduğunu veya bıraktığı mallarda şer'î haklar bulunduğunu itiraf ederse veya mirasçıların kendileri buna kesin kanaat getirirlerse, bu durumda meyyitin ikrar ettiği veya mirasçıların kesin kanaat getirdiği şeyi onun bıraktığı asıl maldan vermeleri farzdır; aksi durumda (ikrar ve yakin yoksa) bu konuda onlara hiçbir şey farz değildir.
     

    Soru 1869: Bir kimse mallarının üçte birinin kendisi için harcanmasını vasiyet etmiş ve vasiyetnamesinin haşiyesinde bahçedeki evinin, mal varlığının üçte birinde yaptığı vasiyetin masraflarını karşılamak için ayrılmasını kaydetmiştir. Vasisinden de, kendi ölümünden yirmi sene sonra onu satarak parasını kendisi için harcamasını istemiştir. Bu durumda acaba üçte biri, meyyitin eviyle diğer mallarından ibaret olan bütün mal varlığından mı hesaplamak gerekir; yani eğer ev mirasın üçte birinden az olursa, meyyitin diğer mallarından hesaplanmalıdır; yoksa üçte bir sadece ev olup vasi mirasçılara ait diğer mallardan bir şey alamaz mı?
    Cevap: Bu kimse vasiyetle ve vasiyetnamesinin haşiyesinde yazdığı ile kendisi için üçte bir olarak sadece evi belirtmek istemişse ve bıraktığı mallardan borçları ödendikten sonra ev, mallarının tamamının üçte birinden fazla olmazsa, bu durumda meyyite ait olan üçte bir sadece bu evdir. Yine eğer mal varlığının üçte birini kendisi için vasiyet ettikten sonra, evin bıraktığı malın üçte birinde yaptığı vasiyetinin masrafları için harcanmasını belirtmek istemişse ve mirastan borçları ödendikten sonra, ev bıraktığı malın tamamının üçte biri kadar olursa, durum aynıdır; aksi durumda bıraktığı malın üçte biri olacak kadar diğer mallardan eve eklemek gerekir.
     

    Soru 1870: Mirasın bölüşülmesinden yirmi yıl ve meyyitin kızının kendi payına düşeni satmasından dört yıl sonra anne kocasının bütün mallarının kendisine ait olduğunu gösteren bir vasiyetnamenin mevcut olduğunu ortaya koyar ve kocasının ölümünden beri bu vasiyetnamenin kendi yanında bulunduğunu, fakat bunu hiç kimseye söylemediğini itiraf eder. Acaba bu durumda mirasın bölüştürülmesi ve meyyitin kızının mirastan ken-di payına düşeni satmasının batıl olduğuna hükmedilir mi? Eğer batıl olduğuna hükmedilirse, acaba kızla annesi arasındaki ihtilâftan dolayı üçüncü kişinin kızdan satın aldığı mülkün tapu senedini iptal etmek sahih midir?
    Cevap: Bu vasiyetin sahih olması ve muteber bir delille ispatlanması durumunda anne, kocasının ölümünden mirasın bölüşülmesine kadar vasiyetten haberdar ol-masına ve kıza payı verildiğinde ve kızın da payını sattığında vasiyet belgesi onun yanında bulunmasına rağmen vasiyet konusunda sessiz kalmış ve kıza payının verilmesine ve kızın o zaman payını satmasına itiraz et-memişse, -vasiyeti ilân etmede herhangi bir mahzurun olmadığı farz edildiği takdirde- bütün bunlar annenin, kızın mirastan aldığı ve sattığı şeye razı olduğunu gösterir; dolayısıyla bundan sonra kıza verilen şeyi kızdan veya müşteriden isteyemez ve kızın yaptığı satışın sıhhatine ve malın müşteriye ait olduğuna hükmedilir.
     

    Soru 1871: Bir şehit, babasına hitaben vasiyetnamesinde, kendisine ait olan evini satmaksızın borçlarını ödemesi mümkün olmazsa evini satarak borçlarını ödemesini vasiyet eder. Yine ondan bir meblağın hayır işlerde harcanmasını, arsasının parasının dayısına verilmesini, annesini de hacca göndermesini ve kendisi tarafından birkaç yıl oruç ve namaz kaza edilmesini vasiyet eder. Daha sonra kardeşi onun eşiyle evlenir, o evin bir kısmını şehit eşinin satın aldığını bilerek onun evine yerleşir ve evin tamir ve onarımı için bir miktar para öder ve yine şehidin oğlundan bir Cumhuriyet altını alarak evin tamirinde harcar. Bu durumda şehit kardeşinin, şehidin evinde ve şehit oğlunun mallarında tasarrufta bulunmasının hükmü nedir? Şehit çocuğunu büyüttüğü ve nafakasını üstlendiği göz önünde bulundurulursa, onun şehit çocuğuna ihtisas edilen aylık maaştan yararlanmasının hükmü nedir?
    Cevap: Bu aziz şehidin mallarının tümü hesaplanıp malî borçları ödendikten sonra geri kalan malının üçte birini namaz ve orucunu kaza etmek, annesine hac ziyareti masrafını vermek gibi vasiyetlerini yerine getirmede harcamak farzdır. Daha sonra mirasının üçte ikisi ve üçte birinden arta kalanı şehidin mirasçıları olan babası, annesi, oğlu ve karısı arasında Kitap ve Sünnet'e uygun olarak bölüştürülür. Evde ve şehide ait olan eşyalarda yapılan bütün tasarruflar, mirasçıların ve küçük çocuğunun şer'î velisinin izniyle yapılmalıdır ve şehit kardeşi, şehidin küçük çocuğunun şer'î velisinin izni olmaksızın yaptığı ev onarımı masraflarını küçük çocuğun malından alamaz. Aynı şekilde küçük çocuğun altınını ve aylık maaşlarını şer'î velilerinin izni olmaksızın evin onarımında, kendi geçimi için ve hatta küçük çocuğun nafakasında harcayamaz; aksi takdirde o malları karşılamakla yükümlü olur ve onları çocuğa iade etmesi gerekir. Nitekim evin satın alımı da mirasçıların ve şehidin küçük çocuğunun şer'î velisinin izniyle olmalıdır.
     

    Soru 1872: Bir kimse vasiyetinde, tüm mal varlığının üç hektar meyve bahçesinden ibaret olduğunu ve ölümünden sonra iki hektarını evlâtlarından bir grubuna ve bir hektarının ise vasiyet ettiği yerlerde kendisi için harcanmasına dair karşılıklı sulh edildiğini kaydeder. Fakat bu adam öldükten sonra bahçenin tamamının yüz ölçümünün iki hektardan daha az olduğu ortaya çıkar. Buna göre: 1) Acaba onun vasiyet belgesinde kaydettikleri, belirttiği şekilde malları konusunda sulh mu sayılır, yoksa vefatından sonra malları hakkında vasiyet mi sayılır? 2) Bahçenin yüz ölçümünün iki hektardan az olduğu anlaşıldıktan sonra, acaba onun tamamı evlâtlarının olup kendisine ayırdığı bir hektarın mevzuu kalkar mı, yoksa başka bir şekilde mi davranılması gerekir?
    Cevap: Sulh eden kişi hayattayken, lehine sulh yapılan kişinin onu kabul etmesiyle sulhun şer'an sahih bir şekilde gerçekleştiği kesin olarak anlaşılmadıkça, onun kaydettiklerinin vasiyet olduğuna hükmedilir. Do-layısıyla meyve bahçesi hakkındaki vasiyeti evlâtları ve kendisi için bıraktığı malın üçte biri oranında geçerlidir; üçte birden fazlasında ise, mirasçıların iznine bağlıdır; eğer izin vermezlerse, üçte birden fazlası onların mirası olur.
     

    Soru 1873: Bir kimse ölümünden sonra, kızlarının her birine mirastan paylarına düşen mal yerine belli bir miktar nakit para vermesi kaydıyla bütün mallarını oğlunun adına geçirir. Ancak babası öldüğü sırada kızlardan biri hazır olmadığı için o zaman hakkını alamaz ve bir süre sonra şehre döndüğünde erkek kardeşinden hakkını talep eder. Fakat kardeşi o zaman ona bir şey vermez; ama aradan birkaç yıl geçtikten ve vasiyet edilen paranın alım gücü oldukça düştükten sonra şimdi mezkur meblağı ona verebileceğini bildirir; fakat kız kardeşi mezkur meblağın o zamanki alım gücünü talep eder, kardeşi ise talep edilen parayı ödemeyerek onu faiz istemekle suçlar; bu konuda hüküm nedir?
    Cevap: Mirasın erkek çocuğa teslim edilişi ve kızlara belli bir meblağın ödenmesi doğrultusunda yapılan vasiyet şer'an sahih bir şekilde gerçekleşmişse, bu durumda kızlardan her biri sadece vasiyet edilen meblağa hak kazanır; fakat vasiyet edilen meblağın ödendiği sıradaki satın alım gücü babalarının öldüğü zamana oranla düşmüşse, ihtiyat gereği fark miktarında tarafların sulh etmesi (uzlaşması) gerekir ve bu da faiz hükmünde değildir.
     

    Soru 1874: Annemle babam hayattayken, çocuklarının hepsinin huzurunda bir tarlayı, ölümlerinden sonra ken-dilerinin kefen, defin, namaz ve oruç gibi masraflarında harcamam için miraslarının üçte biri olarak ayırarak ailenin tek oğlu olan bana vasiyet ettiler. Ebeveynimin ölümünden sonra nakit paraları olmadığı için mezkur masrafların tümünü kendi malımdan karşıladım; acaba şimdi yaptığım bütün bu masrafları bıraktıkları malın mezkur üçte birinden alabilir miyim?
    Cevap: Eğer meyyite harcadığınız miktarı, vasiyet adına ve mirasın üçte birinden almak kastıyla ödemişseniz, onları meyyitin mallarının üçte birinden almanız caizdir; aksi durumda caiz değildir.
     

    Soru 1875: Bir kimse, ölümünden sonra evlenmediği takdirde içinde oturduğu evin üçte birinin karısına verilmesini vasiyet eder. Ölümünden sonra karısının id-deti bittikten sonra evlenmediği ve gelecekte de evleneceğine dair hiçbir belirti olmadığı dikkate alındığında, bu adamın vasiyetini uygulama konusunda vasinin ve diğer mirasçıların yükümlülüğü nedir?
    Cevap: Şimdilik vasiyet edilen mülkü adamın dul karısına vermeleri farzdır, fakat evin verilişi onun evlenmemesi koşuluna bağlıdır; dolayısıyla eğer daha sonra evlenirse, bu durumda mirasçılar feshetme ve mülkü geri alma hakkına sahiptirler.
     

    Soru 1876: Babamın babasından miras olarak aldığı, amcamız ve ninemizle ortak olduğumuz ve onların da dedemizden miras aldıkları malı bölüştürmek istediğimizde, onlar dedemizin, ninemize ve amcamıza bıraktığı maldan alacakları paya ilâveten her birine belli bir meblağ nakit paranın verilmesini de vasiyet ettiğine dair otuz yıl önceki vasiyeti gösterdiler; fakat amcam ve ninem bu meblağı şimdiki değerine dönüştürerek vasiyet edilen miktarın kaç misli fazlasını ortak maldan kendilerine ayırdılar; acaba onların bu işi şer'an caiz midir?
    Cevap: İhtiyat gereği malın satın alım gücünün farkıyla ilgili olarak aranızda uzlaşmalısınız ve eğer bu ko-nuda bir kanun varsa, ona uyulmalıdır.
     

    Soru 1877: Aziz şehitlerden biri, kendi evi için satın almış olduğu bir halıyı İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbelâ'-daki türbesine hediye edilmesini vasiyet etmiştir. Şimdi bu vasiyeti yerine getirme imkânına sahip oluncaya kadar halıyı evde saklarsak, zayi olmasından endişeleniyoruz; acaba bu durumda bir zarar gelmemesi için onu mahallenin camisinde veya hüseyniyesinde kullanmamız caiz midir?
    Cevap: Vasiyeti yerine getirme imkânı buluncaya kadar halıyı muhafaza edebilmek, onu geçici olarak ca-mide veya hüseyniyede kullanmaya bağlıysa, bunun sakıncası yoktur.
     

    Soru 1878: Bir kimse bazı gayrı menkullerinin gelirlerinden bir miktarının cami, hüseyniye, dinî merasimler ve hayır işlere harcanmasını vasiyet etmiştir; fakat mezkur mülk ve onun diğer emlâki gasp edilmiştir ve onları gasp eden kişinin elinden geri alabilmek için bir miktar para harcamaya gerek vardır; acaba bu masrafı vasiyet edilen mallardan almak caiz midir? Ve acaba sırf mülkü gasp edilmiş olmaktan kurtarma imkânına sahip olmak, vasiyetin sıhhati için yeterli midir?
    Cevap: Emlâki gaspeden kişinin elinden kurtarmak için yapılan masraf miktarında vasiyet edilen malın gelirlerinden almanın sakıncası yoktur. Mülk konusundaki vasiyetin sıhhatinde, para harcamakla da olsa, ga-sıbın elinden kurtarmaya çalışmaya müteakip vasiyet konusunda harcanabilme kabiliyetine sahip olması yeterlidir.
     

    Soru 1879: Birisi bütün menkul ve gayrimenkul mallarını oğluna vasiyet ederek altı kızını mirastan mahrum etmiştir, acaba bu vasiyet geçerli midir? Eğer geçerli değilse, bu mallar altı kızla, bir oğul arasında nasıl bölüştürülmelidir?
    Cevap: Böyle bir vasiyetin genel olarak bir sakıncası yoktur; fakat bu vasiyet sadece bıraktığı malın tümünün üçte birinde geçerlidir ve üçte birinden fazlasında ise, mirasçıların hepsinin iznine bağlıdır. Dolayısıyla eğer kızlar izin vermezlerse, her biri bırakılan malın üçte ikisinden kendi payına düşeni miras olarak alır. Buna göre babanın mirası yirmi dörde bölünür. Oğul bundan vasiyet edilen malın üçte biri olarak 8/24 ve geriye kalan üçte ikiden de payına düşen 4/24'ü alır. Kızların her birinin payı ise, 2/24 olur. Başka bir tabirle: Mirasın tümünün yarısı oğlun olur, diğer yarısı ise altı kız arasında bölüştürülür.

    1- [Müsle, tahkir etmek için birinin vücudundan bir şeyi kes-meye denir.]
  • GASP
  • KISITLILIK VE BALİĞ OLMA ALÂMETLERİ
  • MUDAREBE
  • BANKA İŞLEMLERİ
  • SİGORTA
  • DEVLET MALLARI
  • VAKIF
  • MEZARLIK HÜKÜMLERİ
700 /