İndirin:
Fıkhî Sorulara Cevap
- TAKLİT HÜKÜMLERİ
- TAHARET HÜKÜMLERİ
- Suların Hükmü
Suların Hükmü
Soru 70: Tazyiksiz olarak yukarıdan aşağıya doğru akan az suyun alt tarafı necise ulaşırsa, üst tarafı aynı şekilde pak olarak kalır mı?
Cevap: Suyun aktığı yön, "Su yukarıdan aşağıya doğru akıyor." denecek şekilde olursa, suyun üst tarafı paktır.
Soru 71: Necis olan elbiseleri, akarsu veya kür suyla yıkarken [pak olması için] onu sıkmak da gerekir mi? Yoksa necaseti giderildikten sonra suyun her yerine ulaşması yeterli midir?
Cevap: Farz ihtiyat gereği sıkılmaları veya silkelenmeleri gerekir.
Soru 72: Necis olan bir elbisenin akarsu ve kür su ile temizlenirken suyun dışında mı sıkılması gerekiyor yoksa suyun içinde sıkılmasıyla pak olur mu?
Cevap: Suyun içinde silkelenmesi veya sıkılması yeterlidir.
Soru 73: (Şehirlerde) çok suya bağlı olan musluk suyuyla yıkadığımız kilim veya halı, necis olan yere musluk suyunun ulaşmasıyla pak olur mu? Yoksa yıkanan suyun ayrılması mı gerekir?
Cevap: Musluk suyuyla temizlik yaparken, suyun necis şeyden ayrılması şart değildir. Necasetin kendisi giderildikten ve su akarken el ile halının üzerinden suyun akıtılmasıyla yıkama işlemi gerçekleştikten sonra necis olan yere sadece suyun ulaşmasıyla taharet oluşur.
Soru 74: İçindeki doğal tuz sebebiyle yoğunlaşan sularla, örneğin, Urumiye Gölü, denizler veya onlardan daha yoğun olan sularla abdest alma ve gusletmenin hükmü nedir?
Cevap: Suyun içindeki tuz dolayısıyla yoğunlaşması, ona mutlak su denilmesine mani olmaz ve mutlak suyla ilgili şer'î hükümlerin bir su hakkında geçerli olması için, halkın ona mutlak su demesi yeterlidir.
Soru 75: [Bir su hakkında] çok su hükümlerinin geçerli olması için onun çok su olduğu bilgisine [hâlihazırda] sahip olmak farz mıdır? Yoksa daha önceden çok su olduğunun bilinmesi yeterli midir? (Mesela; trenler ve benzerlerinde olan sular gibi.)
Cevap: Suyun önceden çok su olduğu bilinirse, yine de çok olduğuna karar verilmesi caizdir (kür su hükmündedir).
Soru 76: İmam Humeyni'nin İlmihali'nin 147. meselesinde şöyle bir fetva yer almıştır: " Mümeyyiz çocuğun taharet ve necaset hakkındaki sözüne, baliğ oluncaya kadar itibar edilmez." Bu fetvaya pratikte amel etmenin, anne ve babaların buluğ yaşına erinceye kadar tuvalet sonrası çocuklarının taharet işlerini üstlenmesi gibi pek çok zorlukları vardır. Lütfen bu durum karşısında şer'î görevimizin ne olduğunu açıklar mısınız?
Cevap: Bulûğ çağına yakın bir yaşta olan çocuğun kendisiyle veya kendi sahip olduğu eşyalar ile ilgili temizlik ve necasetler hakkında verdiği bilgilere itibar edilir. Bunların [kendisi ve sahip olduğu eşyalar] dışında eğer [sözleri] insanda itminan ve yakine -kesin bilgiye- sebep olmuyorsa [çocuğun sözleri] geçersizdir.
Soru 77: Bazen klor gibi bazı maddelerin eklenmesinden dolayı su, süt rengini alıyor; bu suya muzaf su denilir mi? Böyle bir suyu abdest ve diğer temizlik gerektiren işlerde kullanmanın hükmü nedir?
Cevap: Bu su, muzaf su hükmünde değildir.
Soru 78: Temizlikde akarsu ile çok su arasında fark var mıdır?
Cevap: İkisi arasında hiçbir fark yoktur.
Soru 79: Tuzlu suyun kaynatılarak buharından elde dilen su ile abdest alınabilir mi?
Cevap: [Buhardan elde edilen suya] mutlak su denilirse, mutlak su hükmündedir.
Soru 80: Ayağın veya ayakkabının altı necis olduğunda pak olması için on beş adım yürümek şarttır. Acaba bu iş necaset giderildikten sonra mı yapılmalıdır? Yoksa necaset giderilmeden de yeterli midir? Başka bir ifadeyle; on beş adım yürüdükten sonra necaset yok olursa ayak veya ayakkabı altı pak olur mu?
Cevap: Yolda yürümenin sonucunda ayağının veya ayakkabısının altı necis olan birisinin, on adım kadar kuru ve temiz bir zeminin üzerinde yürümesinin veya ayağını zemine sürmesinin sonucunda necaset giderilirse, ayak ve ayakkabısının altı temizlenir.
Soru 81: Asfalt döşenmiş olan caddelerde [on adım] yürümek, ayağın veya ayakkabının altını temizler mi?
Cevap: Asfalt döşenmiş olan caddeler ayağın veya ayakkabının altın[daki necaseti] pak etmez.
Soru 82: Güneş pak edici midir? Eğer pak ediciyse şartları nelerdir?
Cevap: Güneş, ağaç, bitkiler, yer ve üzerindeki bina ve bunların yapımında kullanılan kapı, pencere, tahta ve kolon gibi bütün taşınmazları temizler. Ancak daha önce onlardan necasetin giderilmesi, güneş vurduğunda onların ıslak olması, perde ve bulut gibi güneşin doğrudan yansımasına engel olacak şeylerin olmaması ve sadece güneşin vasıtasıyla kuruması şarttır.
Soru 83: Yıkanırken renk veren necis elbiseler nasıl pak olur?
Cevap: Elbisenin rengi suyun muzaf olmasına sebep olmaz ise üzerlerine su dökmekle pak olur.
Soru 84: Cenabet guslü alırken şahsın kullandığı kova ve benzeri kaplara su sıçratması, suyun necis olmasına ve bu su ile guslün tamamlanmasına engel olur mu?
Cevap: Eğer bedenin pak olan yerinden kovaya sıçrıyor veya damlıyorsa, su paktır ve onunla guslü tamamlamanın bir sakıncası yoktur.
Soru 85: Necis su ile karışık çamurdan yapılan tandırın paklanması (temizlenmesi) mümkün müdür?
Cevap: Tandırın, hamur yapışan dış yüzeyi yıkanarak paklanabilir (temizlenebilir). Ekmek pişirmek için de tandırın dış yüzeyinin temiz olması yeterlidir.
Soru 86: Yeni bir özellik alacak şekilde üzerinde kimyasal işlemler yapılan necis yağların necaseti baki kalır mı, yoksa istihale hükmüne mi girer?
Cevap: Necis maddelerin paklanarak helal olmaları için onlara yeni bir özellik kazandıracak şekilde üzerlerinde sadece kimyasal işlemler yapılması yeterli değildir.
Soru 87: Köyümüzdeki hamam, düz bir tavana sahip olduğu için buhardan oluşan su damlacıkları yıkanan kimselerin üzerine damlıyor. Acaba bu su damlacıkları pak mıdır ve alınan gusül bu damlacıklar düştükten sonra sahih midir?
Cevap: Hamamın buharı ve onun pak olan tavanından damlayan su damlacıkları temizdir. Bu su damlacıklarının bedene değmesi onu necis etmez ve guslün sıhhatine de bir zarar vermez.
Soru 88: Bilimsel araştırmalara göre, kanalizasyon suları kirletici madensel kalıntılar ve mikropların bulaşması onun ağırlığını yüzde on artırıyor. Arıtma tesisleri, bu maddeleri sudan arındırarak fiziksel (renk, tat ve koku), kimyasal (kirletici madensel kalıntılardan temizlenmesi) ve hijyen (zararlı mikroplar ve bakterilerden arındırılması) yönünden onu birçok nehir, göl ve sulama suyundan daha temiz ve sağlıklı bir su haline getiriyor. Tasfiye edilmeden önce necis olan bu sular, acaba yapılan bu işlemle pak olur mu ve ona istihale hükmü uygulanır mı? Yoksa bu arıtmadan sonra elde edilen su da necis midir?
Cevap: Açıkladığınız durumda sadece kirletici maden kalıntılarını, mikropları, bakterileri ve benzeri şeyleri sudan arıtmakla da istihale gerçekleşmez. Ancak necis su buharlaştırılıp tekrar su haline getirilirse pak olur.
- Helaya Gitmenin Hükümleri
Helaya Gitmenin Hükümleri
Soru 89: Göçebeler, özellikle göç zamanlarında temizlik için yeterli su bulamıyorlar. Acaba idrar mahallini tahta ve taş parçalarıyla temizlemeleri yeterli midir ve bu halde namaz kılınabilir mi?
Cevap: İdrar mahalli sudan başka bir şeyle temizlenmez. Ama suyla bedenini temizleme imkânına sahip olmayan bir şahsın namazı sahihtir.
Soru 90: Az su ile idrar ve büyük tuvalet mahallini temizlemenin hükmü nedir?
Cevap: İdrar mahallini temizlemek için, ihtiyat gereği idrar giderildikten sonra iki defa az suyla yıkamak gerekiyor. Gâita mahallini ise, necasetten hiçbir eser kalmayana kadar yıkamak lazım.
Soru 91: Namaz kılanın adet üzere idrar ettikten sonra istibra etmesi gerekiyor; ama o bölgede yara olması nedeniyle istibra ettiğimde kan geliyor ve bu kan, yıkamak için kullandığım suya karışarak, beden ve elbisemin necis olmasına sebep oluyor. Eğer istibra etmezsem, muhtemelen yara iyileşecektir. Dolayısıyla, yaranın devam etmesi istibrayı sürdürdüğümden kaynaklandığı kesindir. Bu durumu sürdürürsem yaram üç aya kadar iyileşmez; bu durumda, istibra edip etmemem gerektiğini açıklar mısınız?
Cevap: İstibra etmek farz değildir. Hatta dikkate değer bir zarara sebep olursa caiz de olmayacaktır. Elbette, eğer idrar ettikten sonra istibra yapılmaz ve ondan sonra şüpheli bir rutubet gelirse idrar olduğuna hükmedilir.
Soru 92: İdrar ve istibradan sonra bazen gayri ihtiyarı olarak insandan gelen idrara benzer akıntı necis midir? Eğer insan bir süre sonra tesadüfen bunun farkına varırsa, [bu halde kıldığı] geçmiş namazlarının hükmü nedir? Ayrıca; bundan sonra gayri ihtiyari olarak gelen bu rutubet hakkında araştırma yapması gerekiyor mu?
Cevap: İstibradan sonra gelen ve idrar olup olmadığında şüphe edilen rutubet idrar hükmünü taşımaz ve pak hükmündedir. Bu konu hakkında araştırma yapmak da farz değildir.
Soru 93: İnsandan çıkan rutubetler hakkında bir açıklama yapar mısınız?
Cevap: Bazı zamanlar insandan meniden sonra gelen suya "vezy", idrardan sonra gelen suya "vedy" ve karı koca oynaşmasından sonra gelen suya da "mezy" denilir. Meni dışında bunların hepsi pak olup abdesti de bozmazlar.
Soru 94: Kıblenin tam ters istikametine yerleştirildiğine inandığımız tuvalet taşının bir süre sonra kıblenin 20 ila 22 derece aksi yönüne yerleştirilmiş olduğunun farkına vardık. Bu durumda; tuvalet taşının yönünü değiştirmemiz farz mıdır?
Cevap: [Tuvalet taşının yönünün] "Kıbleye doğru değildir." denecek kadar aksi istikamette olması yeterlidir ve sakıncası yoktur.
Soru 95: İdrar mecrasında bulunan bir hastalık nedeniyle idrar edip istibra yaptıktan sonra idrarımı tutamıyorum ve rutubet geliyor. Tedavi için doktora gittim ve bütün tavsiyelerini yerine getirdim; ama bir fayda vermedi. Bu durumda şer’i görevim nedir?
Cevap: İstibra yaptıktan sonra idrarın gelmesine dair edilen şüpheye itina edilmez. Eğer idrarın damlalar halinde geldiğini kesin olarak biliyorsanız, İmam Humeyni'nin ilmihalinde bulunan meslus ile ilgili hükme göre amel etmeniz gerekir. Buna ilave olarak yapmanız gereken bir vazifeniz yoktur.
Soru 96: Gâita mahallini temizlemeden önce istibra nasıl yapılır?
Cevap: İstibranın keyfiyeti hususunda gâita mahallini temizlemenin öncesi ve sonrası arasında bir fark yoktur.
Soru 97: Bazı kurum ve şirketlerde çalışmak, insanın avret yerinin açılmasını da içeren bir takım tıbbi muayenelerden geçmesine bağlıdır. İhtiyaç duyulduğu takdirde bu incelemeler caiz midir?
Cevap: Bir işe istihdam edilebilmek için zorunlu olsa bile, avret yerinin açılması ve ona bakılması caiz değildir. Fakat doktor iş başvurusunda bulunan şahsın, istihdam edilmesi yasak olan bir tür hastalığa sahip olduğu ihtimalini verir ve bu hastalığın onda olmadığını ispat etmenin de avret mahalline bakmaktan başka bir yolu yoksa o zaman [avret mahalline] bakmak caizdir.
Soru 98: İdrar mahalli kaç kere yıkanırsa pak olur?
Cevap: İdrar mahalli farz ihtiyat gereği az suyla iki kere yıkanırsa pak olur.
Soru 99: Dışkı [gaita] mahalli nasıl temizlenir?
Cevap: Dışkı mahalli iki şekilde temizlenir:
1) Suyla necaset giderilinceye kadar yıkanır ve daha sonra tekrar yıkanmasına gerek yoktur.
2) Üç parça taş, kumaş veya benzeri bir cisimle necaset temizlenir ve eğer üç parçayla temizlenmezse başka parçalarla temizlik tamamlanır. Ayrıca bir taşın veya kumaşın üç ayrı köşesinden de faydalanılabilir. - Abdest Hükümleri
Abdest Hükümleri
Soru 100: Akşam namazı için temizlenmek niyetiyle aldığım abdestle Kur'ân-ı Kerim'e dokunabilir miyim ve onunla yatsı namazını kılabilir miyim?
Cevap: Sahih bir abdest aldıktan sonra, abdest bozulmadıkça onunla taharetle yapılması gereken her amel yapılabilir.
Soru 101: Başına peruk takan ve çıkardığında zahmete düşen bir kimse, takma saçın üzerine mesh edebilir mi?
Cevap: Protez-takma saç eğer şapka gibi başa takılanlardan ise mesh edilirken onu kaldırmak vaciptir. Ancak protez saç çıkarılması mümkün olmayacak şekilde kafaya ekilmiş ise veya onu çıkarmak tahammülü çok zor sıkıntı ve zarara yol açarsa, takma saçlardan dolayı başın derisine rutubeti ulaştırmak da mümkün olmazsa bu Protez-takma saçların üzerine mesh etmek yeterlidir. Tabi ihtiyat gereği teyemmüm de alması gerekir.
Soru 102: Abdest alırken yüze yalnızca iki avuç su dökülmesi gerektiği ve üçüncü kez su dökmenin abdesti batıl ettiği söyleniyor. Bu söz doğru mudur?
Cevap: Abdest alırken uzuvları bir defa yıkamak farz, iki defa caiz ve ondan fazlası meşru değildir; ancak yıkama sayısını belirlemede ki ölçü insanın kendi niyetidir. Dolayısıyla ilk yıkama kastıyla birkaç kez su dökmenin sakıncası yoktur.
103: İrtimasî abdest alırken yüzü ve elleri iki defadan fazla suya daldırmak caiz midir? Yoksa sadece iki defamı caizdir?
Cevap: İrtimasî abdest alırken yüzü ve elleri sadece iki defa suya daldırabiliriz. Birincisi farz, ikincisi caiz ve ondan fazlası ise caiz değildir. İrtimasî abdestte meshin abdest suyuyla yapılabilmesi için kolların sudan çıkarılırken abdest niyetiyle çıkarılıp yıkanması gerekir.
Soru 104: İnsanın saç ve cildinde doğal olarak oluşan yağ [suyun bedene ulaşmasını önleyen] bir engel sayılır mı?
Cevap: Suyun beden veya saça ulaşmasını önleyecek kadar olmadıkça engel sayılmaz.
Soru 105: Bir süreden beridir, ayaklarıma mesh ederken parmaklarımın ucundan değil, ayağımın üstü ve parmaklarımın bir kısmını mesh ediyorum. Böyle mesh etmem sahih midir? Eğer, böyle mesh etmem sakıncalıysa, kılmış olduğum namazları kaza etmem farz mıdır?
Cevap: Ayak parmaklarının ucundan mesh edilmezse abdest batıl olur ve [böyle bir abdestle kılınan] namazların kazası farzdır. Ancak insan abdest esnasında parmak ucundan itibaren mesh edip etmediğinde şüpheye düşerse; eğer meseleyi [ayak parmaklarının ucundan mesh edilmesi gerektiğini] biliyorduysa ve parmak ucundan mesh ettiğine ihtimal veriyorsa, abdestin ve kılmış olduğu namazların sahih olduğuna hükmedilir.
Soru 106: Ayak meshinin nihaî noktası olan "kaab" neresidir?
Cevap: Ayaklar eklem yerine kadar mesh edilmelidir.
Soru 107: Devletin, diğer İslâmî ülkelerde yaptırdığı camilerde, merkezlerde ve devlet dairelerinde abdest almanın hükmü nedir?
Cevap: Caizdir ve şer'î açıdan bir sakıncası yoktur.
Soru 108: Bir çeşmenin suyunu borularla birkaç km. uzaklıkta olan bir bölgeye götürmek için, su borularının diğerlerine ait tarlalardan geçirilmesi gerekiyor. Tarla sahipleri razı olmadıkları takdirde bu suyu abdest, gusül ve diğer temizlik işleri için kullanmak caiz midir?
Cevap: Eğer su, başkalarının arazisinin dışında kendiliğinden kaynar ve yere akmadan doğrudan boruya bağlanıp hedef bölgeye yönlendirilirse ve bu suyu kullanmak, örfen başkalarının mülkünde tasarruf sayılmazsa sakıncası yoktur.
Soru 109: Su idaresi [suyun basıncını yüksek binalarda artırmak için] su pompalarını kullanmayı yasaklamıştır. Ama bazı mahallelerde suyun tazyiki çok düşük olduğundan mahalle sakinleri üst katlara su ulaştırabilmek için su pompası kullanıyorlar. Yukarıda anlatılanlar göz önünde bulundurularak aşağıdaki sorulara cevap verir misiniz?
1) Daha fazla su kullanabilmek amacıyla su pompası taktırmanın şer’i açıdan hükmü nedir?
2) Eğer su pompalarından faydalanmak caiz değilse, su pompasından elde edilen suyla alınan abdest ve gusüllerin hükmü nedir?Cevap: Böyle bir durumda su pompası kullanmak caiz değildir, su pompasının çalışmasıyla alınan abdest ve gusül de sakıncalıdır.
Soru 110: Bir istiftanın cevabında "Namazın ilk vaktinin girmesine yakın abdest alınırsa, onunla namaz kılınabilir." buyurmuşsunuz. Namazın ilk vaktinin girmesine yakın zamandan maksat nedir?
Cevap: Ölçü; örfen "Namaz vakti yakındır." denilebilmesidir ve o vakitte namaz için abdest almanın bir sakıncası yoktur.
Soru 111: Abdest alırken, parmakların yürüme esnasında yere gelen alt kısmını mesh etmek müstehap mıdır?
Cevap: Ayakların mesh edilmesi gereken yeri, parmaklardan birisinin ucundan başlayarak ayak eklemine kadardır. Parmakların alt kısmının mesh edilmesinin müstehap oluşu sabit değildir.
Soru 112: Abdest alan kimsenin, abdest kastıyla yüz ve ellerini yıkarken eliyle musluğu açıp kapatmasının hükmü nedir?
Cevap: Sakıncası yoktur ve abdeste bir halel getirmez; ancak sol kolunu yıkadıktan sonra, onunla mesh etmeden önce eğer elini ıslak musluğa vurur ve elindeki abdest suyuna dışarıdan su karışırsa, dışarıdan su karışan eliyle yapacağı mesh sakıncalıdır.
Soru 113: Mesh etmek için abdest suyunun dışındaki bir su kullanılabilir mi? Başı ille de sağ elle ve yukarıdan aşağıya doğru mu mesh etmek gerekiyor?
Cevap: Baş ve ayakların meshi abdest suyunun elde kalan ıslaklığıyla yapılmalıdır. Eğer elde ıslaklık kalmamışsa, sakal ve kaşlardan alınarak mesh yapılmalıdır. Ayrıca ihtiyata uygun olan başın sağ elle mesh edilmesidir; ancak yukarıdan aşağıya mesh etmek şart değildir.
Soru 114: Bazı kadınlar tırnaklardaki ojenin abdest için engel olmadığını ve ince çorap üzerinden mesh etmenin de caiz olduğunu iddia ediyorlar; bu konudaki görüşünüz nedir?
Cevap: Oje [plastik, silikon ve yağlı boyalar gibi] kütlesi yoğun [bir madde] olduğundan suyun tırnaklara geçmesine engel olarak abdesti batıl eder. Çorap ise her ne kadar ince olursa olsun, onun üzerinden mesh etmek sahih değildir.
Soru 115: Savaşta omuriliğinin kesilmesi nedeniyle idrarını kontrol edemeyen gazilerin, Cuma namazına katılarak hutbeleri dinlemeleri ve meslus olanların vazifesine amel ederek Cuma ve ikindi namazlarını kılmaları caiz midir?
Cevap: Onların Cuma namazına katılmalarında sakınca yoktur. Ancak onların, namazı abdest alır almaz ara vermeden kılmaları farz olduğundan dolayı Cuma hutbesinden önce aldıkları abdestle namaz kılabilmeleri için abdest aldıktan sonra onu bozan bir hadesin meydana gelmemesi gerekir.
Soru 116: Abdest almaya kudreti olmayan kimse, abdest aldırması için kendisine bir yardımcı (naib) tutar, ancak abdest niyetini kendi yapar ve kendisi mesh eder. Eğer kendisinin mesh etmeye kudreti olmazsa yardımcı onun elinden tutarak ona mesh ettirir. Eğer bundan da aciz ise yardımcı onun elinden rutubet-ıslaklık alarak mesh eder. Şimdi eğer bu adamın eli yoksa, o zaman hükmü nedir?
Cevap: Eğer şahsın eli yoksa mesh etmek için onun kolundan ve eğer kolu da olmazsa, onun sakal veya kirpiklerinden ıslaklık alınarak baş ve ayaklarına mesh edilmelidir.
Soru 117: Cuma namazının kılındığı yerin yakınında merkez camisine ait bir abdesthane bulunmaktadır. Oranın su parası cami gelirinin dışında bir bütçeyle ödenmektedir. Bu durumda, Cuma namazı kılanların o suyu kullanmaları caiz midir?
Cevap: Oranın suyu mutlak olarak namaz kılanlar için vakfedildiğinden dolayı onu kullanmanın sakıncası yoktur.
Soru 118: Öğle ve ikindi namazlarından önce alınan abdest ile bozulmadığını kesin olarak bildiğimiz takdirde akşam ve yatsı namazları da kılınabilir mi? Yoksa her namazın kendine ait bir niyet ve abdesti mi vardır?
Cevap: Her namaz için ayrı bir abdest almak gerekmez; alınan abdest bozulmadıkça onunla istendiği kadar namaz kılınabilir.
Soru 119: Farz bir namaz için vakit girmeden önce abdest almak caiz midir?
Cevap: Eğer namaz vaktinin girmesi yakınsa farz bir namaz için abdest almanın sakıncası yoktur.
Soru 120: Her iki ayağım da felç olduğundan dolayı özel bir ayakkabı ve koltuk değnekleri ile yürüyebiliyorum. Abdest alırken ayakkabılarımı çıkarmam kesinlikle mümkün olmadığından dolayı ayaklarımı mesh etmek hususundaki şer'î vazifemi açıklar mısınız?
Cevap: Eğer mesh etmek için ayakkabılarınızı çıkarmak sizin için çok zor ve çetin ise; ayakkabının üzerinden mesh etmeniz yeterli ve caizdir.
Soru 121: Gittiğimiz bir yerde su bulmak için etrafı kaç kilometre araştırmamıza rağmen sadece kirli su bulursak, bu durumda teyemmüm etmemiz mi yoksa o suyla abdest almamız mı farzdır?
Cevap: Eğer o su mutlak ve pak olur ve kullanılması zararlı olmaz ve zarar verme korkusu da olmazsa, abdest almak farzdır ve [su bulunan yerde] teyemmüm alınamaz.
Soru 122: Abdest almak kendiliğinden müstehap mıdır? Kurbet (Allah'a yakın olmak) kastı ile namaz vakti girmeden abdest alıp aynı abdestle namaz kılınabilir mi?
Cevap: Temiz [ve abdestli] olmak kastıyla abdest almak şer'î açıdan müstehap ve beğenilen bir şeydir. Müstehap olarak alınan abdestle de namaz kılmak caizdir.
Soru 123: Sürekli abdestinde şüpheye düşen biri, camiye girmek, namaz kılmak, Kur'ân okumak ve masumların mezarını ziyaret etmek için ne yapmalıdır?
Cevap: Abdest aldıktan sonra taharetin bekasında edilen şüpheye itibar edilmez. Abdestin bozulduğunu kesin olarak bilmedikçe onunla namaz kılmak, Kur'ân okumak ve Masum İmamlar’ın kabrini ziyaret etmek gibi amelleri yapabilir.
Soru 124: Abdestin sıhhatinde suyun elin her yerine akıtılması şart mıdır? Yoksa ıslak elle abdest uzuvlarını sıvazlamak yeterli midir?
Cevap: Yıkamada ölçü, elle sıvazlamakla bile olsa suyun, uzuvların her yerine ulaşmasıdır; ancak uzuvların sadece ıslak elle mesh edilmesi yeterli değildir.
Soru 125: Başı mesh ederken saçın ıslanması yeterli midir? Yoksa ıslaklık başın derisine de mi ulaşmalıdır?
Cevap: Başın ön kısmındaki derisine veya saçlara mesh edilebilir; ancak başın başka bölgelerine ait saç telleri ön kısımda toplanmışsa veya saçın ön kısmı yüze ya da omuzlara dökülecek kadar uzun olursa, onlara mesh edilmesi yeterli olmaz. [Böyle bir durumda] başın ön kısmındaki saçı ikiye ayırarak deri veya saç dipleri mesh edilmelidir.
Soru 126: Yapay [peruk vb.] saç kullanan birisi başını nasıl mesh etmelidir ve gusül alırken görevi nedir?
Cevap: Eğer yapay saç başın derisine ekilmiş ve kaldırılması mümkün değilse veya onu kaldırmak tahammül edilemeyecek kadar çok zor ve zararlıysa ve ıslaklığın yapay saçtan dolayı deriye ulaştırılması da mümkün olmazsa, yapay saç üzerine mesh etmek yeterlidir. Gusül alırken de hüküm aynıdır.
Soru 127: Abdest ve gusül azalarını yıkama arasında ara vermenin hükmü nedir?
Cevap: Gusülde fasıla vermenin (muvalâtı terk etmenin) bir sakıncası yoktur; ama abdest alırken, bir önceki aza kuruyacak kadar ara verirse, abdesti batıl olur.
Soru 128: Sürekli olarak az miktarda [da olsa] yellenen birinin abdest ve namazının hükmü nedir?
Cevap: Eğer namazın sonuna kadar abdestini tutamıyorsa ve namaz esnasında abdestini yenilemesi de çok meşakkatli olursa, bir abdestle bir namaz kılabilir. Yani namaz esnasında abdesti batıl olsa bile her namaz için bir abdestle yetinmesinin sakıncası yoktur.
Soru 129: Toplu konutlarda oturan bazı şahıslar, faydalandıkları kapıcı, sıcak su, soğuk su ve klima gibi hizmetlerde kendi paylarına düşen parayı ödemiyor ve bu gibi hizmetlerin karşılığını razı olmadıkları hâlde komşularının üzerine yıkıyorlar; acaba, şer'î açıdan bunların namaz, oruç vb. ibadetleri batıl mıdır?
Cevap: Toplu konutlarda oturan fertlerin her biri şer'î açıdan faydalandıkları ortak imkânların ücreti karşısında sorumludurlar. Kullandıkları suyun tutarını vermemek gibi bir kasıtları varsa onunla aldıkları abdest ve gusül batıldır.
Soru 130: Cenabet guslü aldıktan üç-dört saat sonra namaz kılmak isteyen bir şahıs, [cenabet guslü aldıktan sonra abdest almaya ihtiyaç olmadığından] bu süre içerisinde guslünün [abdestinin] batıl olup olmadığında şüphe etmektedir. Bu durumda, ihtiyat olarak abdest almasında bir sakınca var mıdır?
Cevap: Böyle bir durumda abdest alması farz değildir; ama ihtiyat olarak abdest almasında sakınca yoktur.
Soru 131: Bulûğ çağına ermemiş küçük çocuklar küçük hades yüzünden abdestsiz sayılırlar mı? Acaba onların Kur'ân'ın yazısına dokunmalarına müsaade etmek caiz midir?
Cevap: Evet, çocuklar da abdesti bozan şeylerin gerçekleşmesiyle muhdis [abdestsiz] olur; ancak Kur'ân-ı Kerim'in yazılarına el sürmek onlara haram değildir. Mükelleflerin de çocukların Kur’an’ın yazılarına el sürmelerini engellemeleri farz değildir.
Soru 132: Abdest uzuvlarından biri yıkadıktan sonra, eğer abdest bitmeden önce necis olursa hükmü nedir?
Cevap: O uzvun necis olması abdesti bozmaz; ama namaz kılmak için necasetten temizlenmek amacıyla o uzvu yıkamak farzdır.
Soru 133: Mesh ederken, ayakların üzerinde birkaç damla suyun olması abdesti bozar mı?
Cevap: Mesh ederken, başka suyun değil de eldeki suyun ayağa etki etmesi için, mesh edilen yerdeki su damlalarını kurulamak farzdır.
Soru 134: Sağ eli omuzdan kesilen birinden, sağ ayağın meshi kalkar mı?
Cevap: Sağ ayağın meshi onun üzerinden kalkmaz; belki sol eli ile onu mesh etmesi gerekir.
Soru 135: Abdest uzuvlarından birisinde yara veya kırık olan birisinin vazifesi nedir?
Cevap: Abdest uzuvlarında yara veya kırık varsa, o bölgenin üzeri açık ve suyun da zararı yoksa o bölge yıkanmalıdır, ama yıkamak zararlıysa sadece etrafı yıkanmalıdır. Eğer ıslak elin o bölgenin üzerine çekilmesi zararlı değilse, farz ihtiyat gereği üzerine ıslak elin çekilmesi gerekir.
Soru 136: Mesh edilecek yeri yara olan şahsın vazifesi nedir?
Cevap: Eğer ıslak elle yaralı bölgeye mesh edemiyorsa abdest yerine teyemmüm yapmalıdır. Ancak yaralı yerin üzerine bez parçası koyup elini onun üzerine çekebiliyorsa, ihtiyat gereği teyemmüme ilave olarak anlatıldığı şekilde mesh etmek suretiyle abdest de almalıdır.
Soru 137: Abdest aldıktan sonra aldığı abdesttin batıl olduğunu anlayan kimsenin hükmü nedir?
Cevap: Abdestin şart olduğu ibadetler[i yerine getirmek] için yeniden abdest alması farzdır. Eğer batıl abdestle namaz kılmış ise onları da kaza etmesi vaciptir.
Soru 138: Abdest uzuvlarında, bezle sarılmasına rağmen kanaması durmayan bir yara bulunan kimse nasıl abdest almalıdır?
Cevap: Yarayı naylon gibi kanı geçirmeyen bir şeyle sararak cebire abdesti alması farzdır.
Soru 139: Abdestten sonra yüz ve kolları kurulamak mekruh mudur? Ve aksi (kurulamamak) müstehap mıdır?
Cevap: Bu iş [abdest uzuvlarını kurulamak] için bir mendil veya özel bir bez ayırırsa sakıncası yoktur [yani mekruh değildir].
Soru 140: Kadınların saç ve kaşlarını boyamada kullandıkları [doğal olmayan] kimyasal boyalar, abdest ve gusül için sakıncalı mıdır?
Cevap: Eğer sadece boya olur ve suyun saça ulaşmasına engel olacak [yağ vb. gibi suyu geçirmeyecek] kadar yoğun olmazsa abdest ve guslü sahihtir.
Soru 141: Mürekkep, elin üzerinde bulunduğunda [suyun bedene ulaşmamasına neden olduğu için] abdestin batıl olmasına sebep olan engellerden midir?
Cevap: Mürekkep, içinde suyun deriye ulaşmasını engelleyecek bir maddeye sahipse, abdesti batıl eder; konunun teşhisi ise mükellefin görevidir.
Soru 142: Başa mesh ederken, elin ıslaklığının yüzdeki ıslaklığa ulaşması-değmesi abdesti batıl eder mi?
Cevap: Ayakların ellerde kalan abdest suyunun ıslaklığıyla mesh edilmesi gerektiğinden, ayaklar mesh edilirken ihtiyaç duyulan ıslaklığın yüzde kalan ıslaklıkla karışmasını önlemek amacıyla, baş mesh edilirken elin alına değdirilmemesi ve yüzde kalan ıslaklıkla temas etmemesi gerekir.
Soru 143: Abdest alması, halkın arasında yaygın olan zamandan fazla süren biri, abdest uzuvlarını yıkadığından kesin olarak emin olmak için ne yapmalıdır?
Cevap: Vesveseden sakınmalı ve şeytanın kendisinden ümidi kesmesi için vesveselerine itina etmeyip diğerleri gibi sadece şer'î açıdan farz olan miktarı yıkamakla yetinmelidir.
Soru 144: Vücudumun bazı yerlerinde dövmeler var; bunun abdest, gusül ve namazı batıl ettiği ve namazlarımın kabul olmayacağı söyleniyor, bu hususta yapmam gereken nedir?
Cevap: Vücudunuzdaki dövmeler, sadece boya olursa veya derinin altında olur ve derinin yüzeyinde suyun deriye ulaşmasına engel olacak bir şey bulunmaz ise abdest, gusül ve namazınız sahihtir.
Soru 145: İdrar ve istibra edip abdest aldıktan sonra insandan idrar mı yoksa meni mi olduğu belli olmayan bir rutubet gelirse hükmü nedir?
Cevap: Bu durumda taharetli olduğundan kesin olarak emin olmak için, hem abdest alması hem de gusletmesi farzdır.
Soru 146: Abdest almada, kadınlarla erkeklerin arasındaki farkı açıklar mısınız?
Cevap: Erkeklerin kollarını yıkarken, kolun dış kısmından (dirseğin üstünden), kadınların ise kolun iç kısmından başlayarak yıkamasının müstehap oluşu dışında, abdestin alınışında kadınla erkek arasında herhangi bir fark yoktur.
- Allah'ın İsimlerine ve Kur'ân Ayetlerine Dokunmak
Allah'ın İsimlerine ve Kur'ân Ayetlerine Dokunmak
Soru 147: "O'nun yüce adıyla" cümlesinde olan "O" zamiri gibi Allah Tealâ'ya dönen zamirlere dokunmanın hükmü nedir?
Cevap: Zamir, lafz-ı celâle (Allah Tealâ'nın ismi) hükmünde değildir (zamire abdestsiz dokunmanın sakıncası yoktur).
Soru 148: Lafz-ı celale olan "Allah" kelimesini [Arapça] "...l" olarak yazmak [halk arasında] adet haline gelmiştir. Buna abdestsiz olarak dokunmanın hükmü nedir?
Cevap: [Arapça olarak yazılan] Hemze harfi ve noktalar lafz-ı celâle ["Allah" kelimesi] hükmünde değildir.
Soru 149: Çalıştığım kurumda yazılan bütün mektuplarda "Allah" kelimesi [Arapça] "...l" şeklinde yazılmaktadır; lafz-ı celâle yerine bir elif ve üç nokta yazılmasının şer'an hükmü nedir?
Cevap: Bunun şer'an bir mahzuru yoktur.
Soru 150: Abdesti olmayan kimselerin ellerinin değebileceği ihtimaline dayanarak lafz-ı celâleyi yazmaktan kaçınmak veya [Arapça] "...l" şeklinde yazmak caiz midir?
Cevap: Sakıncası yoktur.
Soru 151: Körler, okumak ve yazmak için parmaklarını sürerek okudukları Braille alfabesini kullanmaktadırlar. Kur'ân-ı Kerim’i öğrenirken bu alfabeyle yazılan Kur’an yazılarına ve mukaddes isimlere dokunmak için körlerin abdestli olmaları farz mıdır?
Cevap: Eğer o alfabede kullanılan şekiller harflerin sembolleriyse, Kur’an harflerinin hükmünde değildirler. Ancak meseleye vakıf olan insanlar nezdinde o şekiller harf olarak sayılırsa, onlara dokunurken ihtiyata uygun hareket edilmelidir (yani abdestsiz dokunulmamalıdır).
Soru 152: "Abdullah" ve "Habibullah" gibi [içinde "Allah" kelimesi olan] isimlere abdestsiz dokunmanın hükmü nedir?
Cevap: Bileşik ismin bir bölümü olsa bile lafz-ı celâle'ye ("Allah" kelimesine) abdestsiz dokunmak caiz değildir.
Soru 153: Hayızlı kadının, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) isminin yazılı olduğu bir kolyeyi boynuna takması caiz midir?
Cevap: Boyuna takılmasının sakıncası yoktur; ama farz ihtiyat gereği Resulullah'ın (s.a.a) isminin [hayızlı iken) bedene temas etmemesi gerekir.
Soru 154: Kur'ân-ı Kerim'in yazılarına abdestsiz olarak dokunmanın haram oluşu, sadece Mushaf-ı Şerif'e mi mahsustur, yoksa başka bir kitapta, tabloda veya duvar vb. gibi şeylerde yazılmış Kur'ân ayetlerini de kapsar mı?
Cevap: Kur’an-ı Kerim’deki yazılı ayet ve kelimelere abdestsiz olarak dokunmanın haram oluşu Mushaf-ı Şerif'e mahsus değildir; başka bir kitapta, dergide, gazetede, tabloda veya duvar üzerine yazılmış olsa bile, Kur'ân'a ait tüm ayet ve kelimeleri kapsar.
Soru 155: Üzerine "Ayete'l-Kursi" gibi Kur'ân ayetleri yazılmış olan bir tabağı bereket ve hayra vesile olsun diye yemek tabağı olarak kullanmanın bir sakıncası var mıdır?
Cevap: Abdestli olunursa veya yemek kaşıkla yenirse sakıncası yoktur.
Soru 156: Klavye vb. yazı araçlarıyla Allah'ın isimlerini, Kur'ân ayetlerini ve masumların isimlerini yazarken abdestli olmak gerekir mi?
Cevap: Yazarken abdestli olmak şart değildir; ancak, [telefon, tablet, monitör vb. elektronik cihazların ekranlarında bile olsa bu tür] yazılan yazılara abdestsiz dokunmak caiz değildir.
Soru 157: İran İslâm Cumhuriyeti'nin armasına [üzerinde lafz-ı celâle olduğu için] abdestsiz olarak dokunmak haram mıdır?
Cevap: [İran İslâm Cumhuriyeti arması] eğer örfen lafz-ı celâle olarak okunur ve sayılırsa, taharetsiz dokunulması haramdır. Bunun dışında her ne kadar ihtiyat taharetsiz dokunmaktan kaçınmak olsa da bir sakıncası yoktur.
Soru 158: İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının idarî kâğıtlar üzerinde basılıp yazışma vb. işlerde kullanılmasının hükmü nedir?
Cevap: Yazışmalarda lafzı celâlenin veya İran İslâm Cumhuriyeti'nin armasının yazılmasının bir sakıncası yoktur. Ancak İran İslâm Cumhuriyeti armasında bulunan lafzı celâlenin hükümlerine uymak [taharetsiz ona dokunmamak] ihtiyat gereğidir.
Soru 159: Üzerinde Kur'ân ayetleri yazılı olan posta pullarını kullanmanın hükmü nedir? Yine lafz-ı celâleyi, Yüce Allah’ın isimlerini, Kur'ân ayetlerini veya kurumların Kur'ân-ı Kerim ayetlerini içeren armalarını dergilerde ve günlük yayınlanan gazetelerde basmanın hükmü nedir?
Cevap: Kur'ân ayetlerini ve Yüce Allah’ın isimleri gibi benzeri şeyleri basıp yayınlamanın bir sakıncası yoktur. Ancak bu yazıların ulaştığı kimselerin, saygısızlık, necis etmek ve abdestsiz el sürmek gibi şeylerden sakınarak o yazıların şer'î hükümlerine riayet etmeleri farzdır.
Soru 160: Bazı gazetelere Yüce Allah’ın isimleri veya Kur’an’dan bazı ayetler yazılmaktadır. Bu gazetelere yemek sarmanın, üzerlerinde oturmanın, sofra olarak kullanmanın veya onları çöpe atmanın, başka şekillerde bu gazetelerden faydalanmanın çok zor olduğunu da dikkate alırsak hükmü nedir?
Cevap: Bu gazeteleri bahsedilen yerlerde ve durumlarda kullanmak örfte [halkın nezdinde] saygısızlık olarak görülürse caiz değildir. Ancak bu kullanma şekilleri saygısızlık sayılmazsa sakıncası yoktur.
Soru 161: Yüzük kaşlarına yazılan yazılara [mukaddes isimlere veya ayetlere] el sürmek caiz midir?
Cevap: Eğer dokunulması taharetin şart olduğu kelimelerden olursa, taharetsiz el sürmek caiz değildir.
Soru 162: Allah'ın isimlerinin yazılı olduğu şeyleri nehir ve kanallara atmanın hükmü nedir; bu saygısızlık sayılır mı?
Cevap: Eğer bunları nehir ve kanallara atmak örf açısından saygısızlık sayılmazsa, sakıncası yoktur.
Soru 163: Acaba sınav kâğıtlarını incelendikten sonra çöpe atarken veya yakarken araştırıp onların üzerinde Allah ve masumların isimlerinin yazılı olmadığından emin olmamız gerekir mi? Yine bir tarafı yazılmamış olan kâğıtları atmak israf sayılır mı?
Cevap: Araştırmak gerekmez; bir kâğıtta Allah'ın isminin yazılı olduğu bilinmedikçe onu çöpe atmanın sakıncası yoktur. Ama [geri dönüşüm ile] karton yapımında ve benzeri yerlerde kullanılabilecek kâğıtlarla, diğer tarafı yine yazmada kullanılabilecek olan kâğıtların, yakılmalarının veya atılmalarının israf olma ihtimali olduğundan sakıncasızdır denilemez.
Soru 164: Saygı gösterilmesi farz olup taharetsiz olarak dokunulması haram olan mübarek isimler hangileridir?
Cevap: Allah Tealâ'nın isimlerine ve zatına mahsus sıfatlarına abdestsiz olarak dokunmak haramdır. Peygamberlerin ve Masum İmamlar’ın (a.s) isimlerini de aynı hükme dahil etmek [farz] ihtiyat gereğidir.
Soru 165: Mukaddes isimleri ve Kur'ân ayetlerini gerektiğinde yok etmenin şer'î yolları nelerdir. Yine, bir takım önemli bilgileri korumak için onları yok etmek gerektiğinde lafz-ı celâle ve Kur'ân ayetlerinin yazılı olduğu kâğıtları yakmanın hükmü nedir?
Cevap: Toprağa defnedilmelerinin veya tekrar suyla hamur yapılmalarının bir sakıncası yoktur. Ancak zaruret gereği ve Kur'ân ayetlerini veya mübarek isimleri ayrıştırmanın imkânsız olduğu durumlar hariç saygısızlık sayıldığı takdirde yakmak caiz değildir.
Soru 166: İki harfi bir arada kalmayacak şekilde mübarek isimleri ve Kur'ân ayetlerini küçük parçalara keserek okunmaz hale getirmenin hükmü nedir? Yine, onların yok edilip hükümlerini düşürmek için bazı harfler ekleyerek veya bazı harfleri silerek yazı şekillerinin değiştirilmesi yeterli midir?
Cevap: Bu şekilde parçalamak saygısızlık sayılırsa caiz değildir. Saygısızlık sayılmadığı takdirde küçük parçalara kesmek, lafz-ı celâlenin ve Kur'ân ayetlerinin yazısını yok etmedikçe yeterli değildir. Nitekim harfin şeklinin değiştirilmesi neticesinde hükmünün kalkması uzak bir ihtimal olmamasına rağmen yazı şeklini değiştirmek ihtiyaten onların hükmünün kalkması için yeterli değildir. Her halükârda bu harflere abdestsiz el sürmekten sakınmak ihtiyata daha uygundur.
- Cenabet Guslü Hükümleri
Cenabet Guslü Hükümleri
Soru 167: Cünüp olan biri, vakit dar olduğunda teyemmüm edip, necis beden ve elbiseyle namaz kılabilir mi, yoksa temizlenip gusül aldıktan sonra namazını kaza mı etmelidir?
Cevap: Eğer beden ve elbisesini temizleyecek veya üzerini değiştirecek kadar yeterli vakti olmaz, soğuk vb. nedenlerden dolayı namazını çıplak olarak da kılamazsa, gusül yerine teyemmüm edip, aynı necis beden ve elbiseyle namazını kılmalıdır. [Bu şartlarda] kılınan namaz geçerlidir ve bu namazı kaza etmesi gerekmez.
Soru 168: Cinsi münasebet olmaksızın meninin rahme ulaşması kadının cünüp olmasına sebep olur mu?
Cevap: [Hayır,] bu durumda kadın cünüp olmaz.
Soru 169: Tıbbî aletlerle rahimleri dâhili muayene edildikten sonra kadınların gusletmeleri farz mıdır?
Cevap: Meni gelmedikçe gusül farz olmaz.
Soru 170: Eğer [cinsel ilişki sırasında erkeğin aleti] sünnet yerine kadar dâhil olur ama ondan meni gelmez ve kadında orgazm olmaz ise cenabet guslü yalnızca kadına mı farz olur, yoksa sadece erkeğe mi? Yoksa her ikisine de mi?
Cevap: Erkeğin aleti sünnet yerine kadar bile olsa dâhil olursa, gusül her ikisine de farz olur.
Soru 171: Hangi durumda ihtilam dolayısıyla kadınlara gusül farz olur? Acaba, kocasıyla şakalaşma ve oynaşma esnasında gelen rutubet meni hükmünde midir? Bedende [orgazm belirtileri olan] gevşeme ve tatmin olmazsa yine de onlara gusül farz olur mu? [Kısacası] genel olarak cinsel birliktelik olmaksızın kadınlar nasıl cünüp olurlar?
Cevap: Eğer kadın orgazm olur ve o durumda ondan bir sıvı gelirse cenabet olmuştur ve gusletmesi vaciptir. Ama eğer orgazm aşamasına ulaşıp ulaşmadığından veya ondan bir sıvının gelip gelmediğinden şüpheye düşerse gusletmesi farz değildir.
Soru 172: Şehveti tahrik edici kitap okumak veya filim seyretmek caiz midir?
Cevap: Caiz değildir.
Soru 173: Eğer kadın kocası onunla birlikte olduktan hemen sonra rahminde meni kaldığı halde gusül alır ve gusülden sonra rahminden meni gelirse guslü sahih midir? Acaba gusül aldıktan sonra gelen meni pak mıdır yoksa necis mi? Ve [kadının] yeniden cünüp olmasına sebep olur mu?
Cevap: Guslü sahihtir ve gusül aldıktan sonra eğer kendisinden gelen ıslaklık erkeğin menisi ise necistir; ama tekrar gusletmesi gerekmez. [Ancak eğer gelen ıslaklık kadının kendi menisi ise hem necistir hem de tekrar gusletmesi gerekir.]
Soru 174: Bir süredir [aldığım] cenabet guslünde şüpheye düşüyorum; öyle ki eşimle birlikte olmuyorum. Buna rağmen bende gayri iradi bir durum meydana geliyor ve cenabet guslünün bana farz olduğunu zannediyorum. Hatta bir günde 2-3 defa guslediyorum. Bu [vesvaslık] şüphe beni çok rahatsız ediyor; [bu durumda] görevim nedir?
Cevap: İnsandan gelen ıslaklık, şer'î açıdan meni belirtilerini taşımadıkça veya meni geldiği kesin olarak bilinmedikçe, sırf şüphe etmekle insana cenabet guslü farz olmaz.
Soru 175: Hayız hâlindeyken yapılan cenabet guslü sahih midir ve kadının üzerinden cenabet guslü mükellefiyetini kaldırır mı?
Cevap: Böyle bir durumda guslün doğruluğu şüphelidir.
Soru 176: Eğer kadın hayızlıyken, cünüp veya cünüpken hayız olursa, temizlendikten sonra her iki gusül [hayız ve cenabet] de ona farz mıdır? Yoksa cünüp olduğunda hayız halinde bulunduğu ve henüz temizlenmediği için farz olmaz mı?
Cevap: Her iki durumda da hayız guslüne ilave olarak cenabet guslü de alması farzdır; ancak ameli olarak cenabet guslü almakla yetinmesi de caizdir. Fakat her iki gusle de niyet etmesi ihtiyata daha uygundur.
Soru 177: Hangi durumda insandan gelen ıslaklığın meni olduğuna hükmedilir?
Cevap: Sağlıklı olan birisinde, eğer şehvetle ve sıçrayarak gelir, beden de gevşerse onun meni olduğuna hükmedilir.
Soru 178: Bazen guslettikten sonra, el ve ayak tırnaklarının kenarlarında kireç veya sabun kalıntılarının kalmış olduğu görülüyor. Elbette gusül esnasında değil, hamamdan çıkıp dikkat edince anlaşılıyor. Bu durumda, görev nedir? Bu kalıntıların altına suyun işleyeceği kesin olarak bilinmediği halde, bazıları bilmeyerek veya bu hususa dikkat etmeksizin abdest alıyor ve guslediyorlar.
Cevap: Bedenin kurumasından sonra ortaya çıkan sabun veya kireç kalıntısı, suyun deriye ulaşmasına engel olacak bir kütleye [yoğunluk-katman] sahip olmadıkça tek başına abdest ve guslün sıhhatine bir zarar vermez.
Soru 179: Guslün sıhhatinin şartlarından birinin de gusletmeden önce bedeni necasetten temizlemek olduğu ve gusül esnasında bedeni meni vb. gibi necislerden temizlemenin guslü batıl ettiği söyleniyor. Bu sözün doğru olduğunu varsayıp benim de meseleye cahil olduğumu dikkate alırsak eğer, acaba benim geçmişte kılmış olduğum namazlar batıl mıdır ve onları kaza etmek farz mıdır?
Cevap: Gusül öncesi bütün bedenin pak olması farz değildir. Her uzvun yıkandığı esnada temiz olması yeterlidir. Bundan dolayı her uzuv, eğer onu yıkamadan önce temizlenmişse, gusül de onunla kılınmış olan namazlar da sahihtir. Ama eğer necis olan uzuv, yıkanmadan önce temizlenmemişse ve bir yıkamayla hem uzvu temizlemek hem de gusletmek istenirse, gusül batıldır ve böyle bir gusülle kılınmış olan namazlarda batıldır ve onları kaza etmek farzdır.
Soru 180: Uykudayken insandan gelen ıslaklık meni hükmünde midir? Elbette, bu rutubet geldiğinde üç alametten hiçbirisini, (yani sıçrayarak, şehvetle gelmesi ve bedenin gevşemesi) taşımadığını ve insanın sadece uyandıktan sonra iç çamaşırındaki rutubeti gördüğü zaman farkına varabildiğini biliyoruz.
Cevap: Eğer belirtilerin her üçü veya onlardan [en az] birisi olmaz veyahut [bir tane de olsa belirtinin olup olmadığında] şüphe olursa, o ıslaklık meni hükmünde değildir. Elbette başka bir yoldan meni olduğu kesin olarak bilinirse o başka.
Soru 181: Ben fakir ailede yaşayan bir gencim, sık sık muhtelim oluyorum ve babamdan hamam ücretini istemekten utanıyorum; evimizde de banyo yoktur. Bu konuda bana yol gösterir misiniz?
Cevap: Şer'î görevleri yerine getirmekte utanılmaz. Utanmak, farzı terk etmek için şer'î bir mazeret değildir. Her halükârda, eğer cenabet guslü almak için imkânınız yoksa namaz ve oruç için gusül yerine teyemmüm etmelisiniz.
Soru 182: Ben bir sıkıntı ile karşı karşıyayım. Bir damla suyla bile olsa bedenimi yıkamam veya ıslak elimle dokunmam vücuduma zarar veriyor. Vücudumun çok az bir kısmını yıkadığımda dahi birçok yan etkilere ilave olarak kalp atışlarım hızlanıyor. Bu durumda, eşimle cinsel münasebette bulunmam, aylarca cenabet guslü yerine teyemmüm alarak onunla namaz kılmam ve camiye gitmem caiz midir?
Cevap: Eşiniz ile cinsel ilişki kurmayı terk etmeniz farz değildir. Cünüp olduktan sonra cenabet guslü almaktan mazur olursanız, taharetin şart olduğu amelleri yapmak için şer'î göreviniz gusül yerine teyemmüm etmektir. Aldığınız bu teyemmüm ile camilere girmek, namaz kılmak, Kur’an’ın yazılarına dokunmak ve cenabetten temiz olmanın şart olduğu diğer bütün amelleri yapmanın bir sakıncası yoktur.
Soru 183: Farz veya müstehap bir gusül alırken kıbleye doğru dönmek farz mıdır?
Cevap: Gusül alırken kıbleye doğru dönmek farz değildir.
Soru 184: Bedeni necasetten temizledikten sonra gusül almak için kullanılan az suyla tekrar gusül alınabilir mi?
Cevap: Bahsettiğiniz durumda o suyla tekrar gusül almanın bir sakıncası yoktur.
Soru 185: Cenabet guslü esnasında insan küçük abdesti bozan bir durumla karşılaşırsa, gusle yeniden baştan başlaması mı gerekir? Yoksa guslü bitirip namaz için abdest mi almalıdır?
Cevap: Cenabet guslü esnasında küçük abdesti bozan şeylerin guslün sıhhatine zararı yoktur. [Bundan dolayı] guslü baştan alması gerekmez; ancak böyle bir gusül, namaz kılmak ve küçük hadesten pak olmanın şart olduğu diğer ameller için abdest yerine geçmez.
Soru 186: İdrardan sonra gayr-i ihtiyari ve şehvetsiz olarak meniye benzer yoğun bir sıvı gelmektedir. Bu rutubet meni hükmünde midir?
Cevap: Meni olduğu kesin olarak bilinmedikçe veya çıkarken meninin şer’i belirtilerini taşımadıkça o rutubet meni hükmünde değildir.
Soru 187: Üzerinde birden fazla müstehap veya farz gusül olan birinin, yalnızca bir gusül alması diğerlerinden kifayet eder mi?
Cevap: Bütün gusülleri niyet ederek bir gusül alması yeterlidir. Eğer onların arasında cenabet guslü de olur ve sadece ona niyet ederek gusül alırsa, diğer gusüllerden de kifayet eder. Elbette [gusül alırken] hepsini niyet etmesi ihtiyata daha uygundur.
Soru 188: Cenabet guslü dışındaki diğer gusüller de abdest yerine geçer mi?
Cevap: Cenabet guslü dışındaki gusüller, abdest yerine geçmez.
Soru 189: Cenabet guslü alındığında suyun beden üzerinde akması şart mıdır?
Cevap: Ölçü, "Gusül niyetiyle beden yıkandı." denmesidir; suyun akması şart değildir.
Soru 190: Hanımıyla birlikte olarak kendini cünüp ettiği takdirde, gusül etmek için su bulamayacağını ya da vaktin gusül ve namaz için yeterli olmayacağını bilen biri, [yine de] hanımıyla cinsel münasebette bulunabilir mi?
Cevap: Gusülden aciz kaldığı takdirde teyemmüm edebilecekse eşiyle birlikte olabilir.
Soru 191: Cenabet guslünde başla bedenin diğer uzuvları arasında tertibe riayet etmek yeterli midir? Yoksa bedenin sağ ve sol tarafı arasında da tertibe riayet etmek gerekir mi?
Cevap Bedenin iki tarafı arasında farz ihtiyat gereği sağ tarafı, sol taraftan önce yıkayarak tertibe uyulmalıdır.
Soru 192: Tertibî gusül alırken önce sırtı yıkayıp daha sonra tertibi gusül almaya niyet ederek onu yapmanın bir sakıncası var mıdır?
Cevap: Niyet edip gusle başlamadan önce sırtı veya bedenin herhangi bir yerini yıkamanın sakıncası yoktur. Tertibî guslün alınış şekli şöyledir: Bedeni [necasetten] temizledikten sonra gusle niyet edilir. İlk önce baş ve boynu yıkayıp sonra farz ihtiyat gereği bedenin sağ tarafı [omuzdan ayakaltına kadar,] sonra da sol tarafı yıkanır.
Soru 193: Kadına, gusül alırken saçlarının tamamını yıkaması farz mıdır? Acaba suyun başın derisinin tamamına ulaşmasına rağmen saçların tamamına ulaşmaması guslü batıl eder mi?
Cevap: Farz ihtiyat gereği saçların tamamı yıkanmalıdır.
- Batıl Gusüllerle İlgili Hükümler
Batıl Gusüllerle İlgili Hükümler
Soru 194: Bulûğ çağına erişen ancak guslün farz oluşunu ve nasıl alındığını bilmeyen ve yaklaşık on yıl geçtikten sonra taklit etmesi gerektiğini ve guslün ona farz olduğunu anlayan birinin hükmü nedir? Geçmişteki namaz ve oruçlarını kaza etmek için vazifesi nedir?
Cevap: Cünüp halinde kılmış olduğu namazların kazasını yeri getirmesi farzdır. Orucuna gelince, eğer cünüp kalmanın orucu batıl edip etmediğinde şüphe etmiş ve cünüplü olarak oruç tutmuşsa farz ihtiyat gereği oruçları batıldır ve onları da kaza etmesi gerekir. Ancak eğer cünüp kalmanın orucu batıl etmediğine kesin olarak inandığı için o şekilde oruç tutmuş ise her ne kadar ihtiyata uyarak oruçların kazasını yerine getirmesi iyi olsa da tuttuğu oruçlar sahihtir.
Soru 195: 14 yaşından önce ve sonra cahilliğinden dolayı kendisinden meni gelene kadar sürekli istimna yapan, ancak insandan meni gelmesinin onu cünüp ettiğini, [bu nedenle] oruç ve namaz [gibi ibadetler] için gusül alması gerektiğini bilmeyen bir gencin görevi nedir? Acaba kendisinden meni gelecek şekilde istimna ettiği bu süre içerisinde gusletmesi farz mıydı? Ve cünüp halinde şimdiye kadar kılmış olduğu bütün namazlar, tuttuğu oruçlar batıl ve onları kaza etmesi farz mıdır?
Cevap: Şimdiye kadar gusül almadığı bütün cenabetler için bir defa gusletmesi yeterlidir. Cünüplü olarak kıldığını kesin olarak bildiği bütün namazları da kaza etmelidir. Bu amel [istimna] mübarek Ramazan ayı gecelerinde olmuşsa, eğer cenabet hükümlerini bilmiyorduysa [ve o halde oruç tutmuşsa] oruçları doğrudur ve kaza etmesi de gerekmez. Ama eğer ondan meni geldiğini, cünüp olduğunu biliyor; ama cünüp kalmanın orucu batıl edip etmediğinde şek ettiği için cünüplü olarak oruç tutmuşsa, farz ihtiyat gereği oruçları batıldır ve kazasını yerine getirmelidir. Ancak eğer cünüp kalmanın orucu batıl etmediğine kesin olarak inandığı için o şekilde oruç tutmuş ise her ne kadar ihtiyata uyarak oruçların kazasını yerine getirmesi iyi olsa da tuttuğu oruçlar sahihtir.
Soru 196: Nasıl gusül alındığını ve hükümlerini bilmediğinden dolayı yanlış ve batıl gusül alan birinin şimdiye kadar bu gusüllerle kılmış olduğu namazların hükmü nedir?
Cevap: Batıl olarak alınan gusüller ile kılınan namazlar da batıldır; yeniden kılınması veya kaza edilmesi gerekir.
Soru 197: Farz gusüllerden birini almak niyetiyle guslettim. Hamamdan çıktıktan sonra gusülde uyulması gereken tertibi [önce baş, sonra sağ ve sol tarafı yıkamak] yerine getirdim mi diye şüpheye düştüm; ama tertibî niyet etmenin yeterli olduğuna ihtimal verdiğimden yeniden gusül almadım. Fakat şimdi bu konuda tereddüt içerisindeyim. Acaba [bu şekilde] kıldığım bütün namazları kaza etmem farz mıdır?
Cevap: Söz konusu durumda sizin üzerinize bir şey farz değildir. Evet, eğer aldığınız guslün batıl olduğuna dair kesin bir bilgiye ulaşırsanız, kıldığınız bütün namazları kaza etmeniz farzdır.
Soru 198: Ben cenabet guslü alırken, önce sağ tarafımı, sonra başımı, daha sonra da sol tarafımı yıkıyordum. Bu konu hakkında gerekli araştırmayı yapıp öğrenmede de ihmalkâr davrandım; bu durumda benim [şimdiye kadar yerine getirdiğim] namaz ve oruçlarımın hükmü nedir?
Cevap: Bu şekilde alınan gusül batıldır; dolayısıyla, böyle yapılan gusül ile kılınmış namazlar da batıldır ve kaza edilmesi farzdır. Ama bahsettiğiniz şekilde aldığınız guslün doğru olduğuna inandığınız ve [Ramazan ayında sabah namazına kadar] kasıtlı olarak cünüp kalmadığınız için, oruçlarınız sahihtir.
Soru 199: Vacip secde ayetlerinin bulunduğu sureleri okumak cünüplü kişiye haram mıdır?
Cevap: Cünüp olan şahsa haram olan işlerden biriside o surelerde ki secde ayetlerini okumaktır. Ancak o surelerdeki diğer ayetleri okumanın sakıncası yoktur.
- Teyemmüm Hükümleri
Teyemmüm Hükümleri
Soru 200: Teyemmümün sahih olduğu toprak, alçı ve taş gibi şeyler duvarda olursa, onların üzerine teyemmüm etmek sahih midir? Yoksa onların yer üzerinde olması mı gerekir?
Cevap: Teyemmümün sıhhatinde bunların yerin üzerinde olması şart değildir.
Soru 201: Eğer cünüplü hamama ulaşma [veya gusül alma] imkânı olmadığından birkaç gün cünüp olarak kalırsa, gusül yerine aldığı teyemmümle kıldığı namazdan sonra eğer ondan [sadece abdesti bozan] küçük hades hâsıl olursa bir sonraki namaz için [önceki gibi] gusül yerine teyemmüm mü etmesi gerekiyor? Yoksa ilk aldığı teyemmüm cenabet için yeter ve daha sonraki namazları için sadece abdesti bozulduğu için abdest veya teyemmüm alması mı farzdır?
Cevap: Cünüp olan biri, gusül yerine doğru olarak teyemmüm ettikten sonra, küçük abdesti bozulursa ve teyemmüm için var olan şer’i özrü devam ederse, farz ihtiyat gereği taharetin şart olduğu bütün ameller için önce gusül yerine teyemmüm etmeli, daha sonra abdest de almalıdır. Eğer abdest alma konusunda da mazursa bir teyemmüm de onun yerine yapmalıdır.
Soru 202: Gusül yerine alınan teyemmüm, tam olarak cenabet guslünün sabit ve kesin olan hükümlerini taşır mı? Şu anlamdaki onunla da [gusül yerine alınan teyemmümle] camiye girmek caiz midir?
Cevap: Vakit darlığı yüzünden gusül yerine alınan teyemmüm hariç, gusül için geçerli olan bütün şer'î hükümler, teyemmüm almak için mazeret devam ettiği ve teyemmüm batıl olmadığı sürece gusül yerine yapılan teyemmüm için de geçerlidir.
Soru 203: Savaşta omuriliğinin kopması sonucu meslus olan (idrarını tutamayan) biri, banyo etmesi biraz zahmetli olduğundan dolayı Cuma, ziyaret ve benzeri müstehap gusüller yerine teyemmüm edebilir mi?
Cevap: Ziyaret gibi taharetin şart olmadığı amellerde, gusül yerine teyemmümün geçerliliği şüphelidir. Ama meşakkat, zorluk ve sıkıntılı durumlarda sevap ve Allah’ın rızasını kazanma ümidiyle müstehap gusüller yerine teyemmüm edilmesinin bir sakıncası yoktur.
Soru 204: Su olmadığı veya suyu kullanmak zararlı olduğu için cenabet guslü yerine alınan teyemmüm ile camiye girmek, cemaat namazı kılmak veya Kur'ân okumak caiz midir?
Cevap: Teyemmüm etmesini caiz kılan mazereti kalkmadıkça ve teyemmüm batıl olmadıkça yaptığı teyemmümle taharetin şart olduğu bütün amelleri yapabilir.
Soru 205: Uykudayken bir rutubet gelir ve uyandıktan sonra hiçbir şey hatırlanmaz ve sabah namazı kaza olmak üzere olduğundan hatırlamak için vakit de olmazsa, insanın bu durumdaki vazifesi nedir? Cenabet guslü yerine teyemmüm niyeti mi etmelidir? Bu konudaki gerçek hüküm nedir?
Cevap: Eğer muhtelim olduğunu bilirse, gusletmesi farzdır; vakit dar ise de bedenini temizledikten sonra, teyemmüm ederek namazını kılmalı ve daha sonra vakit geniş olduğunda gusül etmelidir. Ancak ihtilam ve cünüp olduğundan şüphe ederse cenabet hükümleri onun için geçerli değildir.
Soru 206: Hadis-i şerifte, “Bir kaç gün üst üste banyo etmek insanı zayıflatır.” buyruğu dikkate alınarak; birkaç gece aralıksız cünüp olan kimsenin görevi nedir?
Cevap: Gusletmesi farzdır; ancak suyun ona zararı olursa, teyemmüm etmelidir.
Soru 207: Doğal olmayan nedenlerden dolayı elimde olmadan, şehvet ve lezzet söz konusu olmaksızın benden sık sık meni geliyor. [Bu durumda kılmak istediğim] her namaz için görevim nedir?
Cevap: Eğer her namaz için gusletmek zararlıysa veya sizin için çok zor bir görevse, bedeni temizledikten sonra teyemmümle namaz kılmalısınız.
Soru 208: Hasta olacağına inandığından dolayı cenabet guslü yerine sabah namazını teyemmümle kılan bir kimsenin hükmü nedir?
Cevap: Eğer gusletmenin ona zarar vereceğine inanırsa, teyemmüm etmesinin sakıncası yoktur ve onunla kılınan namaz da sahihtir.
Soru 209: Teyemmüm nasıl alınır? Abdest yerine alınan ile gusül yerine alınan teyemmüm arasında bir fark var mıdır?
Cevap: Teyemmüm şu şekilde yapılır: Önce niyet edilir, daha sonra teyemmüm etmenin sahih olduğu bir şeye her iki elin de avuç içinin tamamı birlikte vurulur ve anlın tamamına saçın bittiği yerden kaşlara ve burun ucuna kadar her iki elin de avuç içi birlikte sürülür. Daha sonra sol elin iç kısmı sağ elin üstünün tamamına ve sağ elin iç kısmı sol elin üst kısmının tamamına sürülür. Farz ihtiyatı gereği eller tekrar teyemmüm etmenin sahih olduğu bir şeye vurulup sonra sol elin iç kısmı sağ elin üstünün tamamına ve sağ elin iç kısmı sol elin üst kısmının tamamına sürülmelidir. [Bu tertip ve yöntem] abdest yerine yapılan teyemmümle gusül yerine alınan teyemmüm arasında aynıdır, farkı yoktur.
Soru 210: Kireç, alçı taşı ve onların pişmişleriyle tuğlaya teyemmüm etmenin hükmü nedir?
Cevap: Kireç ve alçı taşı gibi yeryüzünden sayılacak şeylere teyemmüm etmenin sakıncası yoktur. Bunların pişmişlerine, tuğlaya ve benzerlerine de teyemmüm etmenin sahih oluşu uzak bir ihtimal değildir.
Soru 211: Teyemmüm edilen şeylerin pak olması gerektiğini buyurmuşsunuz. Acaba teyemmüm uzuvlarının da (alın, el üstleri [ve avuç içleri]) pak olması gerekir mi?
Cevap: İhtiyata uygun olan mümkün olduğu takdirde alın ve el üstlerinin pak olmasıdır. Ancak teyemmüm yerlerini paklayamayan-temizleyemeyen biri o şekilde teyemmüm etmelidir. Gerçi her halükârda taharetin şart olmaması uzak bir ihtimal değildir.
Soru 212: Eğer bir insan abdest alamaz ve teyemmüm imkânına da sahip değilse vazifesi nedir?
Cevap: Eğer bir insan namaz için abdest alamaz ve teyemmüm imkânına da sahip olmazsa, ihtiyat gereği namazı vaktinde o şekilde kılıp daha sonra abdest veya teyemmümle namazını kaza etmelidir.
Soru 213: Ben yıkandığımda cildimin kurumasına neden olan bir hastalığına yakalandım. Hatta el ve yüzümü yıkadığımda bile bu durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, vücuduma yağ [krem vb.] sürmek zorundayım. Bu yüzden de abdest almak istediğimde zorluk çekiyorum; özellikle de sabah namazı için abdest almam çok zor oluyor. Bu durumda, sabahları abdest yerine teyemmüm etmem caiz midir?
Cevap: Eğer su kullanmanın size zararı varsa, abdest almanız doğru değildir; onun yerine teyemmüm etmelisiniz. Ancak su kullanmanın zararı yoksa ve söz konusu yağ [krem vb.] suyun abdest azalarına ulaşmasına engel olmuyorsa, abdest almalısınız. Engel teşkil ettiği takdirde ise eğer yağı temizleyip abdest alabiliyor ve sonra tekrar onu sürebiliyorsanız teyemmüm edemezsiniz.
Soru 214: Vakit dar olduğu için namazını teyemmümle kılan, ancak namaz bittikten sonra abdest için de yeterli vaktinin olduğunu anlayan birinin namazının hükmü nedir?
Cevap: Namazı yeniden kılması ona farzdır.
Soru 215: Hamamı ve yıkanmak için her hangi bir yeri olmayan, soğuk iklime sahip bir bölgede yaşıyoruz. Mübarek Ramazan ayında [bazı geceler] uykudan muhtelim olarak uyanıyoruz. Gençlerin halkın gözü önünde gece yarısı su tulumundaki sularla veya [bölgede bulunan gölet benzeri] su birikintilerinde gusletmesi ayıp sayılıyor ve o saatlerde de genelde sular [ve hava] çok soğuk oluyor. Bu durumda, yarınki oruç hususunda görevimiz nedir? Acaba Teyemmüm etmek caiz midir? Gusledemediğimiz takdirde o günkü orucu yememizin hükmü nedir?
Cevap: Gençlerin gece yarısı gusül almalarının ayıp karşılanması veya [o saatlerde] gusletmenin zor olması şer'î açıdan özür sayılmaz. Gusletmek mükellefe çok çetin veya zararlı olmadıkça mümkün olan her yolla gusletmesi farzdır. Ama eğer çok meşakkatli veya zararlı olursa, şafak vaktinden önce teyemmüm etmelidir ve şafaktan önce gusül yerine aldığı teyemmümle orucu sahihtir. Ama eğer teyemmüm etmezse orucu batıldır; ancak gün boyunca orucu bozan şeylerden sakınması farzdır.
- Kadınlarla İlgili Hükümler
Kadınlarla İlgili Hükümler
Soru 216: Annem, Peygamber Efendimizin (s.a.a) neslindendir Acaba ben de seyyide sayılır mıyım? Altmış yaşına kadar aybaşı olduğumda hayız kabul edip adet dönemi namaz ve oruçlarımı terk edebilir miyim?
Cevap: Menopoz yaşının belirlenmesi üzerinde düşünülmesi ve ihtiyat edilmesi gereken konulardandır. Bayanlar bu konuda tüm şartlara sahip diğer taklit mercilerine başvurabilir.
Soru 217: Günü belli olan bir adak orucunu tuttuğu esnada hayız olan kadının hükmü nedir?
Cevap: Günün az bir kısmında bile olsa hayız olunca orucu batıl olur ve temizlendikten sonra onu kaza etmesi farzdır.
Soru 218: Kadının, temizlendiğine kanaat getirdikten sonra gördüğü, kan veya suyla karışmış kan özelliklerini taşımayan lekelerin hükmü nedir?
Cevap: Kan değilse hayız hükmünü taşımaz. Ama eğer kan olursa sarı lekeler şeklinde dahi olsa, âdetin başlangıcından on gün geçmediği takdirde, o lekelerin hepsi âdet kanı hükmündedir. Konunun teşhisi kadının görevidir.
Soru 219: Mübarek Ramazan ayının orucunu tutmak için ilaç kullanarak adet olmayı önlemenin hükmü nedir?
Cevap: Sakıncası yoktur.
Soru 220: Hamilelik döneminde çocuğunu düşürmesine neden olmayacak şekilde az bir kanama geçiren kadına, gusletmesi farz olur mu? Bu bir durumda kadının vazifesi nedir?
Cevap: Kadının, hamilelik döneminde gördüğü kan, eğer hayız özelliklerini ve şartlarını taşırsa veya bu kan adet zamanında görülür ve içeride dahi olsa üç gün devam ederse, adet kanıdır. Aksi takdirde istihazedir.
Soru 221: Adet süresi belli -örneğin yedi gün- olan bir kadın hamileliği önlemek için spiral kullandığı için her defasında on iki gün kan görüyor. Acaba yedinci günden sonra gördüğü kan, hayız kanı mıdır yoksa istihaze mi?
Cevap: Eğer kan on gün içerisinde kesilmezse, adet günleri hayız, geri kalanı ise istihazedir.
Soru 222: Kadınların hayız ve nifas halinde, Masum İmamlar’ın evlatlarının türbelerine girmeleri caiz midir?
Cevap: Caizdir.
Soru 223: Kürtaj yaptıran bir kadın nifaslı sayılır mı?
Cevap: [Düşen çocuk] pıhtılaşmış bir kan gibi bile olsa, kadının çocuk düşürdükten sonra gördüğü kan nifas hükmündedir.
Soru 224: Kadının menopoz döneminde gördüğü kanın hükmü ve onun [bu durumdaki] şer’i vazifesi nedir?
Cevap: İstihaze hükmündedir.
Soru 225: İstenmeyen hamileliklerden korunma yollarından biri de hamileliği önleyici ilaçlar kullanmaktır. Fakat bu ilaçları kullanan kadınlar adet günlerinde ve dışında kan lekeleri görüyorlar, bu kan lekelerinin hükmü nedir?
Cevap: Eğer bu lekeler hayızın şer’i belirtilerine sahip değilse hayız hükmünde değildir; istihaze hükmündedir.
- Ölülerle İlgili Hükümler
Ölülerle İlgili Hükümler
Soru 226: Ölülerin; gusül, kefen ve defin gibi işlerini kendi cinslerinden birinin üstlenmesi şart mıdır? Yoksa bunlardan her hangi birisi üstlenebilir mi?
Cevap: Ölüyle aynı cinsten [erkek veya kadın olma açısından] olmak sadece ona gusül verirken şarttır. Ölüye aynı cinsten olan birinin gusül verme imkânı olduğu takdirde karşı cinsten birinin gusül vermesi doğru değildir ve guslü batıl eder. Ama kefen ve defin işlemlerinde ölüyle aynı cinsten olmak şart değildir.
Soru 227: Günümüzde köylerde genelde ölülere evlerin içerisinde gusül veriyorlar. Bazen ölünün bir vasisi olmuyor ve sadece bir kaç küçük çocuk oluyor. Bu gibi durumlar hakkında görüşünüz nedir?
Cevap: Ölünün gusül, kefen ve defniyle ilgili herkesçe bilinen ve gerekli olan normal ölçüdeki tasarruflar için çocuğun velisinin izni gerekmez. Dolayısıyla, küçük çocukların olması sorun çıkarmaz.
Soru 228: Trafik kazası veya yüksek bir yerden düşme sonucu ölen ve cesedinden sürekli kan gelen birini defnetmek için kanın kendiliğinden veya tıbbî yollarla kesilmesi beklenmeli midir? Yoksa kan gelmesine rağmen defnetmek caiz midir?
Cevap: İmkân dâhilinde gusülden önce ölünün bedeninin temizlenmesi vaciptir. Eğer kanın akması engellenebiliyorsa veya kendiliğinden durmasını beklemek mümkünse, beklemek farzdır.
Soru 229: Halk meydanı haline gelmiş bir yeri kanal açmak için kazdıklarında yaklaşık 40-50 yıl önce defnedilmiş olup mezarının izleri kaybolan bir ölüye ait kemikler bulunmuştur. Acaba bakmak için bu kemiklere el sürmenin bir sakıncası var mıdır? Ve bu kemikler necis midir?
Cevap: Gusül verilmiş olan ölü bir Müslümanın kemikleri necis değildir; ancak onları yeniden toprağa defnetmek farzdır.
Soru 230: İnsanın kendisi için satın almış olduğu kefen ile babasını, annesini veya yakın bir akrabasını kefenlemesi caiz midir?
Cevap: Sakıncası yoktur.
Soru 231: Doktorlardan oluşan bir tim, bazı tıbbî inceleme ve deneyler yapmak için ölünün kalp ve diğer bazı uzuvlarını bedeninden çıkarıp bir gün sonra defnediyorlar. Buna bağlı olarak şu soruları cevaplandırmanızı rica ediyoruz:
a) Üzerinde deney ve inceleme yapılan cenazelerin Müslümanlara ait olduğu dikkate alındığında, bizim bu işi yapmamız caiz midir?
b) Bu kalp ve cesede ait ölünün bedeninden ayrı defnetmek caiz midir?
c) Bu kalp ve bazı organları ayrı defnetmenin bizim için birçok zorlukları bulunduğundan onları başka bir ölünün bedeniyle birlikte defnetmek caiz midir?Cevap: Korunması gereken bir canı kurtarmanın veya toplumun muhtaç olduğu tıbbî bilgi ve tecrübeleri elde etmenin ya da halkın hayatını tehdit eden bir hastalığı tanımlamanın gerekli olduğu durumlarda, bir cesede otopsi yapmak gerekiyorsa bu iş caizdir. Ama bu amaç için gayri Müslümlerin cesedi kullanılabildiği müddetçe Müslüman ölünün bedeni kullanılmamalıdır. Müslümanın cesedinden koparılan uzuvların şer’i hükümleri ise onların aynı beden ile birlikte defnedilmeleridir; ancak eğer mümkün değilse, ayrı olarak veya başka bedenler ile birlikte defnedilmesinin sakıncası yoktur.
Soru 232: İnsanın kendisi için kefen alıp farz ve müstehap namaz vakitlerinde onu yere serip üzerinde namaz kılması, Kur'ân okuması ve ölürken onu kendine kefen yapması caiz midir? Yine, İslâm dininde, insanın kendisi için kefen alıp onun üzerine Kur'ân ayetlerini yazması ve onu yalnızca kefen zamanı kullanması caiz midir?
Cevap: Mezkûr şeylerin hiçbirisinin sakıncası yoktur.
Soru 233: Son zamanlarda yaklaşık yedi yüz yıl öncesine ait eski bir mezarda, kafatasında çok az saç bulunan, büyük ve kâmil bir iskelete sahip kadın cenazesi bulunmuştur. Arkeologlar onun Müslüman bir kadının iskeleti olduğunu söylüyorlar. Acaba ibret olsun diye bu iskeletin mezar şeklinde yapılan bir yere konarak, ahireti hatırlatan bazı ayet ve hadislerin de yazılarak tarihî eserler müzesi tarafından sergilenmesi caiz midir?
Cevap: Eğer bu kemik iskeletin Müslüman bir ölüye ait olduğu tespit edilirse, onun bir an evvel defnedilmesi farzdır.
Soru 234: Bir köyde kimsenin malı, mülkü veya vakfı olmayan bir mezarlık var. Acaba o köy halkının, şehirden veya başka bir köyden olan cenazelerin ya da o mezarlığa defnedilmeyi vasiyet etmiş olan birisinin oraya defnedilmesini önlemeleri caiz midir?
Cevap: Eğer bahsettiğiniz mezarlık birinin özel mülkü değilse veya sadece o köyün halkı için vakfedilmemişse, başkalarının ölülerini oraya defnetmelerini engellemeye hakları yoktur. Ayrıca eğer birisi orada defnedilmeyi vasiyet etmişse, tıpkı vasiyete göre amel edilmesi farzdır.
Soru 235: Leali'l-Ahbar kitabında da yer aldığı gibi, mezarların üzerine su dökmenin müstehap olduğunu gösteren hadisler vardır. Acaba bu, ölünün defnedildiği güne mi özeldir, yoksa Leali'l-Ahbar kitabının müellifinin görüşünde belirtildiği gibi her zaman için geçerli midir? Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Cevap: Mezarın üzerine cenazenin defnedildiği gün su dökmek müstehaptır ve diğer günlerde de sevap ümidiyle sakıncası yoktur.
Soru 236: Niçin ölüyü geceleyin defnetmiyorlar? Ölüyü geceleyin defnetmek haram mıdır?
Cevap: Ölüyü geceleyin defnetmenin bir mahzuru yoktur.
Soru 237: Trafik kazasında ölen birini, gusül verip kefenledikten sonra defnetmek için mezarlığa getirdiklerinde tabut ve kefeninin ölüden akmakta olan kana bulaşmış olduğunu görüyorlar; bu durumda kefeni değiştirmeleri farz mıdır?
Cevap: Eğer kefenin kana bulaşan bölümünü yıkamak veya kesmek ya da kefenin tamamını değiştirmek mümkünse [hangisi mümkünse onun] yapılması farzdır; ama eğer imkân yoksa ölüyü o halde defnetmeleri caizdir.
Soru 238: Bir ölüyü kanlı bir kefenle defnettikten üç ay sonra, [kefenini değiştirmek için] kabrini açmak caiz midir?
Cevap: Bahsi geçen soruda kabri açmak caiz değildir.
Soru 239: Aşağıdaki üç soruya cevap verir misiniz?
1- Hamile bir kadın doğum esnasında ölürse, karnındaki çocuğun aşağıdaki durumlarda hükmü nedir:
a) Eğer çocuğa yeni ruh verilmişse (üç aylık veya daha fazla olabilir), anne rahminden çıkarıldığı takdirde ölme ihtimali çok yüksek ise.
b) Eğer çocuk yedi aylık veya daha fazla olursa.
c) Eğer çocuk anne rahminde ölmüşse.2- Eğer hamile kadın doğum esnasında ölürse ölümünü ve karnındaki çocuğun durumunu tam olarak araştırmaları diğerlerine farz mıdır?
3- Eğer hamile kadın doğum esnasında ölür ama karnındaki çocuk sağ kalırsa ve normalin aksine çocuk sağ olmasına rağmen birisi annenin karnındaki çocukla birlikte defnedilmesini emrederse, bu konudaki görüşünüz nedir?
Cevap: Çocuk annesiyle birlikte ölmüşse veya çocuğa ruh verilmeden önce anne ölürse, çocuğun çıkarılması farz olmadığı gibi caiz de değildir. Ama eğer çocuğa ruh verilmişse ve ölen annesinin rahminde sağ kalmış ve annesinin karnından çıkarılana kadar hayatta kalma ihtimali varsa, onu bir an evvel annesinin karnından çıkarmak farzdır. Çocuğun anne rahminde öldüğü doğrulanmadıkça anneyi karnındaki çocukla birlikte defnetmek caiz değildir. Eğer çocuk sağ olarak annesiyle birlikte defnedilirse, hatta defnettikten sonra bile hayatta olma ihtimali varsa, kabrin açılıp çocuğun anne rahminden sağ olarak çıkarılması farzdır. Nitekim eğer annesinin rahminde çocuğun hayatını korumak, annenin defninin geciktirilmesine bağlı olursa, çocuğu kurtarmak için defnin geciktirilmesi farzdır. Eğer birisi, "Ölmüş hamile kadını rahmindeki sağ çocuğuyla birlikte defnetmek caizdir." der, diğerleri de onun görüşünün doğru olduğunu sanarak anneyi öylece defneder ve bu, çocuğun da mezarda ölmesine sebep olursa, çocuğun diyetini ödemek bizzat defin işleriyle sorumlu olan kimseye farzdır. Ancak çocuğun ölümü bu görüşü ileri süren kimseye dayanırsa bu durumda diyeti ödemek ona farzdır.
Soru 240: Belediye, mezar yerlerinden daha iyi yararlanılması için mezarların iki kat halinde yapılmasına karar vermiştir. Bu konudaki şer'î hükmü açıklamanızı rica ederiz?
Cevap: Bir Müslümanın mezarının açılmasına ve saygınlığının yitirilmesine sebep olmadıkça Müslümanların mezarlarını birkaç kat yapmak caizdir.
Soru 241: Bir çocuk su kuyusuna düşerek orada ölmüştür. Kuyuda bulunan su, çocuğun bedeninin çıkarılmasına engel oluyor bu durumda ne yapmak gerekir?
Cevap: Çocuğun cesedi kuyuda o halde bırakılır ve kuyu onun mezarı olur. Eğer kuyu başkasının şahsi mülkü değilse veya sahibi oranın kapatılmasına razı olursa, o kuyunun kullanılmayarak kapatılması farzdır.
Soru 242: Bölgemizde sine ve zincir vurma törenleri sadece Ehlibeyt İmamları (a.s), şehitler ve din büyüklerinin matem merasimlerinde yapılmaktadır. Acaba besic [gönüllü sivil askerler] kuvvetlerine bağlı fertlerin veya İslâm Cumhuriyetine ve bu Müslüman halka önemli hizmetlerde bulunan şahsiyetlerin vefatında da bu tür matem merasimlerinin yapılması caiz midir?
Cevap: Bu işin bir sakıncası yoktur.
Soru 243: Geceleyin mezarlığa gitmenin mekruh olduğunu dikkate alarak, eğer birisi geceleyin mezarlığa gitmenin İslâmî terbiyede etkili olduğuna inanarak geceleri mezarlığa giderse hükmü nedir?
Cevap: Bunun bir sakıncası yoktur.
Soru 244: Kadınların cenaze merasimine katılmaları ve cenazeyi taşımaları caiz midir?
Cevap: Sakıncası yoktur.
Soru 245: Bazı aşiretler arasında biri ölünce matem törenlerine katılanların hepsine yemek vermek için borç alarak çok sayıda koyun kesmek bir gelenek halini almıştır. Bu iş onlara [borç altına girdikleri için] büyük boyutta zararlar vermektedir. Acaba bu âdet ve gelenekleri yaşatmak için bu zararları üstlenmek caiz midir?
Cevap: Eğer verilen yemeğin masrafları, yaşı büyük varislerin malından ve onların rızası ile olursa caizdir; ancak eğer bu iş bazı zorlukların ve mali zararların ortaya çıkmasına sebep oluyorsa ondan kaçınılmalıdır. Ayrıca ihsan yemeğini ölünün kendi malından vermek isterlerse bu onun vasiyetinin keyfiyetine bağlıdır. Her halükarda bu gibi durumlarda, israftan ve ilahi nimetlerin zayi olmasına sebep olacak kadar aşırıya gitmekten kaçınılmalıdır.
Soru 246: Eğer içinde bulunduğumuz [ve savaşta olmadığımız] bu zamanda bir bölgede mayın patlaması sonucu ölen birine şehit hükmü uygulanır mı?
Cevap: Şehitlerin özel hükümlerinden olan kefensiz ve gusülsüz olarak defnedilmek, sadece savaş meydanında öldürülen şehide mahsustur.
Soru 247: İslam Devrim Muhafızları ordusunda görev yapan kardeşler sınır bölgelerinde devriye gezerken İran İslâm Cumhuriyeti'ne karşı savaşan düşman çetelerinin kurdukları tuzaklarla karşılaşıyorlar ve bazen şehit düşenler oluyor. Acaba bu aziz şehitlere gusül veya teyemmüm vermek farz mıdır? Yoksa bu bölgeler de savaş meydanı sayılmakta mıdır?
Cevap: Eğer bahsi geçen bölgeler, hak ve batıl ordusu arasında savaş meydanı olursa, hak ordusundan orada ölenler şehit hükmündedirler.
Soru 248: Cemaat namazı imamlığı şartlarına sahip olmayan biri, müminlerden birinin cenaze namazına imamlık edebilir mi?
Cevap: Cemaat namazlarında ve diğer namazlarda cemaat imamlarında gerekli olan şartların, cenaze namazında şart olmadığı uzak bir ihtimal değildir. Gerçi o şartlara cenaze namazında da riayet etmek ihtiyata daha uygundur.
Soru 249: Eğer Mümin biri dünyanın herhangi bir yerinde İslâm hükümlerini icra etmek yolunda veya gösteri sırasında ya da Caferî fıkhını uygulama yolunda öldürülürse şehit sayılır mı?
Cevap: Böyle bir şehit için şehit sevabı vardır; ama şehidin defniyle ilgili hükümler, savaşta, savaş alanında, çatışma sırasında şehit edilen kimseye mahsustur.
Soru 250: Eğer bir Müslüman, uyuşturucu madde kaçakçılığı suçundan kanun gereği idama mahkûm olup yüksek divan yetkililerinin onayı ile idam edilirse:
1- Acaba ona cenaze namazı kılınır mı?
2- Onun için düzenlenen, Kur’an ve Ehlibeyt mersiyelerinin okunduğu matem merasimlerine katılmanın hükmü nedir?Cevap: İdam hükmü infaz edilen bir Müslüman da aynen diğer Müslümanlar gibidir; ölülere uygulanan bütün İslami hüküm ve kurallar onun hakkında da uygulanır.
Soru 251: Canlı insanın bedeninden kopmuş [ve henüz] üzerinde et bulunan bir kemiğe dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirir mi?
Cevap: Canlı insanın bedeninden kopmuş bir uzva dokunmak gusül gerektirmez.
Soru 252: Ölü insanın bedeninden kopmuş bir uzva dokunmakla, meyyite dokunma guslü farz olur mu?
Cevap: Ölüden kopmuş bir uzva dokunmak, eğer beden soğuduktan sonra ve ölüye gusül verilmeden önce gerçekleşirse, ölüye dokunma hükmündedir [ve gusül gerektirir].
Soru 253: Ölmek üzere olan Müslümanı kıbleye doğru yatırmak gerekli midir?
Cevap: Ölmek üzere olan bir Müslümanın, ayakaltları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü kıbleye doğru yatırmak uygundur. Birçok fakih, muhtazarın gücü [ve imkânı] olduğu takdirde kendisine ve [onun yanında bulunan] diğerlerine bu ameli farz bilmişlerdir. Dolayısıyla ihtiyata uygun olan, bu amelin terk edilmemesidir.
Soru 254: Çekilen dişin üzerinde gelen diş etine dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirir mi?
Cevap: Ona dokunmak gusül gerektirmez.
Soru 255: Acaba elbisesiyle birlikte defnolunan Müslüman bir şehide dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirir mi?
Cevap: Üzerinden gusül ve kefenin kalktığı bir şehide dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirmez.
Soru 256: Ben Tıp Fakültesi'nde okuyan bir öğrenciyim. Otopsi esnasında bazen ölünün bedenine dokunmak zorunda kalıyoruz. Elbette, Müslüman ölüler olup olmadıklarını bilmiyoruz. Fakat yetkili kişiler onların gusül verilmiş olduğunu söylüyorlar. Bunlara atfen bu ölülere dokunduktan sonra namaz ve diğer ibadetler için görevimizin ne olduğunu ve üzerimize meyyite dokunma guslünün farz olup olmadığını açıklamanızı rica ediyoruz.
Cevap: Eğer ölüye gusül verildiği doğrulanmazsa ve siz de bu hususta şüphe ederseniz, o ölünün bedenine veya uzuvlarına dokunmakla gusül size farz olur ve meyyite dokunma guslü almadıkça namaz sahih olmaz. Ancak ölüye gusül verildiği doğrulandıktan sonra onun guslünün doğru verilip verilmediğinde şüphe edilse bile onun bedenine veya uzuvlarına dokunmak guslü gerektirmez.
Soru 257: İsmi ve nereli olduğu bilinmeyen bir şehit, birkaç çocukla birlikte aynı mezara defnedilmiştir. Bir müddet sonra bu şehidin, defnedildiği şehrin halkından olmadığını kanıtlayacak bazı deliller ele geçmiştir. Acaba şehidin cesedini kendi şehrine taşımak için o mezarı açmak caiz midir?
Cevap: Eğer şer'î hükümlere uygun olarak defnedilmişse, artık mezarı açmak caiz değildir.
Soru 258: Eğer mezarı kazmadan ve üzerindeki toprağı açmadan, bazı özel kameralarla kabrin içerisinden bilgi ve filim elde etmek mümkün olursa, buna da mezarı açmak denir mi?
Cevap: Mezarı kazmadan ve üzerindeki toprağı açıp ölünün bedenini açığa çıkarmadan, kabrin içindeki ölünün bedenini kameraya almaya mezarı açmak denmez.
Soru 259: Belediye, sokakları genişletmek amacıyla mezarlığın etrafındaki kabirleri yıkmak istiyor, bunu yapması caiz midir? İkinci olarak da bu ölülerin kemiklerini oradan çıkarıp ayrı bir yerde defnetmenin hükmü nedir?
Cevap: Müminlerin mezarlarını yıkmak ve açmak, yolları genişletme ve yenileme kastıyla bile olsa caiz değildir. Mezarların açılması ve Müslüman bir ölünün bedeninin veya çürümemiş kemiklerinin ortaya çıkması durumunda, onu yeniden defnetmek farzdır.
Soru 260: Şer'î ölçülere riayet etmeksizin Müslümanların mezarlarını yıkmağa kalkışan birine karşı diğer Müslümanların görevi nedir?
Cevap: Diğerlerinin bu konudaki görevi şart ve derecelerine riayet ederek onları kötülükten sakındırmaktır. Ayrıca eğer kabirlerin tahrip edilmesi sonucu Müslüman ölülerin kemikleri ortaya çıkarsa, onları yeniden gömmek farzdır.
Soru 261: Babam yaklaşık 36 yıldır bir mezarda gömülüdür. Vakıflar idaresinden izin alarak kendim o mezardan yararlanmak istiyorum. Mezarlık vakıf olduğuna göre kardeşlerimden de bu konuda izin almam gerekir mi?
Cevap: Ölülerin defnedilmesi için genel olarak vakfedilen bir mezar yeri için oradaki cenazenin vârislerinden izin almak şart değildir. Ancak ölünün kemikleri toprak olmadan önce, oraya başka bir cenazeyi defnetmek için mezarı açmak caiz değildir.
Soru 262: Müslümanların mezarlığını yıkıp yerine başka merkezler yapmanın [şer'î bir] yolu varsa açıklar mısınız?
Cevap: Müslümanların ölülerinin defnedilmesi için vakfedilmiş olan bir Müslüman mezarlığını başka bir şeye çevirmek ve değiştirmek caiz değildir.
Soru 263: Dinî merciden izin aldıktan sonra mezarları açıp ölülerin defni için vakfedilmiş olan mezarlığı başka bir şeye çevirmek caiz midir?
Cevap: Mezarı açmanın caiz olmadığı ve ölülerin defni için vakfedilmiş olan mezarlığın tahrip edilmesinin caiz olmadığı yerlerde taklit merciinin izni geçersizdir. Ancak eğer istisna edilen yerlerden birisi olursa sakıncası yoktur.
Soru 264: Yirmi yıl önce ölmüş olan bir kişinin mezarına, yanlışlıkla aynı köyden yeni ölen bir hanımın cenazesini defnetmişler. Elbette, söz konusu kişiye ait mezarda hiçbir kalıntıya rastlanmamıştır. [bu konudaki] görevimiz nedir?
Cevap: Hâlihazırda sormuş olduğunuz soruya göre diğerlerinin hiç bir görevi yoktur. Cenazenin sırf başka bir meyyitin kabrine defnedilmesi, cenazeyi başka bir yere nakletmek için o mezarın açılmasını caiz kılmaz.
Soru 265: Caddenin birisinin ortasında dört tane mezar bulunmaktadır. Bu mezarlar caddelerin yapımına engel oluyor. Öte yandan, mezarları açmak da şer'î açıdan caiz değildir. Bu konuda belediyenin şer'î hükümlerin dışına çıkmaması için ne yapmamız gerektiği hususunda bizleri aydınlatmanızı rica ediyoruz.
Cevap: Eğer caddenin yapımı mezarların açılmasına bağlı değilse ve caddeyi onların üzerinden geçirmek mümkünse veya tıpkı kanun gereği mezarlara rağmen caddenin yapılması zaruri ve gerekliyse caddeleri yapmanın sakıncası yoktur.
- Necaset Hükümleri
Necaset Hükümleri
Soru 266: Kan pak mıdır?
Cevap: Eğer kanı sıçrayarak akan hayvanların ise, o kan necistir.
Soru 267: İmam Hüseyin'in (a.s) yas merasiminde başı şiddetle duvara vurma sonucu insanların başlarından akarak bu merasime katılanların yüzüne gözüne bulaşan kan pak mıdır?
Cevap: İnsan kanı her durumda necistir.
Soru 268: Elbiseyi yıkadıktan sonra üzerinde kalan hafif kan lekesi necis midir?
Cevap: Eğer kanın kendisi değil de yalnızca yıkadıktan sonra kalan rengi olursa, paktır.
Soru 269: Bazı yumurtalarda görülen kanın hükmü nedir?
Cevap: Paktır; ama yenilmesi haramdır.
Soru 270: Haramla cünüp olan kimsenin ve necis yiyen hayvanın terinin hükmü nedir?
Cevap: Güçlü görüş gereği paktır; fakat farz ihtiyat gereği onunla [her iki ter ile de] namaz kılınmamalıdır.
Soru 271: Ölünün, sidir ve kâfur ile gusül verdikten sonra, normal su ile gusül vermeden önce, bedeninden damlayan su damlacıkları pak mıdır?
Cevap: Üçüncü guslü tamamlanmadıkça ölünün bedeni necaset hükmündedir.
Soru 272: Bazen el, ayak ve dudaklardan kopan deri parçaları pak mıdır?
Cevap: Ellerden, ayaklardan, dudaklardan veya bedenin ayrı bir yerinden kendiliğinden kopan ince deri parçaları paktır.
Soru 273: Savaş alanlarında domuz öldürüp yemek mecburiyetinde kalan birinin, bedeninin rutubeti [teri] ve ağız suyu necis midir?
Cevap: Haram ve necis et yiyen birinin ağız suyu ve beden teri necis değildir, ancak ıslak olarak domuz etine temas eden her şey necistir.
Soru 274: Ressamlık ve çizim işlerinde kıl fırçalar kullanılmaktadır. Eğer bunların en iyi ve kaliteli çeşitlerinin genellikle domuz kılından yapıldığını ve gayr-i İslâmî ülkelerden getirilerek özellikle kültürel merkezler ve tebliğ büroları başta olmak üzere herkesin kullanımına sunulduğunu dikkate alırsak, Bu kıl fırça ve kalemleri kullanmanın şer'î hükmü nedir?
Cevap: Domuz kılı necistir ve taharetin şart olduğu yerlerde kullanmak caiz değildir; ama taharetin şart olmadığı yerlerde onları kullanmanın sakıncası yoktur. Eğer kıl fırça ve kalemlerin domuz kılından yapılıp yapılmadığı bilinmezse onu taharetin şart olduğu işlerde de kullanmanın sakıncası yoktur.
Soru 275: Gayri İslami ülkelerden ithal edilen etleri yemek helal midir? Bu etlerin pak ve necis olma açısından hükmü nedir?
Cevap: Şer’i usullere göre kesildiği doğrulanmadıkça onları yemek haramdır; ancak paklık açısından şer’i usullere göre kesilmediği kesin olarak bilinmedikçe, paktırlar.
Soru 276: Gayri İslami ülkelerden gelen deri ve diğer hayvan azalarıyla ilgili görüşünüz nedir?
Cevap: Eğer hayvanın İslami usullere göre kesildiğine ihtimal verirseniz paktırlar. Ancak İslami usullere göre kesilmediğine [kesin olarak] eminseniz necistirler.
Soru 277: Cenabetli birinin elbisesi meni ile necis olursa: 1- Islakken ona dokunmanın hükmü nedir? 2- Acaba cünüplünün, elbisesini yıkaması için bir başkasına vermesi caiz midir? 3- Muhtelim olan biri elbisesini yıkayacak olan kimseye, elbisesinin necis olduğunu haber vermeli midir?
Cevap: Meni necistir ve eğer sirayet edici bir ıslaklıkla başka bir şeye değerse onu da necis eder. Elbiseyi yıkayan kimseye onun necis olduğunu söylemek gerekmez. Ancak elbisenin sahibi onun temizlendiğini kesin olarak bilmedikçe, ona pak elbise hükmü uygulayamaz.
Soru 278: İdrardan sonra istibra yaparken benden meni kokusu veren bir sıvı geliyor; acaba necis midir? Bu durumda namaz konusunda görevim nedir?
Cevap: Eğer meni olduğunu kesin olarak bilmiyorsanız ve meninin şer’i belirtilerini taşımıyorsa, meni hükmünde değildir ve paktır.
Soru 279: Karga, kartal ve papağan gibi eti haram olan hayvanların dışkıları necis midir?
Cevap: Eti haram olan hayvanların dışkıları necis değildir.
Soru 280: İlmihal kitaplarında eti haram olan hayvanların ve kuşların dışkılarının necis olduğu yazılmıştır. Acaba sığır, koyun ve tavuk gibi eti helal olan hayvanların da dışkısı necis midir?
Cevap: Eti helal olan kuş ve diğer hayvanların ve aynı şekilde eti haram olan kuşların dışkıları paktır.
Soru 281: Eğer tuvalet taşının kenarında veya içinde bir necis olur ve orası kür veya az suyla yıkanır ama necisin kendisi kalırsa, suyla yıkanan ve necasetin olmadığı yerler, pak mıdır?
Cevap: Necis suyun ulaşmadığı yerler paktır.
Soru 282: Eğer misafir, ev eşyalarından birini necis ederse, ev sahibine haber vermesi farz mıdır?
Cevap: Yiyecek, içecek ve yemek tabakları dışındaki şeylerde haber vermesi gerekmez.
Soru 283: Necis olmuş şeye değen başka bir şey de necis olur mu? Eğer necis olursa, kaç vasıtaya kadar necis eder?
Cevap: Necisin kendisiyle temas ederek necis olan şey, pak olan başka bir şeye değerse ve ikisinden biri eğer ıslak olursa, yine o pak olan şeyi necis eder. Necis olan [bu ikinci] şey de pak olan başka bir şeye [ikisinden birinin ıslak olması şartıyla] değerse yine farz ihtiyat gereği [ikinci necis olmuş şeye, değen şey de] necis olur. Ama bu üçüncü necis olan şey, artık başka bir şeye değmekle onu [ıslak bile olsa] necis etmez.
Soru 284: Şer'î usullere göre kesilmemiş hayvanın derisinden imal edilmiş ayakkabıyı giyen birinin, her abdest almadan önce ayağını yıkaması farz mıdır? Bazıları, ayakkabı içerisinde ayağın terlediği takdirde ayakları yıkamanın vacip olduğunu söylüyorlar. Genel olarak da her türlü ayakkabıda az-çok ayaklar terlemektedir. Bu konuda görüşünüz nedir?
Cevap: Eğer ayakkabının şer’i usullere göre kesilmemiş hayvanın derisinden yapıldığını kesin olarak bilirse ve böyle bir ayakkabı içerisinde ayakların terlediği doğrulanırsa, namaz için ayakları yıkamak farzdır; ancak eğer ayakların terlediğinden veya derisinden ayakkabı yapılan hayvanın şer’i usullere göre kesilip kesilmediğinden şüphe ederse, pak hükmündedir [dolayısıyla ayakları yıkaması da gerekmez].
Soru 285: Devamlı kendisini necis eden çocuğun elinin terinin, ağız suyu ve artığının hükmü nedir. Yine, ıslak ellerini ayaklarına vuran çocukların hükmü nedir?
Cevap: Necis olduğu kesin olarak bilinmedikçe paktır.
Soru 286: Doktorun teşhisine göre sürekli ovmak zorunda kaldığım bir dişeti hastalığım var ve bu, diş etlerimin içerisinde kan toplanmış gibi bazı yerlerinin siyahlaşmasına sebep oluyor. Üzerine kâğıt mendil bıraktığımda rengi kırmızılaşıyor. Bu yüzden kür suyla ağzımı temizlemeğe çalışıyorum; ancak katılaşmış olan bu kan uzun bir müddet kalıyor ve yıkamakla da gitmiyor. Acaba ağzıma aldığım kür suyu çıkardığımda, ağzımda kalan ve dişetindeki katılaşmış kana değen bu su necis midir, yoksa o da ağız suyunun bir parçası sayılarak pak mıdır?
Cevap: Her ne kadar ondan sakınmak ihtiyata uygun olsa da pak hükmündedir.
Soru 287: Diş etlerinde katılaşmış olan kana değdikten sonra yediğim yemek, necis midir? Necis olduğu takdirde, acaba yemeği yuttuktan sonra ağzın iç kısmı necis olarak kalır mı?
Cevap: Mezkûr durumda, yemek necis olmaz ve yutulmasında bir sakınca yoktur. Ağzın içi de temizdir.
Soru 288: Bir süredir makyaj malzemelerinin, çocuklar doğduğunda onlardan kesilip ayrılan göbek bağından veya ölü çocuktan yapıldığına dair söylentiler var. Biz bazen bunları kullanıyoruz ve hatta bazı zamanlar [kullandığımız] ruj yeniliyor bile; acaba bunlar necis midir?
Cevap: Söylentiler, makyaj malzemelerinin necis olduğuna dair şer'î delil sayılmazlar ve şer’i yollardan onların necis olduğu ispatlanmadıkça, onları kullanmanızın sakıncası yoktur.
Soru 289: Yıkadığımız her elbise veya kumaştan, leğene baktığımızda açıkça görünen ince küçük tüyler dökülmektedir. Leğen suyla dolu vaziyette ve çeşme suyuna bağlıyken elbiseyi daldırdığımızda leğenin kenarlarından etrafa su taşıyor. Ben de leğenden taşan suda bu tüylerin olması nedeniyle, ihtiyat ederek suyun taştığı her yeri yıkıyorum. Yine, çocukların necis elbiselerini dışarıya çıkardığımda, kuru bile olsalar, bu tüylerden düşmüştür düşüncesiyle bıraktığım bütün yerleri yıkıyorum. Acaba [yaptığım] bu ihtiyat gerekli midir?
Cevap: Yıkamak için leğene koyulan bir elbisenin, su, musluktan akarak üzerine dökülüp her tarafına ulaştıktan sonra ondan ayrılırsa veya leğenin içinde yer değiştirirse, elbise, leğen, su ve elbiseden ayrılıp suyun üzerinde görülen ve suyla birlikte dışarı dökülen tüyler, hepsi paktır. Nitekim çocukların necis elbiselerinden ayrılan tüy veya toz parçacıkları da elbisenin necis yerinden ayrıldıkları kesin olarak bilinmedikçe paktırlar. Ayrıca o ayrılan tüylerin necis bölgeden ayrıldıklarından şüphe edilirse, ihtiyat gerekli değildir.
Soru 290: Islaklığın, bir şeyden diğer bir şeye geçmesi için ne kadar olması gerekiyor?
Cevap: Islaklığın geçmesindeki ölçü, ıslak olan bir cisim başka bir cisme değdiğinde birinin ıslaklığının diğerine geçmesidir.
Soru 291: Hıristiyan ve Yahudiler gibi dinî azınlıkların da elbiselerini yıkanması ve ütülenmesi için verdikleri kuru temizleyicilere verilen elbiseler pak mıdır? Ayrıca bunların temizlik için kimyasal madde kullandıklarını biliyoruz.
Cevap: Eğer kuru temizleyicilere verilen elbiseler önceden necis değillerse, pak hükmündedirler ve elbiselerin ehl-i kitap olan dinî azınlıkların elbiselerine değmeleri onların necis olmasına sebep olmaz.
Soru 292: Tam otomatik çamaşır makinelerinde yıkanan necis elbiseler pak olur mu? Bu çamaşır makinelerinin çalışma tarzı şöyledir: Birinci defada toz deterjanla birlikte çamaşır makinesine koyulan çamaşırların üzerine bir miktar su dökülür ve makine biraz çalışınca, kapak, cam ve etrafındaki plastik üzerinde köpük oluşur. Sonra köpük bunları tamamen kapatınca ikinci kez su alır. Daha sonra da makine otomatik olarak çamaşırı üç defa az suyla yıkar ve her defasında suyu dışarıya atar. Sizden ricamız, böyle yıkanan çamaşırların pak olup olmadıklarını açıklamanızdır.
Cevap: [Necis elbiseler] çamaşır makinesinde paklanırken [necasetten temizlerken] eğer necasetin kendisi giderildikten sonra musluğa bağlı çok su ile bir defa yıkanırsa ve yine makinenin içi elbiseleri koymadan önce pak olur ve daha sonrada iki defa az suyla yıkanıp normal şekilde suyu alınırsa [sıkılırsa] elbiseler pak olurlar.
Soru 293: Eğer su, yere, havuza veya çamaşır yıkanan hamamlara [vb. yerlere] dökülür ve oradan da birkaç damla insanın elbisesine sıçrarsa, elbise necis olur mu?
Cevap: Temiz [leğen, havuz, hamam vb.] yerlere dökülen sudan sıçrayan su da paktır. Eğer o yerin pak mı yoksa necis mi olduğunda şüphe edersek, yine de ondan sıçrayan su paktır.
Soru 294: Belediyeye bağlı çöp kamyonlardan caddelere dökülen su, bazen şiddetli rüzgâr nedeniyle halkın üzerine sıçramaktadır. Bu su pak mıdır?
Cevap: Necise değmesi sonucunda necis olduğu kesin olarak bilinmediği takdirde, o su temizdir.
Soru 295: Cadde ve yol üzerlerinde oluşan çukurlarda toplanan sular pak mıdır?
Cevap: Bu sular pak hükmündedirler.
Soru 296: Yemek, içmek vb. şeylerde temizlik ve necaset hükümlerine önem vermeyen kimselerle ailece gidip gelmenin hükmü nedir?
Cevap: Yüce İslam dininin taharet ve necaset konusundaki genel hükmü şöyledir: Necis olduğu kesin olarak bilinmeyen her şey, şer’i açıdan pak [temiz] hükmündedir.
Soru 297: Aşağıda geçen kusmukların şer'î açıdan hükümlerini açıklar mısınız?
a) Süt emen çocuğun kusmuğu.
b) Süt emen ve yemek yiyen çocuğun kusmuğu.
c) Yetişkin insanın kusmuğu.Cevap: Hepsi paktır.
Soru 298: Eğer birkaç şeyden biri necis olur ama hangisinin necis olduğu bilinmezse bunlara değen şeyin hükmü nedir?
Cevap: Eğer onlardan bazılarına değerse [hepsine değmezse] necis hükmünde değildir.
Soru 299: Başka ülkelerden çalışmak için İslami ülkelere gelerek şarküteri dükkânı açan ve hangi dine mensup olduğu bilinmeyen biri, elinde sirayet edici (geçici) ıslaklık olduğu halde yiyecek maddeleri satmaktadır ve satış esnasında eli gıda maddelerine değmektedir. Acaba ondan hangi dine mensup olduğu sorulmalı mıdır? Yoksa "Necis olduğu kesin olarak bilinmedikçe her şey paktır." hükmü onun hakkında da geçerli midir?
Cevap: Ona hangi dine bağlı olduğunu sormak farz değildir. Onun kendisi ve ıslak olarak dokunduğu şeyler hakkında, "Necis olduğu kesin olarak bilinmedikçe her şey paktır." hükmü geçerlidir.
Soru 300: Eğer aile fertlerinden biri veya eve gidip gelen birisi, taharet ve necasete önem vermez ve evin ve evdeki eşyaların yıkamakla temizlenmeyecek kadar geniş bir ölçüde necis olmasına sebep olursa, bu evde yaşayanların görevi nedir? Böyle bir durumda insan nasıl temiz kalabilir. Özellikle de sahih olması taharete bağlı olan namazlar için ne yapmak gerekir. Bu durumda şer’i hüküm nedir?
Cevap: Bütün evi temizlemek gerekmez. Namazın sahih olması için de namaz kılanın elbisesiyle [secdede] alnın koyulduğu yerin temiz olması yeterlidir. Evin ve eşyaların necis olması, namazda ve yemek-içmekte temizliğe uyulmasının dışında daha fazla bir yükümlülük gerektirmez.
- Sarhoş Edici Şeyler
Sarhoş Edici Şeyler
Soru 301: Alkollü içecekler necis midir?
Cevap: Sarhoş edici içecekler [farz] ihtiyat gereği necistirler.
Soru 302: Ateşte kaynayan ve üçte biri gitmeyen, ancak, sarhoş edici de olmayan üzüm suyunun hükmü nedir?
Cevap: İçilmesi haramdır, ama necis değildir.
Soru 303: İçerisinde bir veya birkaç üzüm tanesi olan koruk (yetişmemiş üzüm), suyunu çıkarmak amacıyla kaynatılırsa, kaynatıldıktan sonra geriye kalan suyun haram olduğu söylenmektedir. Bu söz doğru mudur?
Cevap: Eğer üzüm taneleri, çok az olur ve ona üzüm suyu denilmeyecek şekilde koruk suyunda kaybolup giderse helâldir. Ancak sadece üzüm tanelerinin kendisi ateşte kaynarsa haramdır.
Soru 304: Günümüzde sarhoş edici [olsa da] alkol, birçok ilaçların özellikle de sıvı ilaçların ve güzel kokuların bilhassa da dış ülkelerden getirilen kolonyaların yapımında kullanılmaktadır. Acaba meselenin hükmünü bilen veya bilmeyen kimselerin bunları alıp-satmalarına, kullanmalarına ve farklı şekilde onlardan yaralanmalarına izin veriyor musunuz?
Cevap: Asaleten [şarap gibi] sıvı sarhoş edicilerin çeşitlerinden olduğu bilinmeyen alkoller pak hükmündedirler ve bu tür alkollerin katıldığı [kolonya, ilaç vb.] sıvı maddeleri alıp satmanın ve kullanmanın sakıncası yoktur.
Soru 305: Sağlık görevlilerinin çalışma esnasında tıbbi nedenlerden dolayı ellerini ve tıbbî malzemeleri dezenfekte etmek gibi gerekli olan her yerde ve her alanda beyaz alkol kullanmaları caiz midir? Beyaz alkol tıbbî bir alkol olmanın yanı sıra içilebilir de. Ayrıca, üzerine bu alkolden bir veya birkaç damla dökülmüş elbiseyle kılınan namaz sahih midir?
Cevap: Eğer [beyaz alkol] asaleten sıvı olmayan [katı maddelerden üretilen etil alkol gibi] alkollerden olursa, sarhoş edici olsa bile pak hükmündedir ve onun bulaştığı elbiseyle namaz kılmak sahihtir ve temizlenmesi gerekmez. Ancak asaleten sıvı olan alkollerden olur ve uzmanların teşhisine göre de sarhoş edici olursa, ihtiyat gereği necistir ve onun değdiği elbise veya bedenle namaz kılmak için temizlenmesi gerekir. Elbette tıbbi araç ve gereçleri dezenfekte de vb. işlerde onu kullanmanın sakıncası yoktur.
Soru 306: İlaç ve gıda sanayiinde "Kefir" denen bir madde kullanılmaktadır. Mayalandığında elde edilen maddede %5 ile %8 oranında bir alkol meydana gelmektedir. Bu miktardaki bir alkol, kullanıcıda hiçbir şekilde sarhoşluğa yol açmıyor. Bu maddenin kullanılmasının şer'î açıdan bir sakıncası var mıdır?
Cevap: Elde edilen maddede bulunan alkol kendi zatında sarhoş edici ise, elde edilen maddeye karışması ve miktarının az olması yüzünden kullanıcı açısından sarhoş edici olmasa bile yenilmesi haramdır ve ihtiyat gereği necistir. Ancak onun kendi zatında sarhoş edici olup olmadığından veya aslen sıvı olup olmadığından şüphe edilirse hüküm değişir.
Soru 307:
1) Etil alkol necis midir? (Galiba bu alkol bütün sarhoş edicilerin içerisinde bulunuyor ve sarhoşluğa yol açıyor.)
2) Alkolün necis olmasındaki ölçü nedir?
3) Bir içeceğin sarhoş edici olduğunu tespit etmenin yolu nedir?Cevap:
a) Aslen sıvı ve sarhoş edici olan bütün alkol çeşitleri necistir.
b) Ölçü aslen sıvı ve sarhoş edici olmasıdır.
c) Eğer mükellefin kendisinin kesin bilgisi olmazsa, güvenilir uzman kişinin bildirmesi yeterlidir.Soru 308: Koka kola [Coca cola] ve pepsi gibi ülke içerisinde üretilen ve piyasada satılmakta olan bazı içeceklerin temel maddelerinin dış ülkelerden getirildiği ve içlerinde alkol kullandıkları ihtimali olduğu söylenmektedir. Bunların hükmü nedir?
Cevap: Mükellefin kendisi bunlara aslı sıvı olan sarhoş edici alkol katıldığını kesin olarak bilmedikçe pak ve helaldir.
Soru 309: Gıda maddelerini satın alırken, onları satan veya yapan kimselerden Müslüman olmayanların onlara ellerini vurup vurmadığını veya onların yapımında alkol kullanıp kullanmadıklarını araştırmak gerekir mi?
Cevap: Sormak ve araştırmak gerekmez.
Soru 310: Ben kimyasal gazlara karşı etkili olan, "sprey atropine sülfat" formülünde bir ilacın yapımına başladım. Alkol, bu ilacın bileşiminde temel bir role sahiptir; öyle ki eğer alkol eklenmezse bu ilaç üretilemez. Öte yandan bu ilaç, İslâm ordularını kimyasal sinir gazları karşısında koruyabilecek bir silahtır. Acaba anlattığımız şekilde alkolü ilaç sanayiinde kullanmamız caiz midir?
Cevap: Eğer [kullanılan alkol] aslen sıvı ve sarhoş edici olan alkollerden ise haramdır ve ihtiyat gereği necistir; ancak onun ilaç sanayiinde kullanılmasında sakınca yoktur.
- Vesvese ve Çaresi
Vesvese ve Çaresi
Soru 311: Birkaç yıldan beridir vesvese hastalığına müptela olmuşum. Bu konu beni çok rahatsız etmektedir ve günden güne bu hastalığım daha da şiddetlenerek hayatımda her şeyden şüphe etmeme neden oluyor. Öyle ki yaşamım sanki şüphe üzerine kurulmuş. Çoğunlukla yiyeceklerde ve ıslak eşyalarda şüpheye düşüyorum. Bu nedenle diğer normal insanlar gibi yaşayamıyorum. Bir yere gittiğimde ayağımın terlediğini ve necise değmesi sonucu, necis olacağını düşünerek hemen çorabımı çıkarıyorum; hatta seccade üzerinde bile oturamıyorum. Ne zaman otursam, tüyleri elbiseme yapışır ve onu suyla yıkamak zorunda kalırım diye vesvese olduğum için hemen kalkıyorum. Eskiden böyle değildim, ama şimdi, artık bu işlerimden utanıyorum. Her zaman, rüyamda birisini görüp, derdimi ona söylemeyi veya hayatımı tamamen değiştirip beni eski halime getirecek bir mucizenin gerçekleşmesini çok istiyorum. Bu konuda bana yol göstermenizi rica ediyorum.
Cevap: Taharet ve necaset hükümleri, tıpkı ilmihal kitaplarında açıklananlarla aynıdır. Şer’i açıdan necis olduğuna hükmedilen ve insanın da necis olduğunu kesin olarak bildiği şeyler dışında her şey paktır [temizdir]. Bu durumda, vesvese hastalığından kurtulmak için rüya görmeye veya mucize olmasına ihtiyaç yoktur. Sadece mükellefin kendi şahsî görüş ve düşüncelerini bir kenara bırakarak mukaddes İslâm şeriatına inanıp onunla amel etmesi ve necis olduğunu kesin olarak bilmediği şeyleri necis saymaması gerekir. Çünkü siz kapının, duvarın, seccade ve kullandığınız diğer eşyaların necis olduğunu kesin olarak nereden biliyorsunuz? Üzerinde yürüdüğünüz veya oturduğunuz seccadenin tüylerinin necis olduğunu ve onun çorabınıza, elbisenize ve bedeninize bulaştığını kesin olarak nasıl ve nereden biliyorsunuz? Bu yüzden bu durumlarda vesveseye itina etmeniz sizin için caiz değildir. [Her şeyin] necis olabileceğine dair vesveseleri biraz görmezden gelmekle ve vesveseye itina etmeme konusunda biraz alıştırma yapmakla, inşallah Allah’ın izni ve yardımıyla kendinizi vesvesenin pençesinden kurtaracaksınız.
Soru 312: Ben yükseköğrenim görmüş, birkaç çocuk annesi bir kadınım. Taharet konusunda çok sıkıntı yaşıyorum. Dindar bir ailede büyüdüğüm için İslâm'ın bütün öğretilerine uymak istiyorum. Küçük çocuklarım olduğundan dolayı sürekli idrar ve kakalarıyla uğraşıyorum. [Çocuklar tuvalete gittikten sonra] sifonu çektiğimde dökülen su ayağıma, yüzüme ve hatta başıma bile sıçrıyor, bu yüzden her defasında suyun sıçradığı yerleri yıkamak zorunda kalıyorum. Bu ise yaşantımda birçok zorluklara sebep oluyor. Öte yandan benim dinim ve akidemle alakalı olduğundan taharet konusunu göz ardı etmem mümkün değil. Hatta bu sorunu çözmek için psikoloğa bile müracaat ettim; ama bir sonuç alamadım. Bu arada necis olan şeyin tozu veya çocuğun eli necis olduğu zaman onları yıkamak veya bir şeye el sürmesini engellemek zorunda kalmak gibi bana sıkıntı veren diğer şeyler de vardır. Necis olan bir şeyi yıkamak benim için çok zor oluyor; ama tamda o anda sadece kirli olan elbise ve bulaşıkları yıkamak ise benim için kolay. Sizden ricam lütfen bu konuda yol göstererek hayatı bana kolaylaştırınız.
Cevap:
1) Mukaddes İslâm açısından necaset ve taharet konusunda asıl olan [temel prensip] her ne kadar necis olduğuna çok fazla ihtimal verilse de kesin olarak necis olduğu bilinmedikçe eşyanın pak oluşudur.
2) Taharet ve necaset konusunda, psikolojik nedenlerden dolayı diğerlerine göre daha şiddetli hassasiyetleri olanlar, örneğin bir şeyin necis oluşuna başkalarından daha çabuk ve pak oluşuna ise diğerlerinden daha geç kanaat getiren insanlara İslam fıkhında vesveseci denir. Böyle biri, eğer bir şeyin necis olduğuna kesin olarak inansa dahi, normal bir insanın kanaat getireceği ölçüde olmadıkça ona amel etmesi gerekmez. Necis bir şeyin vesveseci birisi tarafından paklanmasında da ölçü yine halk tarafından bilinen normal süreçtir ve vesvesecinin, necisin kendisinin giderildiğine veya pak olduğuna kesin olarak kanaat getirmesi gerekmez.
Bu hükümler mezkûr kimseler hakkında, bu hassasiyetleri kalkıncaya kadar geçerlidir.
3) Necis olan her şeyi veya her uzvu, paklamak için necasetin kendisi giderildikten sonra musluk suyuyla yalnızca bir defa yıkamak yeterlidir. Tekrar yıkamak ya da suyun altına tutmak gerekmez. Eğer necis olan şey, elbise ve benzeri bir şey olursa ihtiyat gereği içindeki suyun dışarı çıkması için normal miktarda sıkılır veya silkelenir.
4) Necasete karşı şiddetli bir hassasiyete sahip olduğunuzdan, şunu bilmelisiniz ki necis bir şeyin tozu, sizin için hiçbir durumda necis değildir. Yine sizin, çocuğun elinin necis veya temiz olduğuna veya kanın bedenden temizlenip temizlenmediğine dikkat etmeniz gerekmez. Bu hüküm, sizin bu hassasiyetiniz tamamen yok olana kadar geçerlidir.
5) İslâm dini kolay, hafif ve insan fıtratına uygun hükümlere sahiptir; öyleyse onları kendinize zorlaştırarak ruhunuza ve cisminize eziyet edip, zarar gelmesine sebep olmayın. Bu gibi durumlarda ıstırap ve endişe hali, hayatı size zehir ediyor; oysa Yüce Allah sizin ve sizinle ilişkisi olan hiç kimsenin sıkıntı ve zorluğa düşmesine razı değildir. Kolay bir dine sahip olmanın şükrünü yerine getirin ve bu nimetin şükrü, ilahi öğretilere uygun bir şekilde amel etmektir.
6) Bu [ruh] haliniz, geçici ve tedavi edilebilir bir durumdur. Birçok insan buna müptela olduktan sonra yukarıda söylenildiği şekilde amel ederek ondan kurtulmuştur. Siz de Allah’a tevekkül edin, himmet ve iradenizle kendinizi rahatlatın; Allah’ın izniyle başaracaksınız. - Ehl-i Kitap Ve Diğer Fırkaların Hükmü
Ehl-i Kitap Ve Diğer Fırkaların Hükmü
Soru 313: Bazı fakihler ehl-i kitabın pak, bazıları da necis olduğuna inanıyorlar; bu konuda sizin görüşünüz nedir?
Cevap: Ehl-i kitabın zat itibarıyla necis olduğu malum değildir. Bize göre onlar, zat itibarıyla pak hükmündedirler.
Soru 314: İnanç yönünden Peygamber Efendimizin peygamberliğine inanan, ama buna rağmen kendi baba ve dedelerinin geleneklerini sürdüren bazı ehl-i kitap mensupları, taharet açısından kâfir hükmünde midirler?
Cevap: [Ehl-i kitabın] Peygamber Efendimizin (s.a.a) peygamberliğine inanmaları, tek başına İslami hükümleri onlar hakkında uygulamak için yeterli değildir. Ancak eğer ehl-i kitaptan sayılıyorlarsa [zaten] pak hükmündedirler.
Soru 315: Birkaç arkadaşla birlikte bir ev kiraladık; sonra arkadaşlarımızdan birinin namaz kılmadığını fark ettik. Kendisine sorduğumuzda, kalben Allah'a inandığını ama namaz kılmadığını söyledi. Onunla birlikte yemek yediğimizi ve çok yakın ilişkiler kurduğumuzu dikkate alırsak, acaba onu necis mi bilmeliyiz?
Cevap: Sadece namazı, orucu veya diğer şer'î farzları terk etmesi Müslümanın mürtet olmasına (dinden çıkmasına) ve necis olmasına sebep olmaz. Onun mürtet olduğu ispatlanmadıkça, diğer Müslümanların hükmündedir.
Soru 316: Ehl-i kitaptan kastedilen kimlerdir ve onlarla ilişki sınırlarını belirleyen ölçü nedir?
Cevap: Ehl-i kitaptan maksat, ilahî dinlerden birine inanan ve kendisini Allah'ın peygamberlerinden bir peygamberin (a.s) takipçisi olarak bilen Yahudiler, Hıristiyanlar, Zerdüştiler ve aynı şekilde bizim araştırmalarımıza göre ehl-i kitaptan olan Sabiin gibi semavi kitapları olan kimselerdir. Bu dinlere mensup kimselerle İslâmî ölçü ve ahlâk kurallarına uyularak muaşerette bulunmanın bir sakıncası yoktur.
Soru 317: Aliyullahiler adında, Emirü'l-Müminin Ali'yi (a.s) ilâh olarak kabul eden, namaz ve oruç yerine dua etmeğe inanan bir fırka vardır; bunlar necis midir?
Cevap: Eğer Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) ilâh olduğuna inanıyorlarsa, onlar ehl-i kitap olmayan gayr-i Müslimlerin hükmündedir. Yani kâfir ve necistirler.
Soru 318: "Hz. Ali (a.s) ilâh değildir, ama ilâhtan aşağı da değildir." görüşüne inanan ve kendilerini Aliyullahiler olarak adlandıran fırkanın hükmü nedir?
Cevap: Eğer [Hz. Ali’yi] tek olan Yüce Allah Teala'ya ortak koşmuyorlarsa, müşrik hükmünde değildirler.
Soru 319: On iki imam Şiaları tarafından Hz. İmam Hüseyin (a.s) veya Ashab-ı Kisa [Hz. Resulullah, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (Allah’ın selamı onlara olsun)] için yapılan nezirlerin Aliyullahiler fırkasının toplandığı merkezlere, bu yerlerin ihya olmasına sebep olacak şekilde vermek caiz midir?
Cevap: Muvahhitlerin önderi Hz. Ali'nin (a.s) ilah olduğuna inanmak batıl bir inançtır ve bu inanca sahip olan kişinin İslâm dininden çıkmasına sebep olur. Bu sapık akidenin yayılmasına yardım etmek haramdır; ayrıca nezredilen malları, nezredildiği yerlerin dışında harcamak caiz değildir.
Soru 320: Bizim bölgemizde ve diğer bazı bölgelerde, [On iki] İmamlardan [sadece] altısına inanan ama hiçbir dinî farizaya ve velâyet-i fakih ilkesine inanmayan, kendilerini İsmailiyye diye adlandıran bir fırka vardır. Acaba bu fırkaya mensup olanlar necis midir?
Cevap: Onların, İmamların (a.s) diğer altısına veya herhangi bir dini hükme inanmaması, dinin aslını ve Peygamber Efendimizin peygamberliğini inkâra sebep olmadıkça, [onların] kâfir ve necis olmasına sebep olmaz. Ancak İmamlardan (a.s) birine (haşa) saygısızlık edip küfrederlerse, başka.
Soru 321: Bizim kaldığımız ve öğrenim gördüğümüz bölge halkının mutlak çoğunluğu Budist kâfirlerdir. Eğer bir üniversite öğrencisi onlardan bir ev kiralarsa, bu evin taharet ve necaset açısından hükmü nedir? Bu evi yıkayıp temizlemek gerekir mi? Şunu da belirtmek gerekir ki, bu bölgedeki evler çoğunlukla tahtadan yapıldığından onları yıkamak mümkün değildir. Ayrıca otellerin, onlarda bulunan mobilya ve eşyaların hükmü nedir?
Cevap: Ehl-i kitap olmayan bir kâfirin, ıslak el ve beden ile sizin kullandığınız eşyalara dokunduğu ispatlanmadıkça onların necis olduğuna hükmedilmez; necis olduğu kesin olarak bilinse dahi ev ve otellerin kapı, duvar, mobilya ve eşyalarını yıkamak farz değildir. Sadece yemek, içmek veya namaz kılmak için kullanılması gereken necis eşyaların yıkanması farzdır.
Soru 322: Huzistan bölgesinde kendilerine Sabiîler adını veren büyük bir grup yaşamaktadır. Onlar, "Biz Hz. Yahya'ya (a.s) tabiyiz ve onun kitabı bizim yanımızdadır." diyorlar. Din âlimlerinin görüşüne göre de bunların Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen Sabiîler olduğu ispatlanmıştır. Bunların ehl-i kitap olup olmadığını açıklamanızı rica ediyoruz.
Cevap: Adı geçen taife ehl-i kitap hükmündedir.
Soru 323: Acaba, "Kâfir birinin yaptığı ev necistir ve orda namaz kılmak da mekruhtur." sözü doğru mudur?
Cevap: Böyle bir evde namaz kılmak mekruh değildir.
Soru 324: Yahudi, Hristiyan ve diğer kâfir fırkaların yanında çalışmanın ve onlardan ücret almanın hükmü nedir?
Cevap: Haram işlerden olmaması, İslâm'ın ve Müslümanların genel maslahatlarına da aykırı olmaması şartıyla kâfirlerin yanında çalışmanın kendisinde bir sakınca yoktur.
Soru 325: Askerlik görevini yaptığım bölgede, Hak Ehli adında bir fırkaya mensup olan aşiretler yaşamaktadır. Acaba onlarda bulunan süt, peynir ve tere yağı gibi ürünleri kullanmak caiz midir?
Cevap: Eğer, İslâm'ın temel inançlarına inanıyorlarsa, taharet ve necaset konusunda diğer Müslümanların hükmündedirler.
Soru 326: Öğretmenlik yaptığım köy halkı Hak Ehli fırkasına mensup oldukları için namaz kılmıyorlar ve biz onların yemek ve ekmeklerinden yemek zorundayız. Çünkü gece gündüz sürekli olarak bu köyde kalıyoruz. Acaba bizim namazlarımızın bir sakıncası var mı?
Cevap: Eğer tevhit, nübüvvet ve İslam dinin diğer zaruri hükümlerinden hiçbirini inkâr etmezlerse ve Peygamber Efendimizin risaletinin eksik olduğuna da inanmazlarsa; onların kâfir ve necis olduklarına hükmedilmez. Aksi takdirde, onlara dokunulduğunda veya yemeklerini yerken taharet ve necaset hükümlerine riayet edilmelidir.
Soru 327: Komünist olan akrabalarımızdan biri, çocukluğumuzda bize çok miktarda mal ve gerekli eşya bağışlamıştır. Hâlihazırda bağışladığı şeylerin kendisi duruyorsa, hükmü nedir?
Cevap: Eğer kâfir ve mürtet olduğu ispatlanır ve bulûğ çağına ulaştığında, İslam’ı kabul etmeden önce kâfirliği seçmiş olursa, onun malları diğer kâfirlerin malları hükmündedir.
Soru 328: Aşağıdaki sorulara cevap vermenizi rica ediyoruz:
1- İlkokul, ortaokul ve lise gibi çeşitli tahsil dönemlerinde erkek olsun kız olsun, okulun içinde veya dışında, mükellef olsun veya olmasın batıl Bahaî fırkasına mensup öğrencilerle Müslüman öğrencilerin oturup kalkmalarının ve tokalaşmalarının hükmü nedir?
2- Bahaî olduklarını açıkça gösteren veya Bahaî olduklarını kesin olarak bildiğimiz öğrencilerle eğitim görevlilerinin ve öğretmenlerin tutumu nasıl olmalıdır?
3- İçme suyu muslukları, tuvalet muslukları, sabun vb. bütün öğrencilerin ortaklaşa kullandıkları eşyaları ıslak el ve bedenle dokunduklarını kesin olarak bildiğimiz halde kullanmanın şer'î hükmü nedir?Cevap: Sapık/batıl Bahaî fırkasına bağlı olan herkes necistir. Taharetin şart olduğu işlerde, Bahaîler'in [ıslak olarak] dokundukları eşyalarda taharet hükümlerine riayet etmek farzdır. Ancak müdürlerin ve öğretmenlerin Bahaî öğrencilere karşı tutumları tıpkı yasal düzenlemelere ve İslâm ahlakına uygun bir şekilde olmalıdır.
Soru 329: Müminlerin, sapık Bahaî fırkasına karşı tutumları ve o fırkaya mensup olanların, İslâm toplumu arasında bulunmalarının getirdiği yükümlülüklerin neler olduğunu açıklar mısınız?
Cevap: Bütün müminler, sapık Bahaî fırkasının hile ve fesatlarına karşı durmalı ve onların, diğer Müslümanları saptırmalarını ve onlara katılmalarını engellemelidir.
Soru 330: Bazen sapık Bahai fırkası mensupları bizlere yemek veya başka şeyler getiriyorlar; onları tüketmemiz caiz midir?
Cevap: Yoldan çıkmış ve insanları saptıran bu fırkanın mensuplarıyla her türlü ilişkiden sakının.
Soru 331: Çevremizde birçok Bahaî fırkası mensupları yaşamaktadır. Onlar, [bize karşı çok] güzel ahlak ve davranış göstermekle birlikte evlerimize de çok gelip gidiyorlar. Bazıları, onların necis, bazıları da pak olduklarını söylüyorlar. Acaba bunlar pak mıdır?
Cevap: Onlar necistirler ve sizin din ve imanınızın düşmanıdırlar; öyleyse aziz çocuklarım gerçekten de onlardan sakının.
Soru 332: Bazı bölgelerde kâfirlerin sayısının Müslümanlardan daha çok olması, hava sıcaklığının da terlemeye ve ıslaklığın geçmesine sebep olduğu dikkate alındığında Müslümanların ve kâfirlerin ortak olarak kullandıkları otobüs ve tren koltuklarının hükmü nedir?
Cevap: Ehli kitap kâfirler, pak hükmündedirler ve her halükârda kâfir ve Müslümanların ortak kullandıkları eşyaların, necis oldukları kesin olarak bilinmedikleri müddetçe pak olduğuna hükmedilir.
Soru 333: Yurt dışında öğrenim görmek, gayr-i Müslimlerle iletişim ve ilişkide bulunmayı gerektiriyor. Böyle bir durumda, şer'î usullere göre kesilmeyen hayvanın eti gibi haram olan ürünlerden olmamak şartıyla onların eliyle imal edilen gıda maddelerini, kâfirlerin ıslak elinin temas etme ihtimali verilmesine rağmen kullanmanın hükmü nedir?
Cevap: Kafirin elinin gıda maddelerine ıslak olarak değme ihtimali, tek başına onlardan sakınmanın farz olması için yeterli [bir delil] değildir; dolayısıyla [kâfirin elinin] kesin olarak temas ettiğine kanaat getirilmedikçe [gıda maddelerinin] pak olduklarına hükmedilir. Eğer kâfir ehl-i kitaptan olursa, zatı itibariyle necis olmadığından elinin ıslak olarak bir şeye değmesi onun necis olmasına sebep olmaz.
Soru 334: İslâm hükümetinde yaşamakta olan bir Müslümanın, eğer bütün masrafları ve giderleri, aralarında sıcak dostluk ilişkisi bulunan gayr-i Müslim bir işveren tarafından karşılanırsa, böyle bir Müslümanla sıkı ailevi ilişkiler kurup bazı zamanlar da onun yemeğinden yemek caiz midir?
Cevap: Müslümanların, bahsi geçen Müslümanla ilişki kurmalarında bir sakınca yoktur; ancak söz konusu Müslümanın, gayr-i Müslüman birisine çalışma ve onunla sıkı ilişkiler kurma sonucu kendi inancından sapma korkusu olursa, o işi terk etmesi/bırakması farzdır. Diğer Müslümanların da onu kötülükten sakındırmaları gerekir.
Soru 335: Kayınbiraderim çeşitli sebeplerden dolayı, dinin bazı mukaddesatına hakaret edecek kadar ileri giderek maalesef tamamen dinden çıktı. Hali hazırda mürtet oluşundan birkaç yıl geçtikten sonra, gönderdiği bir mektupla İslâm'a inandığını, fakat namaz kılmadığını ve oruç tutmadığını belirtmektedir. Bu durumda, anne babasının ve diğer aile fertlerinin onunla ilişkileri nasıl olmalıdır? Acaba ona kâfir denilebilir mi veya onu necis sayabilir miyiz?
Cevap: Önceden mürtet oluşunun sabit olduğunu varsayarsak, eğer ondan sonra tövbe etmişse pak olduğuna hükmedilir. Anne-babasının ve diğer aile fertlerinin de onunla ilişki kurmalarının sakıncası yoktur.
Soru 336: Eğer birisi, oruç ve onun gibi dinin zaruri hükümlerinden birini inkâr ederse kâfir hükmünde olur mu?
Cevap: Eğer dinin zaruri hükümlerinden her hangi birini inkâr etmesi, peygamberliği inkâr etmeğe, Yüce İslam Peygamberini yalanlamaya ya da şeriata bir noksanlık katmaya sebep olursa, kâfir ve mürtet olmaya sebep olur.
Soru 337: Acaba mürtet ve harbî kâfirler için konulan ceza kanunları, İslam rehberinin sorumluluğu altında olan siyasî işlerden midir? Yoksa kıyamet gününe kadar değişmez olan şer'î ceza hükümlerinden midir?
Cevap: Bu cezalar şer'î ve ilahî olan bir hükümdür.
-
- NAMAZ HÜKÜMLERİ
- ORUÇ HÜKÜMLERİ
- HUMUS HÜKÜMLERİ
- CİHAD
CİHAD
Soru 1048: Masum İmam’ın (selam ona olsun) gaybeti zamanında cihad-ı ibtidaî'nin hükmü nedir? Acaba bütün şartları taşıyan fakihin (Veliyy-i Emr-i Müslimin), bu konuda hüküm vermesi caiz midir?
Cevap: Bütün şartları taşıyan veliyy-i fakihin, maslahat gerektirdiğinde cihad-ı ibtidaî hükmünü vermesinin caiz olduğunu söylemek uzak bir görüş değildir ve hatta güçlü olan görüş budur.
Soru 1049: İslam'ın tehlikeye maruz kaldığını teşhis ettikten sonra anne ve babanın rızası olmadan, İslam'ı savunmanın hükmü nedir?
Cevap: İslam ve Müslümanları savunmak farzdır ve anne-babanın iznine bağlı değildir. Ama bununla birlikte mümkün olduğu kadar onların rızasını elde etmeye çalışmak iyidir.
Soru 1050: İslam ülkelerinde yaşayan Ehl-i Kitap, zımmî hükmünde midir?
Cevap: Himayesinde yaşadıkları İslam hükümetinin kanun ve kurallarına uydukları müddetçe ve onlara verilen âmânla-güvenceyle çelişen bir iş yapmazlarsa, kendileriyle antlaşma yapılan kimseler hükmündedirler.
Soru 1051: Müslüman birinin, kâfirlerin veya Müslümanların beldelerinde yaşayan ve Ehl-i Kitaptan olan veya olmayan kâfir bir erkek veya kadını, istimlak etmesi caiz midir?
Cevap: Bu iş câiz değildir. Eğer kâfirler İslam topraklarına saldırırsa ve bir kısmı Müslümanlar tarafından esir edilirse, savaş esirlerinin kaderi İslam hâkiminin elindedir ve Müslümanların esirlerin kaderini belirleme hakkı yoktur.
Soru 1052: Eğer Muhammedî öz İslâm’ı korumanın, canı muhterem olan bir kişinin kanının dökülmesine bağlı olduğunu varsayarsak, bu işi yapmak caiz midir?
Cevap: Canı muhterem olan birinin kanını haksız yere dökmek şer'an haram olup Muhammedî öz İslâm'la çelişmektedir. Bu yüzden, Muhammedî öz İslâm'ı korumanın suçsuz bir kişiyi öldürmeye bağlı olduğu sözü anlamsızdır. Ancak eğer maksadınız mükellefin Allah Azze ve Celle'nin yolunda cihat etmede ve Muhammedî öz İslâm'ı savunmada öldürülmeye maruz kalabileceği durumlarsa, bu varsayımın farklı durumları vardır. Eğer mükellef kendi teşhisine göre İslâm'ın tehlikede olduğu anlarsa, öldürülmeye maruz kalsa bile İslâm'ı savunmak için kıyam etmesi farzdır.
- MARUFU EMRETMEK VE MÜNKERDEN SAKINDIRMAK
- HARAM KAZANÇLAR
- SATRANÇ VE KUMAR ALETLERİ
- MÜZİK VE TEGANNİ
MÜZİK VE TEGANNİ
Soru 1128: Helâl müziği haram müzikten ayıran şey nedir? Acaba klasik müzik helâl midir? Bu konuda bize bir ölçü verebilir misiniz?
Cevap: Örfe göre eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı olan her müzik haram sayılır. [Bu konuda] klasik müzikle diğer müzikler arasında hiçbir fark yoktur. Mevzunun belirlenmesi de mükellefin örfî görüşüne bırakılmıştır. Belirtilen özelliklerde olmayan müziğin bir sakıncası yoktur.
Soru 1129: Dinî kurum ve müesseselerce sakıncasız olduğu söylenen kasetleri dinlemenin hükmü nedir? Keman, viyola ve ney gibi müzik aletlerini kullanmanın hükmü nedir?
Cevap: Söz konusu kasetleri dinlemenin caiz olması, mükellefin kendi teşhisine bağlıdır; eğer mükellef, insanı eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı olmadığına ve batıl sözler de içermediği sonucuna varırsa, onu dinlemesinin sakıncası yoktur. Dolayısıyla, sırf dinî bir kurum ve müessese tarafından sakıncasız olduğunun söylenmesi, onun mubah olması için şer'î bir delil teşkil etmez. Müzik aletlerini, eğlendirici haram müziklerde kullanmak caiz değildir; ama bu aletlerden makul amaçlar için helâl olarak yararlanmanın sakıncası yoktur. Konunun örneklerinin teşhisinde de ölçü, mükellefin kendi görüşüdür.
Soru 1130: Eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzikten maksat nedir? Eğlendirici ve saptırıcı müziklerle diğer müzikleri ayırt etmenin yolu nedir?
Cevap: Eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzik, sahip olduğu özellikleri nedeniyle insanı Allah Teâlâ’dan ve ahlâkî erdemlerden uzaklaştıran, laubaliliğe ve günaha sürükleyen müziktir. Konunun teşhisi için başvurulması gereken merci örftür.
Soru 1131: Müzik hakkında hüküm verirken çalgıcın kişiliğinin, çalgı yerinin ve amacının etkisi var mıdır?
Cevap: Haram müzik, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı olan müziktir; bazen müzisyenin kişiliği veya çalgıyla birlikte söylenen söz, çalgı yeri ve diğer şartlar, müziğin, haram olan eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müziğin veya bir başka haramın kapsamına girmesinde etkili olabilir; örneğin bu özellikler sonucunda fesada yol açabilir.
Soru 1132: Müziğin haram oluşundaki ölçü, onun sadece coşturucu ve eğlendirici oluşu mudur, yoksa bunun yanında tahrik edici ve heyecanlandırıcı oluşunun da etkisi var mıdır? Eğer müzik, dinleyenleri kederlendirir veya ağlatırsa hüküm nedir? Müzik ve çalgı aletlerinin eşliğinde gazel okumanın ve dinlemenin hükmü nedir?
Cevap: Bunda ölçü, müziğin çalınmasının niteliği ile birlikte onun bütün özelliklerinin dikkate alınması; eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müziklerden olup olmadığıdır. Bu durumda, tabiatı gereğince eğlendirici, neşelendirici ve saptırıcı türden müzik, ister heyecanlandırıcı olsun, ister olmasın, ister dinleyiciyi kederlendirsin ve isterse ağlatsın böyle bir müzik haramdır. Müzik aletleri eşliğinde okunan gazeller, teganni, eğlendirici ve saptırıcı müzik hâlini alırlarsa, onları söylemek ve dinlemek haramdır.
Soru 1133: İslâm fıkhına göre haram olan teganni nedir? Acaba sadece insan sesiyle sınırlı mıdır, yoksa müzik aletlerinden çıkan sesleri de içerir mi?
Cevap: Teganni, insanın, dalgalandırarak gırtlaktan çıkardığı, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı sese denir. Sesi bu şekilde gırtlakta dalgalandırarak çıkarmak ve onu dinlemek haramdır.
Soru 1134: Düğün törenlerinde kadınların müzik aletlerinden olmayan kaplara ve diğer araçlara ritimle vurmaları caiz midir? Ses, meclisten dışarı çıkar ve erkekler de duyarsa hüküm nedir?
Cevap: Bunların caiz olması nasıl kullanıldıklarına bağlıdır. Eğer geleneksel düğün törenlerinde yaygın olduğu şekilde kullanılır, eğlendirici ve saptırıcı olmaz ve herhangi bir fesada ve günaha da yol açmazsa sakıncası yoktur.
Soru 1135: Kadınların, düğün törenlerinde tef çalmasının hükmü nedir?
Cevap: Müzik aletlerini, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzikleri çalmak amacıyla kullanmak caiz değildir.
Soru 1136: Eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı nitelikte olan ve teganni ile okunan müziği evde dinlemek caiz midir? Eğer insan bundan etkilenmezse hüküm nedir?
Cevap: İster evde yalnız başına olsun, ister başkalarının yanında olsun ve ister etkilensin, ister etkilenmesin, bu tür müzikleri dinlemek her hâlükârda [mutlak olarak] haramdır.
Soru 1137: Mükellefiyet yaşına yeni erişen bazı gençler, İran İslâm Cumhuriyeti'nin resmî radyo ve televizyon kanallarından yayınlansa bile, mutlak suretle müziğin haram olduğuna fetva veren müçtehitlerden taklit etmektedirler; bu konuda hüküm nedir? Acaba veliyy-i fakih, dinlenilmesi helâl olan bir müziğin dinlenmesine müsaade etmiş olursa, hükümet hükümlerine istinaden verilen bu müsaade, o müziklerin caiz olması için yeterli midir, yoksa onların kendi müçtehitlerinin fetvalarına uygun olarak hareket etmeleri mi gerekir?
Cevap: Müzik dinlemenin caiz oluşu veya olmayışına fetva vermek hükümete ait verilen bir hüküm değildir; bu, fıkhî bir hükümdür. Bu konuda her mükellefin kendi taklit merciinin fetvasına uyması farzdır. Fakat müzik eğer eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı türden değilse ve herhangi bir günaha da yol açmıyorsa, haram olması için bir neden yoktur.
Soru 1138: İlmihâl kitaplarında kullanılan "müzik ve teganni"den maksat nedir?
Cevap: Teganni, sesi eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı olacak şekilde boğazda titretmektir. Bu, hem söyleyene, hem de dinleyene haram olan bir günahtır. Müzik ise, müzik aletlerini günah meclislerinde yaygın olduğu gibi coşturucu ve saptırıcı şekilde çalmaktır; eğer böyle olursa, hem çalana ve hem de dinleyene haramdır. Ama bu şekilde değilse, özü itibariyle caizdir ve hiçbir sakıncası yoktur.
Soru 1139: Sahibinin sürekli müzik dinlediği bir yerde çalışıyorum ve dolayısıyla istemeden bunları dinlemek zorunda kalıyorum; acaba bu, benim için caiz midir?
Cevap: Eğer eğlence ve günah meclislerine uygun olan eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı teganni ve müzik içeren parçaları dinliyorsa, onları dinlemek caiz değildir. Fakat o iş yerinde bulunmak zorundaysanız, oraya gidip çalışmanızın sakıncası yoktur. Bununla beraber istemeyerek duymak zorunda olsanız bile, bu tür müzikleri dinlemekten sakınmanız farzdır.
Soru 1140: İran İslâm Cumhuriyeti radyo ve televizyon kanallarından yayınlanan müziklerin hükmü nedir? İmam Humeyni'nin (r.a) mutlak surette müziğin helâl olduğunu açıkladığı sözü, acaba doğru mudur?
Cevap: İmam Humeyni'nin (r.a) müziği mutlak surette helâl bildiği söylentisi, yalan ve iftiradır. Çünkü İmam Humeyni (r.a) eğlence ve günah meclislerine uygun olan müzikleri haram bilmekteydi. Fakat görüş farklılıkları, mevzunun teşhisinden kaynaklanmaktadır; çünkü mevzunun teşhisi mükellefin kendisine bırakılmıştır. [Dolayısıyla] bazen müzisyen ile dinleyicinin teşhisi farklı olabilir. Bu durumda bir müzik, eğer mükellefe eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcıysa, onu dinlemesi ona haramdır. Fakat şüpheli müzikler helâl hükmündedir. Ayrıca bir müziğin sırf radyo ve televizyondan yayınlanması, onun helâl ve mubah oluşuna dair şer'î delil teşkil etmez.
Soru 1141: Bazen radyo ve televizyondan, şahsi görüşüme göre eğlence ve günah meclislerine uygun olduğunu düşündüğüm müzikler yayınlanmaktadır; acaba bunları dinlemekten kaçınmak ve diğerlerini de engellemek bana farz mıdır?
Cevap: Eğer bunları eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı bir müzik çeşidi olarak görüyorsanız, onları dinlemeniz caiz değildir. Fakat münkerden nehiy etme babından diğerlerini sakındırmanız, onların da söz konusu müziğin, haram müzik türünden olduğu hususunda sizinle aynı görüşü paylaştıklarını bilmenize bağlıdır.
Soru 1142: Batı ülkelerinin mahsulü olan eğlendirici müzikleri ve tegannileri dinlemenin ve dağıtmanın hükmü nedir?
Cevap: Eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzik ve teganninin dinlenmesine cevaz verilmemesinde, diller ve üretilen ülkeler arasında hiçbir fark yoktur; dolayısıyla teganni veya haram müzikleri içeren kaset, [cd, vb. her şeyin] dağıtımı, alım satımı ve dinlenmesi caiz değildir.
Soru 1143: Kadın ve erkeğin ister enstrüman eşliğinde olsun, ister olmasın radyo veya kasetten teganni şeklinde şarkı-türkü söylemelerinin hükmü nedir?
Cevap: Eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzik ve teganni haramdır. [Dolayısıyla] ister erkek söylesin, ister kadın, ister canlı olsun, ister kasetten, ister müzik aletleri eşliğinde olsun, ister olmasın, teganni şeklinde söylemek ve dinlemek caiz değildir.
Soru 1144: Cami gibi mukaddes mekânlarda makul ve helâl hedef ve amaçlarla müzik çalmanın hükmü nedir?
Cevap: Eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzik çalmak, caminin dışında bile olsa ve yine makul helâl amaçlar taşısa da mutlak olarak caiz değildir. Fakat mukaddes yerlerde bazı münasebetler gereği müzik nağmeleri eşliğinde inkılap marşları vb. şeyleri okumanın ve söylemenin, o yerin saygınlığıyla çelişmemesi ve cami gibi yerlerde namaz kılanları rahatsız etmemesi şartıyla sakıncası yoktur.
Soru 1145: Enstrüman ve özellikle "santur" (kanuna benzer bir müzik aleti) çalmayı öğrenmenin bir sakıncası var mıdır? Diğerlerini buna teşvik etmenin hükmü nedir?
Cevap: Fesat ve günaha yol açmadığı takdirde müzik aletlerini makul ve mubah amaçla inkılap marşlarında, dinî marşlarda, yararlı kültürel vb. programları uygulamada kullanmanın sakıncası yoktur. Bu amaçla bir enstrümanı çalmayı öğrenmenin ve öğretmenin özü itibariyle bir sakıncası yoktur; ancak müziği yaymak, kutsal İslam sisteminin asil hedefleri ile uyumlu değildir.
Soru 1146: Kadının, teganni [güzel, hoşa gidecek sesle] ile okuduğu şiiri veya başka sözleri dinlemenin hükmü nedir? Bu konuda dinleyenin genç veya yaşlı, erkek veya kadın olması hükmü değiştirir mi? Dinleyen kişi kadının mahremi olursa hüküm nedir?
Cevap: Eğer kadının sesi, [eğlence meclislerinde olduğu gibi] eğlendirici ve saptırıcı teganni şeklinde olursa, lezzet alma kastıyla dinlenir veya herhangi bir fesada yol açarsa onu dinlemek caiz değildir ve yukarıdaki durumlar arasında da hiçbir fark yoktur.
Soru 1147: Ülkelerin millî mirası olan geleneksel ve yerel müzikler haram mıdır?
Cevap: Örfün nazarında eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müziklerden sayılan her şey mutlak suretle haramdır; bu hususta ülkeler arasında ve geleneksel müziklerle diğerleri arasında hiçbir fark yoktur.
Soru 1148: Bazen Arapça yayın yapan radyolardan bazı müzikler yayınlanmaktadır; Arapçayı dinleme şevkiyle bunlara kulak vermek caiz midir?
Cevap: Eğlendirici ve saptırıcı müzikleri dinlemek mutlak suretle haramdır; sırf Arapça dinleme şevki, bunları dinlemeyi şer'an helâl kılmaz.
Soru 1149: Müzik aletleri olmaksızın nağmeli şiir okumak ve okununca eşlik etmek caiz midir?
Cevap: Müzik aletleri eşliğinde olmasa bile teganni haramdır. Teganniden kasıt, sesi, eğlence ve Allah yolundan saptırıcı meclislere uygun olacak şekilde çıkarmaktır. Fakat şiir okumanın ve tekrarlamanın özü itibariyle hiçbir sakıncası yoktur.
Soru 1150: Müzik aletlerinin alım satımının hükmü nedir? Bunları kullanmanın sınırı nedir?
Cevap: Eğlendirici ve saptırıcı olmayan müzikler çalmak amacıyla ortak amaçlı (hem helâl hem de haram müzikler için) kullanılan müzik aletlerinin alım satımının sakıncası yoktur.
Soru 1151: Duayı, Kur’an’ı ve ezanı müzik parçası gibi teganniyle okumak caiz midir?
Cevap: Sesi, günah ve eğlence meclislerine uygun şekilde teganniyle çıkarmak, mutlak olarak hatta dua, Kur'ân, ezan, mersiye vb. şeyler okurken bile haramdır.
Soru 1152: Günümüzde müzik, depresyon, ıstırap, cinsel sorunlar ve kadınların soğuk mizaçları gibi bazı psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır; bunun hükmü nedir?
Cevap: Güvenilir ve uzman bir doktorun, hastanın tedavisinin müzikten yararlanmaya bağlı olduğuna dair kesin görüş belirtmesi durumunda hastanın tedavisinin gerektirdiği miktarda müzikten yararlanmasının sakıncası yoktur.
Soru 1153: Haram müziği dinlemek eğer insanın eşine daha çok ilgi duymasına sebep olursa, hüküm nedir?
Cevap: Sırf eşe daha çok ilgi duymaya sebep olması, haram müziği dinlemek için şer'î bir ruhsat olamaz.
Soru 1154: Çalgıcıların da kadınlardan oluşan bir grup olduğunu bilerek, bir kadının, kadınlar için konser vermesinin hükmü nedir?
Cevap: Eğer konser, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı bir şekilde icra edilirse veya çalınan müzik, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı türden ise haramdır.
Soru 1155: Eğer müziğin haram oluşunda ölçü, eğlendirici olması, eğlence ve günah meclislerine uygun olması ise, bu durumda bazı insanları ve hatta mümeyyiz olmayan çocukları coşturan marş ve şarkıların hükmü nedir? Acaba kadınların teganni ile okudukları ama coşturucu olmayan müptezel kasetler haram mıdır? Ayrıca sürücülerinin genellikle bu gibi kasetler kullandığı umumî taşıtlara binen yolcuların görevi nedir?
Cevap: Teganniyle çıkarılan neşelendirici ses ve okunan müzik, nitelik veya içerik ya da çalgıcının çalgı aletlerini kullanırken veya şarkıcının okurken sergilediği özel durum itibariyle eğlendirici ve saptırıcı müzik türünden olursa, onu dinlemek, dinlediğinde etkilenmeyen kimse için bile haramdır. Eğer otobüs ve diğer umumî taşıtlarda haram olan eğlendirici müzik çalınırsa, yolcuların onu dinlemekten sakınmaları ve [müziği çalanları] kötülükten sakındırmaları gerekir.
Soru 1156: Erkeğin kendi helâlinden lezzet almak amacıyla yabancı bir kadının teganniyle söylediği haram müziği dinlemesi caiz midir? Acaba eşlerin birbirleri için teganniyle haram şarkılar söylemeleri caiz midir? Allah Teâlâ’nın müziği, günah ve eğlence meclisleriyle iç içe olduğu ve bu ikisinin birbirinden ayrı tutulamayacağından dolayı haram kıldığı, müziğin haram oluşunun da, günah ve eğlence meclislerinin haram olmasından kaynaklandığı söylenmektedir; bu görüş doğru mudur?
Cevap: Eğlendirici ve saptırıcı bir şekilde şarkı söylemekten ibaret olan haram müzikleri dinlemek kesinlikle haramdır. Hatta karı koca olsalar ve haram şarkı söylemeyi birbirinden lezzet alma kastıyla isteseler bile bu, haram şarkı ve müzik dinlemeyi caiz yapmaz. Teganni [haram şarkı]ve ona benzer şeylerin haram oluşu, şeriata itaat üzere sabit olmuştur ve Şii fıkhının sabit hükümlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Farazi kriterlere, psikolojik ve sosyal etkilere tabi değildir; ancak bu haram unvanı onun için geçerli olduğu sürece onun hükmü, haram ve mutlak olarak ondan kaçınılmasının farz oluşudur.
Soru 1157: Eğitim Bilimleri Fakültesi öğrencileri, ihtisası dersler aşamasında devrim marşları ve türküleri dersine katılmak zorundadırlar; zira orada müzik parçalarını öğrenirler ve yüzeysel olarak onları tanırlar. Bu dersi öğrenmenin temel aracı orgdur. Zorunlu olan bu dersi almanın hükmü nedir? Bahsedilen cihazı alıp kullanmamızın hükmü nedir? Özellikle, erkeklerin önünde alıştırma yapmakla ilgili olarak kız öğrencilerin görevi nedir?
Cevap: Müzik aletlerini; inkılap marşları, faydalı dini ve kültürel faaliyetlerde kullanmanın sakıncası yoktur. Bahsi geçen işlerde kullanmak için müzik aletlerinin alım satımının, öğrenmenin ve öğretmenin sakıncası yoktur. Bayan öğrenciler de farz olan İslami örtü ve ölçülere uyarak bu derslere katılabilirler.
Soru 1158: Görünüşte devrim marşları niteliğinde olan ve örfte de devrim marşları olarak bilinen bazı şarkılar var; fakat bunları söyleyen kişinin marş kastıyla mı, yoksa eğlendirici ve coşturucu müzik kastıyla mı söylediğini bilmiyoruz. Bunları söyleyen kişinin Müslüman olmadığı, fakat söylediği sözlerin vatan sevgisini aşıladığını ve insanı vatanın işgali karşısında direnmeye sevk ettiği dikkate alındığında bunları dinlemenin hükmünü açıklar mısınız?
Cevap: Dinleyiciye göre örf açısından eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı bir nitelik taşımazsa, bunları dinlemenin sakıncası yoktur; söyleyenin niyetinin ve söylediği sözlerin içeriğinin bu konuda hiçbir etkisi yoktur.
Soru 1159: Bazı spor dallarında antrenör ve uluslararası hakem vasfını taşıyan bir genç, mesleği gereği haram müzik çalınan kulüplere girmek zorunda kalıyor; geçiminin bir bölümünü bu yolla temin ettiği ve bulunduğu bölgede iş sahalarının az olduğu göz önünde bulundurulursa acaba onun bu işte çalışması caiz midir?
Cevap: Her ne kadar eğlendirici ve teganni şeklinde olan müziği dinlemesi haram olsa da bu meslekte çalışmasının sakıncası yoktur. Ama zorunlu durumlarda dinlemekten sakınmak kaydıyla, haram müzik meclislerine girmesi caizdir; bu durumda elinde olmaksızın duyduğu şeylerin [haram müzik] sakıncası yoktur.
Soru 1160: Acaba müziği sadece dinlemek mi haramdır, yoksa duymak da mı haramdır?
Cevap: Örfe göre duymanın da dinlemek sayıldığı bazı durumlar dışında, eğlendirici ve haram müziği duymak, dinlemek hükmünde değildir.
Soru 1161: Kur'an-ı Kerim'in okunması ile birlikte, günah ve eğlence meclislerinde yaygın olarak kullanılan çalgılar dışındaki çalgılarla müzik çalınması caiz midir?
Cevap: Kur'ân-ı Kerim'i güzel bir sesle ve makamla, Kur’an’ın şanına uygun bir şekilde okumanın sakıncası yoktur; hatta haram olan teganni haddine ulaşmaması kaydıyla tercih edilir bir şeydir; fakat müzik eşliğinde Kur'ân okumanın şer’i bir dayanağı ve veçhi yoktur.
Soru 1162: Doğum günleri ve diğer törenlerde davul çalmanın hükmü nedir?
Cevap: Müzik ve çalgı aletlerini eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı bir şekilde kullanmak mutlak suretle haramdır.
Soru 1163: Öğrencilerin, Eğitim Bakanlığı'nın marş ekipleri ve bando takımlarında kullandıkları müzik aletlerinin hükmü nedir?
Cevap: Örf açısından hem helâl, hem de haramda kullanılabilecek müzik aletlerini eğlendirici ve saptırıcı olmamak kaydıyla helâl amaçlarla kullanmak caizdir; fakat örfen eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müziklere has olan çalgı aletlerinden sayılan müzik aletlerini kullanmak caiz değildir.
Soru 1164: Müzik aletlerinden sayılan "santur" aleti imal etmek ve bir meslek olarak ondan kazanç elde etmek caiz midir? Acaba bu sanayiyi geliştirmek ve çalgıcıları bu aleti çalmaya teşvik etmek için yatırım yapmak ve yardım etmek caiz midir? Geleneksel müziği yaymak ve ihya etmek amacıyla ülkenin geleneksel müziklerini öğretmek caiz midir?
Cevap: Millî marşlar, devrim marşları veya helâl ve faydalı herhangi bir şeyi icra etmek için musiki aletlerinin kullanılmasında, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı [haram müzik] seviyesine ulaşmadığı sürece bir sakınca yoktur. Aynı şekilde bahsi geçen amaçlar için çalgı aletlerinin yapımı, öğretim ve öğreniminin kendi başına bir sakıncası yoktur.
Soru 1165: Hangi aletler eğlendirici sayılır ve kullanılması hiçbir durumda caiz değildir?
Cevap: Fikirsel ve inançsal sapmalara veya günaha düşmeye neden olan, genellikle helâl menfaati olmayan, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzik yapımında kullanılan aletlerdir.
Soru 1166: Haram içeriğe sahip ses kaset ve CD’lerini çoğaltmak için ücret almak caiz midir?
Cevap: Dinlenmesi haram olan bütün ses CD ve kasetlerin kopyalanması ve bunun karşılığında ücret alınması caiz değildir.
- DANS
DANS
Soru 1167: Düğün törenlerinde yapılan yerel danslar caiz midir? Bu törenlere katılmanın hükmü nedir?
Cevap: Farz ihtiyat gereği erkeğin dans etmesi haramdır. Kadının kadınlar için dans etmesi de eğer eğlendirici unvanı taşırsa, örneğin kadınlar toplantısı dans partisine dönüşürse sakıncalıdır ve farz ihtiyat gereği terk edilmelidir. Yine eğer şehvet uyandıracak veya fesada neden olacak şekilde veya haram fiil (haram müzik ve şarkı söylemek gibi) eşliğinde olursa ya da söz konusu mekânda namahrem bir erkek varsa, haramdır. Bu hükümde düğün meclisleri ile diğerleri arasında bir fark yoktur. Dans toplantılarına katılmak da eğer diğerlerinin yaptığı haram işi onaylamak sayılırsa veya haram bir işi yapmayı gerektirirse, caiz değildir. Bunun dışındaki durumlarda sakıncası yoktur.
Soru 1168: Kadınlar toplantısında müzik çalınmaksızın dans etmek haram mıdır, yoksa helal mi? Eğer haramsa iştirak edenlerin toplantıyı terk etmeleri farz mıdır?
Cevap: Kadının kadın için dans etmesi eğer eğlendirici unvanı taşırsa, örneğin kadınlar toplantısı dans partisine dönüşürse, sakıncalıdır ve farz ihtiyat gereği terk edilmelidir. Yine eğer şehvet uyandıracak veya haram iş yapmayı gerektirecek ya da bir fesada yol açacak olursa, haramdır. Yapılan haram işe itiraz unvanıyla söz konusu toplantıyı terk etmek, kötülükten sakındırmanın bir örneği sayılırsa, [orayı terk etmek] farzdır.
Soru 1169: Erkeğin erkek için, kadının kadın için veya erkeğin kadınlar arasında veya kadının erkekler arasında yaptığı yerel dansların hükmü nedir?
Cevap: Farz ihtiyat gereği erkeğin dans etmesi haramdır. Kadının başka kadınlar için dans etmesi de eğer eğlendirici unvanı taşırsa, örneğin kadınlar toplantısı dans partisine dönüşürse sakıncalıdır ve farz ihtiyat gereği terk edilmelidir. Bunun aksi bir durumda da eğer şehvet uyandıracak veya fesada neden olacak şekilde veya haram fiil (haram müzik ve şarkı söylemek gibi) ile birlikte olursa veya namahrem bir erkek varsa, haramdır.
Soru 1170: Erkeklerin ve küçük kızların toplu olarak danslarını televizyondan veya diğer yerlerde seyretmenin hükmü nedir?
Cevap: Onu seyretmek, eğer şehvetin uyanmasına neden olursa veya günah işleyeni ve davranışını onaylamak anlamına gelirse ya da fesada yol açarsa, caiz değildir.
Soru 1171: Eğer düğüne gitmek toplumsal adetlere saygıdan dolayı olursa, acaba dans olması ihtimalinden dolayı [yine de] şer'an bir sakıncası var mıdır?
Cevap: Dans edileceği muhtemel olan düğün törenlerine katılmak, haram işleyen kimseyi onaylamak anlamına gelmedikçe ve harama düşmeye de sebep olmazsa sakıncası yoktur.
Soru 1172: Kadının kocası için ve erkeğin de karısı için dans etmesi haram mıdır?
Cevap: Herhangi bir haram işlemekle birlikte olmadıkça kadının kocası için ve erkeğin de karısı için dans etmesinin sakıncası yoktur.
Soru 1173: Anne ve babaların, çocuklarının düğün törenlerinde dans etmeleri caiz midir?
Cevap: Haram dans türünden olursa, babaların veya annelerin evlâtlarının düğün töreninde de olsa dans etmeleri haramdır.
Soru 1174: Evli bir kadın, kocasının haberi ve izni olmadan düğün törenlerinde yabancı erkeklerin karşısında dans ediyor. Bu hareketi defalarca tekrarlamış ve kocasının bu hususta marufu emretmesi ve münkerden sakındırması onu etkilememiştir. Bu konuda ne yapmak gerekir?
Cevap: Bir kadının yabancı erkeklerin karşısında dans etmesi mutlak olarak haramdır. Kadının, kocasının izni olmadan evden dışarı çıkması da yine özü itibariyle haram olup kocasına karşı serkeşlik etmesine (naşize) ve sonuç olarak onun nafaka hakkından mahrum bırakılmasına neden olur.
Soru 1175: Kadınların, çalgı aletlerinin kullanıldığı köy düğünlerinde erkeklerin önünde oynamalarının, dans etmelerinin hükmü nedir? Bu olay karşısında bizim görevimiz nedir?
Cevap: Kadınların yabancı erkeklerin önünde dans etmeleri ve aynı şekilde fesada ve şehvetin uyanmasına sebep olan her türlü dans haramdır. Müzik aletlerinin kullanılması ve onları dinlemek de eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı nitelikte olursa haramdır. Bu durumlarda mükelleflerin vazifesi münkerden sakındırmaktır.
Soru 1176: Mümeyyiz (iyiyle kötüyü ayırt edebilen) erkek veya kız çocuğunun kadınların veya erkeklerin toplantısında dans etmesinin hükmü nedir?
Cevap: Bulûğ çağına ermemiş çocuk, ister erkek olsun, ister kız olsun mükellef değildir; fakat yetişkinlerin onları dans etmeye teşvik etmeleri uygun değildir.
Soru 1177: Dans öğretim merkezleri açmanın hükmü nedir?
Cevap: Dans eğitim merkezleri kurmak ve dansı yaymak, İslami sistemin amaçlarına aykırıdır.
Soru 1178: Erkeklerin, kendilerine mahrem olan kadınların ve kadınların da kendilerine mahrem olan erkeklerin önünde dans etmelerinin hükmü nedir? Bu mahremliğin, nesebi veya evlenme yoluyla olması bir şeyi değiştirir mi?
Cevap: Haram olan dansı yapanın, erkek veya kadın olması arasında fark yoktur. Aynı şekilde mahremlerin karşısında yapılmasıyla namahremlerin karşısında yapılması arasında hiçbir fark yoktur.
Soru 1179: Düğünlerde bastonla dövüş gösterisi yapmak caiz midir? Eğer bu gösteriyle birlikte müzik aletleri kullanılırsa hükmü nedir?
Cevap: Eğlence amaçlı bir spor oyunu niteliğinde olursa ve insan hayatı için bir tehlike korkusu da yoksa özü itibariyle bunda bir sakınca yoktur.
Soru 1180: Halay çekmenin hükmü nedir?
Cevap: Örfün nazarında dans sayılırsa, dans hükmündedir. [Dolayısıyla eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı şekilde müzik aletlerinin eşliğinde yapılması ya da bir fesada yol açması durumunda haramdır.]
- ALKIŞ
ALKIŞ
Soru 1181: Doğum günü ve düğün törenleri gibi kutlamalarda kadınların kendi aralarında alkış tutmaları caiz midir? Caiz olduğunu varsayarsak, eğ-er alkış sesleri meclisin dışına çıkıp yabancı erkeklerin kulağına ulaşırsa, hükmü nedir?
Cevap: Normal şekilde alkışlamanın, yabancı erkekler duysalar bile herhangi bir fesada yol açmadığı takdirde sakıncası yoktur.
Soru 1182: Ehlibeyt İmamlarının doğum günleri, vahdet haftası ve biset günü münasebetiyle düzenlenen kutlamalarda Hz. Peygamber ve Ehlibeyt’ine salavatlar eşliğinde, sevinçle alkış tutmanın hükmü nedir? Bu kutlamaların cami, devlet daireleri ve kurumlarındaki mescitlerde ve hüseyniye gibi ibadet yerlerinde düzenlenmesinin hükmü nedir?
Cevap: Genel olarak, doğum günü kutlamalarında veya birini teşvik etmek ve onaylamak için normal bir şekilde alkışlamanın kendi özünde bir sakıncası yoktur. Fakat dinî merasimlerin, özellikle cami, hüseyniye ve mescitlerde düzenlenen kutlamaların salavat ve tekbirlerle süslenmesi ve böylece salavat ve tekbirlerin sevabına ulaşılması daha uygundur.
- FOTOĞRAF VE FİLMLER
FOTOĞRAF VE FİLMLER
Soru 1183: Tesettürsüz namahrem kadının resmine bakmanın hükmü nedir? Televizyonda bir kadının yüzüne bakmanın hükmü nedir? Acaba bu konuda Müslüman kadınla Müslüman olmayan ve yine canlı yayınla paket program arasında bir fark var mıdır?
Cevap: Namahrem bir kadının fotoğrafına bakmak, namahrem kadının kendisine bakmak hükmünde değildir; dolayısıyla eğer şehvetle [zevk almak için] bakılmaz ve günaha düşme korkusu olmazsa ve resim de bakan kişinin tanıdığı Müslüman bir kadına ait değilse sakıncası yoktur. Farz ihtiyat gereği televizyondan canlı yayınlanan programlarda namahrem kadının görüntüsüne bakmamak gerekir. Fakat televizyondan yayınlanan paket programlarda, şehvet kastı ve günaha düşme korkusu olmamak kaydıyla namahrem kadının tasvirine bakmanın sakıncası yoktur.
Soru 1184: Uydudan yayın yapan televizyon programlarını seyretmenin hükmü nedir? Fars Körfezi sahilinde yer alan ülkelere yakın olan vilayetlerde yaşayanların bu ülkelerin televizyonlarını izlemelerinin hükmü nedir?
Cevap: Batılı ülkelerin uyduları tarafından yayınlanan programlar ve komşu ülkelerin çoğunun televizyon programları, insanı doğru yoldan saptıran fikir öğretilerini içerdiğinden, gerçekleri çarpıtıp, eğlendirici ve saptırıcı olduklarından bunların izlenmesi çoğu zaman dalalet, fesat ve haram işleri işlemeye sebep olduğundan bu tür yayınları izlemek caiz değildir.
Soru 1185: Radyo ve televizyondan yayınlanan komedi şovlarını ve hiciv programlarını dinlemenin veya seyretmenin sakıncası var mıdır?
Cevap: Bir mümine hakaret içermedikçe hiciv[1] programlarını ve komedi şovlarını dinlemekte ve izlemekte bir sakınca yoktur.
Soru 1186: Düğünümde tesettürümün tam olmadığı anlarda birkaç fotoğrafım çekildi. Bu fotoğraflar hâlihazırda arkadaşlarımın ve akrabalarımın elinde bulunuyor. O fotoğrafları geri almam bana farz mıdır?
Cevap: Fotoğrafınızın başkalarının yanında bulunması bir fesada yol açmıyorsa veya fotoğrafları diğerlerinden geri almak sizin için çok meşakkatli olursa, bu konuda herhangi bir yükümlülüğünüz yoktur.
Soru 1187: Kadınların namahrem olan dinî liderlerin ve şehitlerin fotoğraflarını öpmesinin bir sakıncası var mıdır?
Cevap: Genel olarak bir şahsın fotoğrafı, onun kendisi gibi değildir; dolayısıyla, şehvet kastı ve günaha düşme korkusu yoksa saygı, teberrük veya sevgiyi belirtmek için bir fotoğrafı öpmenin sakıncası yoktur.
Soru 1188: Sinema filmlerinde ve diğer yerlerde tanımadığımız kadınların çıplak veya yarı çıplak görüntülerine bakmak caiz midir?
Cevap: Fotoğraf ve filmlere bakmak, namahremin kendisine bakmak hükmünde değildir. Dolayısıyla şehvetle olmaz ve bir günaha veya fesada yol açma durumu da söz konusu değilse şer'an sakıncası yoktur. Fakat şehvet uyandırıcı çıplak fotoğraflara, genellikle şehvet kastıyla bakıldığından [bu amel] günah işlemenin ön aşamasıdır. Bu yüzden de bu tür resim ve filmlere bakmak haramdır.
Soru 1189: Düğün törenlerinde kadınların kocalarının izni olmadan fotoğraf çektirmeleri caiz midir? Eğer caiz ise fotoğraf çektirirken hicaplarını tamamen korumaları farz mıdır?
Cevap: Fotoğraf çektirmenin kendisi kocanın iznine bağlı değildir. Fakat eğer fotoğrafı yabancı bir erkeğin göreceğine ve tam olarak örtünmemesinin bir fesada sebep olabileceğine ihtimal verirse, bu durumda örtüsünü tamamen koruması farzdır.
Soru 1190: Kadınların erkek güreşini seyretmeleri caiz midir?
Cevap: Eğer seyretmek, bizzat güreş meydanında hazır bulunarak veya lezzet ve zevk almak için olursa ya da fesattan ve günaha düşülmekten korkulursa caiz değildir. Eğer televizyon ve benzeri şeylerden canlı olarak seyredilirse, farz ihtiyat gereği caiz değildir. Belirtilen durumlar dışında sakıncası yoktur.
Soru 1191: Gelin, düğün gecesi ince tül bir duvak giyerse, yabancı bir erkeğin onun resmini çekmesi caiz midir?
Cevap: Yabancı bir kadına haram bir şekilde bakmayı gerektiriyorsa caiz değildir, yoksa sakıncası yoktur.
Soru 1192: Tesettürsüz bir kadının mahremleri arasında fotoğrafını çekmenin hükmü nedir? Resimleri, baskı esnasında yabancı bir erkeğin görme ihtimali varsa hüküm nedir?
Cevap: Eğer kadına bakıp fotoğrafını çeken fotoğrafçı, onun mahremlerindense, fotoğrafını çekmesinde herhangi bir sakınca yoktur ve yine onu tanımayan bir fotoğrafçı tarafından resimlerin baskısının yapılmasının da sakıncası yoktur.
Soru 1193: Bazı gençler, geçersiz mazeret ve gerekçelerle müstehcen resimlere bakıyorlar; bunun hükmü nedir? Eğer bu gibi resimlere bakmak, insanın şehvetinin az da olsa yatışmasına ve harama düşmesine engel olursa, hükmü nedir?
Cevap: Eğer bu görüntülere lezzet alma niyetiyle bakıyorsa veya kişi bunun şehvetini tahrik edeceğini biliyorsa veya günah işleme ve fesada düşme korkusu varsa, bu durumda bakmak haramdır. İnsanın başka bir harama düşmediği gerekçesi de şer’an haram olan bir işi yapmaya ruhsat olamaz.
Soru 1194: Müziğin çaldığı ve insanların dans ettiği filim festivallerinde, çekimler için bulunmanın hükmü nedir? Erkeğin erkekler ve kadının da kadınlar arası eğlencelerde çekim yapmasının hükmü nedir? Düğün törenlerinde çekilen video ve resimlerin o aileyi tanısın veya tanımasın, bir erkek tarafından montaj ve baskısının hükmü nedir? Yine bunların bir kadın tarafından yapılmasının hükmü nedir? Acaba videolarda müzik kullanılması caiz midir?
Cevap: Teganni veya haram müziği dinlemeyi ya da haram olan diğer her hangi bir işi yapmayı gerektirmedikçe, kutlama törenlerinde bulunmanın, erkeğin erkekler toplantısında ve kadının da kadınlar toplantısında çekim yapmasının sakıncası yoktur. Fakat erkeğin kadınlar toplantısında veya kadının erkekler toplantısında çekim yapması, onlara lezzet alma kastıyla bakmayı veya diğer fesatlara yol açarsa, caiz değildir. Yine videolarda, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzikleri kullanmak da haramdır.
Soru 1195: İran İslam Cumhuriyeti televizyonlarında yayınlanan filmlerin (yabancı veya yerli) ve müziklerin niteliğini dikkate aldığımızda izlemenin ve dinlemenin hükmü nedir?
Cevap: Eğer dinleyiciler ve seyirciler, radyo ve televizyonda yayınlanan müziğin, eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzik türünden olduğunu veya televizyonda yayınlanan bir filmi izlemenin fesada yol açtığını teşhis ederlerse, onları izlemeleri ve dinlemeleri caiz değildir. Sırf [İslam Cumhuriyeti] radyo ve televizyonlarından yayınlanması, caiz olduklarına dair şer’i delil sayılmaz.
Soru 1196: Resulullah’a (s.a.a), Emirü’l-Müminin Ali'ye (a.s) ve İmam Hüseyin'e (a.s) nispet edilen resimleri hazırlamanın, satmanın ve bunların resmî dairelere asılmasının hükmü nedir?
Cevap: Bu işin özü itibariyle şer'an bir sakıncası yoktur; fakat örfen onlara hakaret ve saygısızlık olarak sayılabilecek nitelikleri içermemeleri ve o büyük şahsiyetlerin konumlarıyla çelişmemelidir.
Soru 1197: Şehveti tahrik eden müptezel, bayağı kitap ve şiirler okumanın hükmü nedir?
Cevap: Bunlardan sakınmak gerekir.
Soru 1198: Televizyonlar veya canlı yayın yapan uydu kanalları, Batı toplumlarındaki sosyal konuları anlatan bir dizi toplumsal programlar yayınlıyorlar. Bu programlar kadın erkek ilişkilerini yaygınlaştırmak ve gayrimeşru ilişkileri teşvik etmek gibi yozlaşmış sapık düşünceleri ele almaktadır. Öyle ki bazı müminleri bile etkisi altına almıştır. Bunlardan etkilenme ihtimali olan kimselerin bu tür programları izlemesinin hükmü nedir? Acaba o programları tenkit etmek, olumsuz noktalarını dile getirmek ve izlememelerini tavsiye etmek maksadıyla izleyen biri için bu hüküm farklı mıdır?
Cevap: Bu programlar eğer lezzet alma kastıyla seyredilirse veya etkilenme ve fesada düşme korkusu olursa, caiz değildir. Fakat bunlardan etkilenmeyeceğinden ve fesada düşmeyeceğinden emin olan ehil birinin, bunları tenkit etmek, tehlikelerini ve olumsuzluklarını insanlara anlatmak için seyretmesinin sakıncası yoktur.
Soru 1199: Makyajlı, başı ve boynu açık olan bir televizyon sunucusunun saçlarına bakmak caiz midir?
Cevap: Sadece bakmanın, günaha ve fesada düşme korkusu ve lezzet alma kastı olmadıkça ve canlı yayın da değilse, sakıncası yoktur.
Soru 1200: Evli birinin erotik [tahrik edici] film izlemesi caiz midir?
Cevap: Eğer filmlere bakmak, şehveti tahrik etme kastıyla olursa veya şehvetin tahrik olmasına sebep olsa caiz değildir.
Soru 1201: Harama düşürmeyeceği göz önünde bulundurularak, evli erkeklerin hamile eşleriyle doğru ilişkide bulunmalarının yollarını öğreten filmleri seyretmelerinin hükmü nedir?
Cevap: Her zaman şehvetli bir bakışın eşlik ettiği [genellikle şehveti tahrik eden] bu filmleri izlemek caiz değildir.
Soru 1202: Kültür bakanlığı yetkililerinin; film, dergi, gazete ve kasetlerin muhtevasının meşru olup olmadığını kontrol edebilmeleri için, onları izlemelerinin ve dinlemelerinin hükmü nedir?
Cevap: Vazifeleri gereği görevlilerin zaruret miktarında izlemelerinin ve dinlemelerinin sakınca yoktur. Ancak onlara lezzet kastıyla bakmamalıdırlar. Ayrıca denetim ve inceleme için görevlendirilenlerin, fikrî ve manevî yönden yetkililerin gözetimi ve rehberliği altında olmaları farzdır.
Soru 1203: Bazen saptırıcı görüntülere sahip olabilen filmleri, denetlemek ve uygunsuz sahnelerini sansür edip diğerlerine [sağlıklı bir şekilde] sunmak amacıyla seyretmenin hükmü nedir?
Cevap: Bu filmlere bakmak, eğer kötü ve saptırıcı sahnelerini san-sür etmek kastıyla olursa, bu işi yapan kimsenin harama düşmeyeceğinden emin olunması şartıyla sakıncası yoktur.
Soru 1204: Eşlerin evde seks filmleri seyretmeleri caiz midir? Omuriliği kopmuş birinin eşiyle cinsel ilişkide bulunabilmek için şehvetini tahrik etmek amacıyla bu filmleri izlemesi caiz midir?
Cevap: Seks filmlerini izleyerek şehveti uyandırmak caiz değildir.
Soru 1205: Tıpkı İslam devleti kanunlarınca yasaklanmış olan film ve resimlerin eğer saptırıcı ve fesada düşürücü yönü olmazsa, onlara gizlice bakmanın hükmü nedir? Genç çiftler için meselenin hükmü nedir?
Cevap: Eğer yasaksa sakıncalıdır.
Soru 1206: İslam Cumhuriyeti’nin mukaddesatına ve İnkılap rehberine hakaret edici sahneleri olan filmlere bakmanın hükmü nedir?
Cevap: Onlardan sakınmak farzdır.
Soru 1207: Devrimden sonra çekilen ve kadınların tam tesettürlü olmadan yer aldıkları ve bazen kötü öğretici yanları da bulunan İran filmlerini izlemenin hükmü nedir?
Cevap: Eğer şehvet ve lezzet alma kastı olmaz ve ahlâkî fesada düşmeye de sebep olmazsa esasen bu filmleri izlemenin kendi özünde bir sakıncası yoktur. Fakat film yapımcılarının İslâm'ın yüce öğretileriyle çelişen filmleri üretmek ve hazırlamaktan kaçınmaları gerekir.
Soru 1208: Kültür bakanlığının onayladığı filmleri dağıtmanın ve başkalarına sunmanın hükmü nedir? Yine bu bakanlık tarafından onaylanan müzik [cd ve] kasetlerini üniversitelerde dağıtmanın hükmü nedir?
Cevap: Mükellefin kanaatine göre eğer bu film ve kasetler örfen eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı müzikler içeriyorsa, bunları dağıtmak, diğerlerine sunmak ve yine seyretmek ve dinlemek caiz değildir. Bunların sırf bazı ilgili dairelerce onaylanmış olması, mükellefin konunun teşhisindeki görüşü, onları onaylayanların görüşüyle çeliştiği sürece caiz olduğuna dair bir hüccet teşkil etmez.
Soru 1209: Elbise modeli seçiminde kullanılan ve yabancı kadınların resimlerinin bulunduğu kadın elbise dergilerini alıp-satmanın ve yanında bulundurmanın hükmü nedir?
Cevap: Bu dergilerde sırf yabancı kadınların resimlerinin bulunması, resimler ahlâkî bir fesada yol açmadıkça onların alımını, satımını ve elbise modeli seçiminde kullanımını engellemez.
Soru 1210: Filim çekimlerinde kullanılan kameraları alıp satmak caiz midir?
Cevap: Haram işlerde kullanmak amacı ve niyeti taşımadığı takdirde film kameralarının alım satımının sakıncası yoktur.
Soru 1211: Müptezel filmleri ve videoları alıp-satmanın ve kiralamanın hükmü nedir?
Cevap: Eğer filimler şehveti tahrik edecek, sapıklık ve ahlâkî fesada sebep olacak müstehcen görüntülere veya eğlendirici ve Allah yolundan saptırıcı teganni ya da müzikleri içerirse bunların üretimi, alım satımı, kiralanması ve bu amaçla yararlanmak için video [oynatma cihazlarının] kiralanması caiz değildir.
Soru 1212: Yabancı radyoların yayınladığı haberleri, ilmî ve kültürel programları dinlemek caiz midir?
Cevap: Ahlâkî fesat ve fikrî sapmalara sebep olmazsa, sakıncası yoktur.
[1]- Hiciv: Bir kimseyi, bir nesneyi ya da yeri, bir inancı ya da düşünüş biçimini yermek, toplumun ya da düzenin aksayan, kusurlu yanlarını iğneleyici, alaycı bir dille eleştirmek amacını taşıyan manzum ve mensur ürünlerin adıdır.
- UYDU ANTENLERİ
UYDU ANTENLERİ
Soru 1213: Uydudan yayınlanan televizyon programlarını izlemek için uydu cihazlarını satın almak, bulundurmak ve kullanmak caiz midir? Eğer bu cihaz ücretsiz olarak insanın eline ulaşırsa hüküm nedir?
Cevap: Uydu alıcı cihazların, sadece, televizyon programlarını izlemek için kullanılan bir alet olduğunu, bunların da hem helal hem de haram olabileceklerini dikkate alırsak, müşterek aletler hükmünde olur. Dolayısıyla, haram amaçlarda kullanılacak olursa alım satımı ve bulundurulması da haramdır; ancak helâl amaçlarda kullanılacak olursa caizdir. Fakat bu alet kullanıcılarına haram programları çok kolay bir şekilde izlemeleri için zemine hazırladığından ve bazen onu bulundurmak başka fesatlara yol açtığından alım satımı ve evde bulundurulması haramdır. Ancak biri, onu haramda kullanmayacağından emin olursa, onu temin etmesinin ve evde bulundurmasının fesat ve olumsuz yönleri de yoksa bu durumda sakıncası yoktur; ama bu konuda bir kanun varsa ona uyulmalıdır.
Soru 1214: Yurt dışında yaşayan birinin İslâm Cumhuriyeti’nin uydu kanallarını izleyebilmek için uydu cihazı satın alması ve satması caiz midir?
Cevap: Bu cihaz her ne kadar helâl amaçlarda kullanılma özelliğine sahip olan müşterek aletlerden olsa da, çoğunlukla haram amaçlarda kullanıldığından ve ayrıca evde kullanılmasının diğer fesat ve olumsuz yönleri olduğundan dolayı, bundan haram bir şekilde faydalanmayacağından ve evde kullanmasının hiçbir fesat çıkarmayacağından emin olan kimse dışında, satın alınması ve evde kullanılması caiz değildir.
Soru 1215: Eğer uydu cihazı İran İslâm Cumhuriyeti'nin kanallarıyla birlikte Körfez ve Arap ülkelerinin haber ve bazı yararlı programlarını ve Batılı ülkelerin yozlaşmış bütün kanallarını çekerse hükmü nedir?
Cevap: Televizyon kanallarının programlarını izlemek için bu gibi cihazları kullanmanın caiz olmasının ölçüsü, Batılı ülkelerin kanallarıyla diğer kanallar arasında hiçbir fark olmaksızın önceki meselede açıkladığımız gibidir.
Soru 1216: Batılı ülkeler veya Fars körfezindeki komşu ya da diğer ülkeler tarafından uydu aracılığıyla yayınlanan ilmî, Kur'ani veya benzeri programlardan haberdar olmak için uydu cihazı kullanmanın hükmü nedir?
Cevap: İlmî, Kur‘ani veya benzeri programları izlemek veya dinlemek için bu cihazı kullanmanın her ne kadar kendiliğinden sakıncası yoksa da Batılı ülkelerin ve komşu ülkelerin çoğunun uydu kanalıyla yayınladıkları programların içeriği genellikle insanları yanıltan ve yanlış yönlendiren düşünceleri aşıladığından, hakikatleri tahrif ettiğinden, ayrıca yozlaşmış ve saptırıcı programları içerdiğinden hatta ilmî ve Kur'ani programları bile onlardan izlemek çoğu zaman insanın fesada ve harama düşmesine sebep olmaktadır. Bundan dolayı bu programları izlemek için uydu cihazı kullanmak şer'an haramdır. Ancak izlenmesi veya dinlenmesi insanı hiçbir fesada ve harama düşürmeyen sadece ve sadece yararlı ilmî ve Kur’ani programlar olursa bunun sakıncası yoktur; elbette bu konuda mevcut bir kanun varsa uyulmalıdır.
Soru 1217: Mesleğimiz radyo, televizyon ve uydu cihazları tamirciliğidir. Son zamanlarda çanak anteni ve uydu cihazları kurulumu ve tamiri için birçok müracaatlar oluyor; bu husustaki vazifemiz nedir? Bu cihazların parçalarının alım satımının hükmü nedir?
Cevap: Eğer bu cihazı haram şeylerde kullanıyorlarsa -ki genellikle böyledir- veya bunu elde etmek isteyen kişinin onu haramda kullanacağını biliyorsanız, bu durumda onu alıp satmak, parçalarını montaj etmek, kurulumunu yapmak, tamir etmek ve parçalarını satmak caiz değildir.
- TİYATRO VE SİNEMA
TİYATRO VE SİNEMA
Soru 1218: Gerektiğinde din âlimlerinin ve hâkimlerin resmi kıyafetlerinin filmlerde kullanılması caiz midir? Geçmiş ve çağdaş âlimler hakkında, onların saygınlığını ve İslam’ın kutsallığını koruyarak, onlara hakaret ve saygısızlık etmeden, dini ve irfani üslupla sinema filmleri yazmak ve çekmek, hele ki amacın, Hanif İslam dininin resmettiği yüksek ve derin değerleri ortaya koymak ve İslam ümmetimizin ayrıcalığı olarak kabul edilen irfan ve otantik kültür kavramını ifade etmek ve aynı zamanda düşmanın müptezel kültürüne karşı mücadele etmek olduğu ve onları sinema diliyle ifade etmenin, özellikle genç nesil üzerinde çok fazla çekiciliği ve etkisi olduğu düşünüldüğünde caiz midir?
Cevap: Sinema bir aydınlatma ve tebliğ aracıdır; bu nedenle, gençlerin ve diğerlerinin entelektüel gelişimleri ve bilinç düzeylerini yükseltmek ve İslam kültürünü yaymak için kullanılabilecek, her şeyi tasvir etmenin ve sunmanın sakıncası yoktur. Bu yollardan biri, din âlimlerini ve aynı şekilde diğer bilim insanlarını, manevî makam sahiplerini ve onların özel hayatlarını tanıtmaktır. Ancak onların özel konumlarının ve hayatlarının sınırlarını gözetmek ve saygınlıklarını korumak farzdır ve bunlardan, İslâm'la çelişen mefhumları yaymak için yararlanmamak gerekir.
Soru 1219: Ölümsüz Kerbela faciasını canlandıracak ve İmam Hüseyin'in (a.s), uğruna şehit olduğu büyük hedefleri ortaya koyacak destansı bir kurgu filmi yapmak istiyoruz. Bu filmde İmam Hüseyin (a.s) sıradan bir insan olarak gözle görülecek şekilde gösterilmemiştir, aksine filmin bütün yapım, çekim ve ışıklandırma aşamalarında, İmam (a.s) nurani bir kişi olarak gösterilmiştir. Acaba böyle bir filmin yapımı ve İmam Hüseyin aleyhi's-selâm'ın şahsiyetini bu nitelikte ortaya koymak caiz midir?
Cevap: Eğer film, güvenilir kaynaklara dayanarak, konunun kutsallığı korunarak ve İmam Hüseyin (a.s) ile değerli ashabının ve ailesinin (Allah'ın selâmı üzerlerine olsun) yüksek mevki ve haysiyetine saygı gösterilerek yapılırsa sorun yoktur. Fakat mevzunun kutsallığını, Seyyidü’ş-Şüheda’nın (a.s) ve ashabının (hepsine selâm olsun) saygınlığını onlara yakışır bir şekilde korumak oldukça zordur; dolayısıyla bu konuda ihtiyat edilmesi gerekir.
Soru 1220: Sinema ve tiyatroda rol icabı erkeğin kadın elbisesi ve kadının da erkek elbisesi giymesinin hükmü nedir? Ve yine kadının erkek sesini ve erkeğin de kadın sesini taklit etmesinin hükmü nedir?
Cevap: Fesada yol açmadığı takdirde, rol icabı ve özel kişilerin özelliklerini anlatabilmek için karşı cinsin elbisesini giymenin ve sesini taklit etmenin caiz olması, uzak ihtimal değildir.
Soru 1221: Erkeklerin de seyrettikleri tiyatro ve gösterilerde kadınların krem ve makyaj malzemeleri kullanmalarının hükmü nedir?
Cevap: Eğer makyaj, mükellefin kendisi veya bir kadın ya da mahremlerinden biri tarafından yapılırsa ve herhangi bir fesada da yol açmazsa sakıncası yoktur; aksi durumda caiz olmaz. Ancak makyaj yapılan yüzün mahrem olmayan erkekler karşısında örtülmesi gerekir.
- RESSAMLIK VE HEYKELTIRAŞLIK
RESSAMLIK VE HEYKELTIRAŞLIK
Soru 1222: Bitkiler, hayvanlar ve insanlar da dâhil olmak üzere canlıların yüzlerinin portresini çizmenin ve boyamanın [ressamlık yapmanın], oyuncak bebek ve heykel yapmanın hükmü nedir? Bunları alıp satmanın, muhafaza edip fuarlarda sergilemenin hükmü nedir?
Cevap: Canlı olsalar bile varlıkların yüzlerinin resmini çizmenin, portresini ve heykelini yapmanın sakıncası yoktur. Yine resim, portre ve heykellerin alım satımının, muhafazasının ve fuarda sergilenmesinin de sakıncası yoktur.
Soru 1223: Yeni eğitim yönteminde, öz güven adında bir ders var. Bu dersin bir bölümü heykeltıraşlıktır. Bazı hocalar, el sanatları adı altında öğrencilere bez parçaları veya başka şeylerle bebek veya köpek, tavşan ve benzerlerinin heykelini yaptırıyorlar. Bu eşyaları yapmanın hükmü nedir? Hocaların öğrencilere bu işi yapmayı emretmelerinin hükmü nedir? Acaba bu heykellerin uzuvlarının tam olarak yapılıp yapılmamasının hükümde bir etkisi var mıdır?
Cevap: Heykel yapmanın ve yapımını emretmenin bir sakıncası yoktur.
Soru 1224: Çocukların ve gençlerin Kur’an’daki kıssaları resimle çizmelerinin ve boyamalarının hükmü nedir? Örneğin çocuklardan Ashab-ı Fil veya Hz. Musa (a.s) için denizin yarılması vb. kıssaları resimle anlatmalarını istemenin hükmü nedir?
Cevap: Bu işin kendiliğinden bir sakıncası yoktur; ancak gerçeklerin ve olayların metnine dayandırılmalı ve gerçeklere aykırı veya saygısızlığa neden olan şeyler ifade etmekten kaçınılmalıdır.
Soru 1225: Özel makinelerle insan veya diğer canlıların oyuncak bebeklerini veya heykellerini yapmak caiz midir?
Cevap: Sakıncası yoktur.
Soru 1226: Ziynet eşyalarını heykel şeklinde yapmanın hükmü nedir? Heykelin yapımında kullanılan maddenin, hükmün haram oluşunda etkisi var mı?
Cevap: Heykel yapmanın sakıncası yoktur ve heykelin yapıldığı malzemeler arasında da hiçbir fark yoktur.
Soru 1227: Oyuncak bebeklerin el, ayak ve baş gibi uzuvlarının yenilenmesi haram olan heykel yapımı kapsamına girer mi? Bu işe heykel yapmak denir mi?
Cevap: Sadece oyuncak bebeklerin uzuvlarını yapmak veya yenilemek heykel yapmak sayılmaz ve her halükarda heykel yapılmasında bir sakınca yoktur.
Soru 1228: Bazılarına göre sıradanlaşan, vücutta sabit kalacak ve kaybolmayacak şekilde resimler çizdirerek kalıcı dövme yaptırmanın hükmü nedir? Acaba bu dövme gusül ve abdestin sıhhatine engel sayılır mı?
Cevap: Dövme yaptırmak haram değildir ve derinin altında ondan geriye kalan izler suyun deriye ulaşmasını engellemez. Dolayısıyla dövmeyle alınan gusül ve abdest sahihtir.
Soru 1229: Meşhur ressamlardan olan bir karı-kocanın mesleği sanat eseri tablolarını onarmak ve restore etmektir. Bu tablolardan birçoğu Hıristiyan topluluğunu göstermekte, bazısında haç resmi, Hz. Meryem (aleyha selâm) ve Hz. İsa'nın (aleyhi's-selâm) resimleri var. Çeşitli kurumlar, şirketler ve bazı kişiler kilise tarafından, eskime veya başka sebeple bir bölümü yok olan bu tabloları onarmaları ve restore etmeleri için bu ressamlara başvuruyorlar. Acaba bu karı-kocanın bu tabloları onarıp restore etmeleri ve bunun karşılığında ücret almaları caiz midir? Çoğu tabloların bu türden olduğunu, bu çiftin İslâm öğretilerine bağlı olduklarını ve bu tabloları onarmanın ve restore etmenin de tek geçim kaynakları olduğunu göz önünde bulundurarak hükmü açıklar mısınız?
Cevap: Hıristiyan topluluğunu tavsif etse veya Hz. İsa (aleyhi's-selâm) ve Hz. Meryem'in (aleyha selâm) timsallerini içerse bile sanat eseri olan tabloları onarmanın ve restore etmenin bir sakıncası yoktur. Yine batılı ve sapıklığı yaymadıkça ve veya peşi sıra başka fesatları gerektirmedikçe bu iş karşısında ücret almanın ve bu işi geçim kaynağı edinmenin de sakıncası yoktur.
- SİHİRBAZLIK, BÜYÜCÜLÜK, MEDYUMLUK VE CİNCİLİK
SİHİRBAZLIK, BÜYÜCÜLÜK, MEDYUMLUK VE CİNCİLİK
Soru 1230: Büyü öğrenmenin, öğretmenin, izlemenin ve el çabukluğuna dayanan oyunlar oynamanın hükmü nedir?
Cevap: Bir büyü türü olan illüzyonistliğin öğretilmesi ve öğrenilmesi haramdır; ancak hareket hızı ve el becerisinin eşlik ettiği ve bir büyü türü sayılmayan oyunlarda sakınca yoktur.
Soru 1231: Gayıptan haber veren cifir, remil, horoskop vb. ilimleri öğrenmek caiz midir?
Cevap: Bu ilimlerin günümüzde halk arasındaki kalıntıları genellikle gaybı bilmek ve gayıptan haber vermek konusunda itminan ve güvence verecek nitelikte değillerdir. Ancak bir fesada yol açmazsa cifir ve remil ilimlerini doğru bir şekilde öğrenmenin sakıncası yoktur.
Soru 1232: Büyücülüğü öğrenmek ve büyü yapmak caiz midir? Acaba ruhları, melekleri ve cinleri çağırmanın hükmü nedir?
Cevap: Sihir ilmi ve onu öğrenmek şer'an haramdır; ancak meşru ve makul amaçla olursa sakıncası yoktur. Ama ruhları, melekleri ve cinleri çağırmanın, farklı durumlara, araçlara ve amaçlara göre farklı hükümleri vardır.
Soru 1233: Müminlerin, ruh ve cinleri teshir edip emrine almak suretiyle hastaları tedavi eden bazı kişilere müracaat etmelerinin, onların yaptıkların sadece hayır olduğuna kesin olarak inandıkları takdirde hükmü nedir?
Cevap: Şer'an helâl olan yollarla yapılması durumunda bunun özünde bir sakıncası yoktur.
Soru 1234: Küçük taşlarla fala bakmak ve bu yolla para kazanmak caiz midir?
Cevap: Yalan haber vermek caiz değildir.
- HİPNOTİZMA
HİPNOTİZMA
Soru 1235: Hipnotizma yapmak caiz midir?
Cevap: Makul bir amaçla ve hipnotize olan kimsenin rızasıyla olursa ve yine haram bir işle birlikte yapılmadıkça sakıncası yoktur.
Soru 1236: Bazıları tedavi amacıyla değil, sadece insanın ruhsal gücünü göstermek amacıyla hipnotizmaya başvuruyorlar; acaba bunu yapmaları caiz midir? Yine bu alanda tecrübeli, ama uzman olmayan kişilerin bu işi yapmaları caiz olur mu?
Cevap: Genel olarak hipnotizmayı öğrenmenin, insanlarca makul görülen helâl ve kayda değer bir amaçla ondan yararlanmanın, yapay uykuya dalacak kişinin rızasıyla ve ona kayda değer bir zararı olmaması şartıyla sakıncası yoktur.
- TALİH OYUNLARI
TALİH OYUNLARI
Soru 1237: Piyango biletlerinin alım satımının ve mükellefin bu yolla kazandığı ikramiyenin hükmü nedir?
Cevap: Piyango biletlerinin alım satımı farz ihtiyat gereği haramdır. Bu yolla ikramiye kazanan kişi, kazandığı ikramiyenin şer'an sahibi olamaz ve onu almaya hakkı yoktur.
Soru 1238: "Armağan-ı behzistî" adıyla halk arasında yayınlanan biletleri almanın, onlar için para ödemenin ve onların çekilişlerine katılmanın hükmü nedir?
Cevap: Halktan bağış toplayarak hayır işlerde harcamak amacıyla bilet dağıtmanın ve bağışta bulunanları kura çekilişiyle teşvik etmenin ve bu işe yönlendirmenin şer'î bir engeli yoktur ve yine hayır işlere iştirak etmek amacıyla bu biletleri temin etmek için para ödemenin de bir sakıncası yoktur.
Soru 1239: Birisi arabasını çekiliş-piyango ödülü yoluyla insanlara sunuyor. Şöyle ki, çekilişe katılan kişi, belli bir tarihte, belli bir fiyat üzerinden çekiliş yapılacak olan bileti satın alıyor. Halktan bir grubun katılması ve katılma süresinin dolmasıyla çekiliş yapılıyor. Çekilişte adı çıkan ödülü kazanarak oldukça pahalı olan arabayı teslim alıyor. Acaba çekiliş yoluyla bu şekilde araba satmak şer'an caiz midir?
Cevap: Bu biletlerin alınması ve satılması ihtiyat gereği haramdır ve ödülü kazanan kişi ödülün (arabanın) sahibi olmaz. Mülkiyet için ödül sahibinin bunu satış, bağış veya sulh gibi şeriat sözleşmelerinden biri yoluyla kazanana devretmesi gerekir.
Soru 1240: Daha sonra çekiliş yoluyla toplanan paranın bir kısmı talihlilere hediye edilip, geri kalanı halkın genel menfaatine yönelik hayır işlerinde kullanılacak şekilde, halka bağış bileti satmak caiz midir?
Cevap: Bu işi "satış" olarak adlandırmak doğru değildir. Evet, bu biletleri dağıtmanın ve halkı hayır işlere teşvik etmek için ismi kuradan çıkanlara hediye vermeyi vadetmenin sakıncası yoktur; ancak insanların bu senetleri hayır işlere katkıda bulunma niyetiyle almaları gerekir.
Soru 1241: Belli bir şirkete ait olduğu ve kârının sadece %20'sinin kadın hayır kurumlarına ödendiği düşünülürse, piyango bileti (loto) alınması caiz midir?
Cevap: [Bu biletlerin] alım satımı farz ihtiyat gereği haramdır ve piyango talihlileri [ödül olarak] kazandıkları miktara sahip değildirler.
- RÜŞVET
- TIBBÎ KONULAR
- EĞİTİM, ÖĞRETİM VE ADABI
EĞİTİM, ÖĞRETİM VE ADABI
Soru 1319: İnsan karşısına çıkacak konulara dair şer'î hükümleri öğrenmemekle günahkâr sayılır mı?
Cevap: Hükümleri öğrenmemesi farzları terk etmeye veya haramları işlemeye sebep olursa günahkârdır.
Soru 1320: Dinî ilimler öğrencisi, satıh [yüzeysel olarak dini ilimleri öğrenme] merhalesini bitirdikten sonra eğer kendisinde içtihat derecesine ulaşabilecek kadar dersleri okuyup tamamlama gücünü görürse, acaba tahsilini içtihat derecesine kadar sürdürmesi ona farz-ı ayn olur mu?
Cevap: Hiç şüphe yok ki, dini ilimleri öğrenmek ve içtihat derecesine kadar devam etmek kendi başına büyük bir fazilet sayılıyor; ancak sırf içtihat derecesine ulaşma yeteneğine sahip olmak onu insana farzı ayn yapmaz.
Soru 1321: Dinin esaslarını [ûsulü’d-din] kesin olarak öğrenmenin yolları nelerdir?
Cevap: Yakîn [doğruluğunda şüphe bulunmayan, vakıaya uygun bilgi] genellikle aklî delil ve burhanlarla elde edilir. Ancak burhan ve deliller mükelleflerin idrak güçlerine göre değişir. Her halükârda, insan başka bir yolla da yakîne ulaşırsa, o da yeterlidir.
Soru 1322: İlim tahsilinde gevşek davranmanın, tembellik etmenin ve yine zamanı boşa harcamanın hükmü nedir? Acaba haram mıdır?
Cevap: [Eğitim esnasında] aylaklık ve işsizlikle vakit kaybetmenin sakıncaları vardır ve öğrenci, özel öğrenci ödeneğinden yararlandığı sürece öğrenciler için belirlenmiş özel müfredata uymak zorundadır. Aksi durumda eğitim için verilen burs, maddi yardım vb. olanaklardan yararlanması caiz değildir.
Soru 1323: İktisat fakültesinde verilen dersler arasında faizli borç, sanayi ve ticaret alanlarında faiz alma yöntemleri üzerinde karşılaştırmalı dersler verilmektedir. Bu dersi vermenin ve bunun karşılığında ücret almanın hükmü nedir?
Cevap: Sırf faizli borç hakkında ders vermek ve açıklamalarda bulunmak haram değildir.
Soru 1324: İslam Cumhuriyeti'nde kendini adamış uzmanların başkalarını eğitmek için izlemesi gereken doğru yöntem nedir? İdarelerdeki hassas teknik ve fenni bilgilere erişme liyakatine kimler sahiptir?
Cevap: İslâm hükûmetinin eğitim ve öğretimi ile ilgili özel kural ve yönetmelikler koymuş olduğu ilimler ve bilgiler dışında, herhangi bir bilimi herhangi bir kişi için öğrenmek, eğer meşru akılcı bir amaç içinse ve onda fesada düşme ve düşürme korkusu yoksa sakıncası yoktur.
Soru 1325: Dinî medreselerde felsefe dersi almak ve vermek caiz midir?
Cevap: Dini inançlarında bir sapmaya neden olmayacağından emin olan bir kişinin felsefe öğrenmesinde ve öğretmesinde bir sakınca yoktur; hatta bazı durumlarda vaciptir.
Soru 1326: "Şeytan Ayetleri" kitabı gibi saptırıcı kitapların alım satımının hükmü nedir?
Cevap: Saptırıcı kitapların alım satımı ve bulundurulması, muhteviyatına cevap vermek ve bunları çürütmek için buna ilmî gücü yeten kimsenin dışında hiç kimseye caiz değildir.
Soru 1327: İnsan ve hayvanlar hakkında faydalı, ancak hayalî olan hikâyeleri öğretmenin ve anlatmanın hükmü nedir?
Cevap: Eğer hikâyenin kurgu olduğu karinelerden anlaşılırsa, sakıncası yoktur.
Soru 1328: Üniversite veya fakültelere gitmek, derse gelen tesettürsüz kadınlarla karışık olarak bir arada bulunmayı gerektiriyorsa, hüküm nedir?
Cevap: Eğitim ve öğretim için eğitim merkezlerine gitmenin sakıncası yoktur. Fakat kadınların ve kızların örtülerini korumaları farzdır. Yine erkeklerin de kendilerini haram bakışlardan, fitne ve fesada düşme endişesini barındıran görüşmelerden kaçınmaları farzdır.
Soru 1329: Bir kadının dinî örtü ve iffetine riayet ettiğini bilerek, sürücü kursu için özel olan bir yerde, yabancı bir erkeğin yardımıyla araba kullanmayı öğrenmesi caiz midir?
Cevap: Kadının, tesettüre ve iffete dikkat etmek ve fesada düşmeyeceğinden emin olması şartıyla, yabancı birinin yardım ve rehberliği ile araba kullanmayı öğrenmesinde bir sakınca yoktur. Fakat buna rağmen mahremlerinden birinin de kendisine eşlik etmesi daha uygun olur; hatta öncelik, sürücü eğitiminin mutlaka bir kadın eğitmen veya mahremlerinden biri yardımı ile yapılmasıdır.
Soru 1330: Okullarda ve üniversitelerde okuyan gençler, kızlarla da tanışıp, görüşüyorlar ve sınıf ve ders arkadaşı olduklarından onlarla dersler ve diğer konular hakkında konuşuyorlar. Bazen bazı sohbetler, şehvet veya lezzet alma kastı olmaksızın gülmeler ve şakalarla birlikte olmaktadır; acaba bu caiz midir?
Cevap: Bayanların örtülerini korumaları, [sohbet esnasında] lezzet alma kastının olmaması ve fesada [ve harama] düşmemekten emin olunması şartıyla sakıncası yoktur; aksi durumda caiz değildir.
Soru 1331: Günümüzde İslam ve Müslümanlar için hangi ilmî ihtisas dalları daha faydalıdır?
Cevap: Üniversitelerin âlim, hoca ve öğrencilerinin, yabancılara, özellikle İslâm ve Müslümanların düşmanlarına muhtaç olmamak için, Müslümanların ihtiyaç duyduğu bütün faydalı ilmî ihtisas dallarını ve yararlı bilimleri önemsemeleri gerekir. Bunların en faydalı olanları mevcut koşullar dikkate alınarak ilgili yetkililerle tespit edilir.
Soru 1332: Başka dinleri ve inançları tanımak ve bu hususta bilgi edinmek için saptırıcı kitapları ve diğer dinlerin temel kitaplarını okumanın hükmü nedir?
Cevap: Sırf bu inançları tanımak ve onlar hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu tür kitapları okumanın caiz olduğuna hükmetmek zordur. Ama bunlardaki dalaleti tanıma ve teşhis etme gücüne sahip olan ve kendisinin haktan sapmayacağına emin olan ehil kişilerin bunları çürütmek ve reddetmek amacıyla okumaları caizdir.
Soru 1333: Çocukları, bazı sapık inançların da öğretildiği okullara, onların bu derslerden etkilenmeyecekleri varsayımıyla göndermenin hükmü nedir?
Cevap: Onların dinî inançlarını kaybedeceklerine dair bir korku duyulmaz, batılı yaygınlaştırmak da söz konusu değilse ve çocuklar saptırıcı, bozuk ve batıl konuları öğrenmekten kaçınabilirlerse, sakıncası yoktur.
Soru 1334: Dört yıldan beri tıp fakültesinde okumakta olan bir üniversite öğrencisi, dinî ilimlere çok fazla ilgi duymaktadır. Bu konumdaki birisinin tıp dalında eğitimini sürdürmesi farz mıdır, yoksa tıbbı bırakıp dinî ilimlere yönelebilir mi?
Cevap: Öğrenci eğitim almak istediği branşı seçmekte özgürdür; ama burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var, o da şu ki, eğer dini ilimleri öğrenmek, İslam toplumuna hizmet etme gücüne sahip olmak açısından önemliyse, tıp okumak da, İslam ümmetine tıbbi hizmetlerin sunulması ve hastalıkların tedavi edilmesi ve hayatlarının kurtarılması kastıyla hazırlanmak için büyük bir önem arz etmektedir.
Soru 1335: Bir öğretmen, sınıfta diğer öğrencilerin karşısında bir öğrenciyi şiddetle cezalandırmıştır; acaba öğrencinin de öğretmenine misilleme yapması caiz midir?
Cevap: Öğrencinin, öğretmen ve hocanın makamına lâyık olmayan bir şekilde karşılık vermeye hakkı yoktur ve öğretmenin saygınlığını ve sınıfın düzenini koruması farzdır; ancak kanunî yollara başvurabilir. Nitekim öğretmenin de arkadaşlarının karşısında öğrencinin saygınlığını gözetmesi ve İslâmî eğitim adabını gözetmesi farzdır.
- BASIM, TELİF VE SANAT ESERLERİ HAKLARI
BASIM, TELİF VE SANAT ESERLERİ HAKLARI
Soru 1336: Yurt dışından getirilen veya İslam Cumhuriyeti içinde basılan kitap ve makalelerin, yayıncılarının izni olmadan yeniden basılmasının hükmü nedir?
Cevap: İslam Cumhuriyeti dışında yayınlanan kitapların yeniden basılması veya ofset yoluyla fotoğraflanması konusu, İran İslam Cumhuriyeti ile bu hükümetler arasında akdedilen anlaşmalara tabidir. Yurtiçinde basılan kitaplarda ise yayıncının hakkı, kitapları yeniden basmak için ondan izin alınarak gözetilmelidir.
Soru 1337: Müelliflerin, mütercimlerin ve eser sahiplerinin, o işi yapmak için harcadıkları emek, zaman ve paranın karşılığı olarak veya telif hakkı olarak bir meblağ talep etmeleri caiz midir?
Cevap: Onlar, bilimsel ve sanatsal çalışmalarının ilk nüshasını veya aslını yayımcıya teslim etmeleri karşılığında yayımcıdan istedikleri miktarı alma hakkına sahiptirler.
Soru 1338: Eğer yazar veya çevirmen veya sanatçı, eserinin ilk baskısı için belli bir miktar ücret alır ve bununla birlikte sonraki baskılarda da kendisinin hakkı olmasını şart koşarsa, acaba sonraki baskılarda yayıncıdan bir şey talep edebilir mi? Bu miktarı almanın hükmü nedir?
Cevap: İlk baskının teslimine ilişkin sözleşme esnasında ek olarak sonraki baskılardan dolayı da bir miktar ücret alınmasını şart koşmuşsa veya kanun bunu gerektiriyorsa, bu miktarın alınmasında bir sakınca yoktur ve yayıncının bu şarta uyması farzdır.
Soru 1339: Eğer yazar ve müellif birinci baskıya izin verirken sonraki baskılar için hiçbir şey söylememişse, acaba yayıncı yazardan yeniden izin almadan ve ona herhangi bir meblağ ödemeden eseri tekrar basabilir mi?
Cevap: Eğer baskı için aralarında yaptıkları anlaşma sadece birinci baskı hakkında olursa, bu durumda farz ihtiyat gereği sonraki baskılar için de onun hakkı gözetilmeli ve izin alınmalıdır.
Soru 1340: Yazara, yolculuk veya vefat gibi bir nedenden dolayı ulaşılamadığı durumlarda, eserin yeniden baskısı için kimden izin alınmalı ve para kime teslim edilmelidir?
Cevap: Yolculuktaysa yazarın vekiline veya şer'î velisine (mallarını korumakla yetkili olan kişiye), öldüğü takdirde mirasçısına müracaat edilmelidir.
Soru 1341: Üzerlerinde "Yayın hakları müellife aittir." ibaresi olmasına rağmen kitapları sahiplerinden izin almaksızın basmak caiz midir?
Cevap: Farz ihtiyat gereği [bu tür kitapları] basmak için müellif ve yayıncıdan izin alınarak onların haklarının gözetilmesi gerekir. Tabii ki [bu konuyla ilgili] kanunun olduğu durumlarda buna uyulmalı ve bundan sonraki konularda da buna dikkat edilmelidir.
Soru 1342: Bazı Kur'ân ve ilâhî kasetlerinin üzerinde, "Çoğaltma hakları saklıdır." yazılmıştır; bu durumda, bu kasetleri çoğaltarak başkalarının kullanımına sunmak caiz midir?
Cevap: Farz ihtiyat gereği kasetin kopyalanması ve çoğaltımı için asıl yayıncıdan izin alınmalıdır.
Soru 1343: Bilgisayar CD’lerini kopyalamak caiz midir? Eğer haram ise, bu hüküm sadece İran'da hazırlanan CD’ler için mi geçerlidir yoksa yabancı ülkelerde hazırlanan CD’leri de kapsar mı? Bazı CD’lerin içeriklerinin önemine binaen çok pahalı olduğu dikkate alındığında hüküm nedir?
Cevap: Yurtiçinde üretilen bilgisayar CD’lerinin kopyalanması ve çoğaltımında farz ihtiyat gereği sahiplerinden izin alınarak haklarının gözetilmesi gerekir. Yurtdışında üretilen CD’ler ise, [o ülkeler ile yapılan] anlaşmaya bağlıdır.
Soru 1344: İş yerlerinin ve şirketlerin ticarî isimleri sadece onların sahiplerine mi aittir ve başkaları, iş yerleri ve şirketlerine o isimleri koyamazlar mı? Örneğin birisi iş yerine soyadını koyarsa, o aileden başka birisi de kendi iş yerine aynı ismi koyabilir mi? Veya başka bir aileden olan birisi iş yeri için aynı ismi kullanabilir mi?
Cevap: Eğer mağazaların ve şirketlerin marka adları, devlete diğerlerinden daha önce resmi talepte bulunan bir kişiye, ülkenin yürürlükteki kanunlarına göre devlet tarafından verilmiş ve bu isim resmî belge ve kayıtlarda da onun adına kayıtlıysa, bu durumda dükkânı veya şirketi adına kayıtlı olan kimsenin izni olmaksızın bu ismin başkaları tarafından kullanılması caiz değildir. Bu hükümde, bu kişilerin, o ismin veya markanın sahibiyle aynı aileden olup olmaması fark etmez. Eğer bu şekilde değilse, o zaman o isim ve unvanları diğerlerinin kullanmasının sakıncası yoktur.
Soru 1345: Bazı kimseler kitap veya belgelerin fotokopisini çeken kırtasiye vb. yerlere giderek onlardan fotokopi çekmelerini istemektedirler. Müminlerden olan dükkân sahibinin o kitap, belge veya derginin bütün müminlere yararlı olduğuna inanarak sahibinden izin almadan onların fotokopisini çekip çoğaltması caiz midir? Eğer kitap sahibinin buna razı olmadığını bilirse hüküm değişir mi?
Cevap: Farz ihtiyat gereği şahıs, kitap veya belgelerin sahibinden izin alınmaksızın fotokopilerini çekmemelidir.
Soru 1346: Bazı müminler filim CD veya kaseti kiralayan yerlerden videokasetleri veya CD’leri kiralıyor ve beğendikleri takdirde ulemadan birçoğunun [bu tür CD ve videokasetlerinin] kayıt ve yayın hakkının saklı olmadığı görüşüne dayanarak izinsiz bir şekilde onları kaydedip çoğaltıyorlar; acaba bu iş caiz midir? Eğer caiz değilse, birisi kaydeder ve çoğaltırsa, bunu kiraladığı yere bildirmesi gerekir mi, yoksa kaydedip çoğaltmış olduğu CD ve videokasetleri silmesi yeterli midir?
Cevap: Farz ihtiyat gereği sahibinin izni olmadan CD veya videokasetler çoğaltılmamalıdır; ama eğer izinsiz böyle bir şey yapılmışsa, içeriklerin silinmesi yeterlidir.
- GAYRİMÜSLİMLERLE MUAMELE
GAYRİMÜSLİMLERLE MUAMELE
Soru 1347: İsrail mallarını ithal etmek ve dağıtmak caiz midir? Eğer zaruret gereği ithal edilmiş olursa, bu malları satmak caiz olur mu?
Cevap: İslâm ve Müslümanların düşmanı olan gasıp İsrail rejiminin yararına olan muamelelerden sakınmak gerekir. İsrail'in, yapım ve satımından kâr sağladığı malları ithal etmek ve dağıtmak hiç kimseye caiz değildir. İslâm ve Müslümanlara zarar vermesi ve birçok olumsuz yönleri bulunması nedeniyle Müslümanların da İsrail mallarını satın almaları caiz değildir.
Soru 1348: İsrail'e yönelik ekonomik ambargoyu kaldıran bir ülkede tüccarların İsrail mallarını ithal etmesi ve bu malları dağıtmaları caiz midir?
Cevap: Aşağılık İsrail rejiminin yapım ve satımından kâr sağladığı malları ithal etmek ve dağıtmaktan sakınmak farzdır.
Soru 1349: Müslümanların, İslâm ülkesinde satılan İsrail mallarını satın almaları caiz midir?
Cevap: Bütün Müslümanlara, üretim ve satış kârı, İslâm ve Müslümanlarla savaş hâlinde olan Siyonistlere dönen malları satın almaktan ve kullanmaktan sakınmaları farzdır.
Soru 1350: İslâm ülkelerinde İsrail'e tur düzenleyen seyahat acenteleri açmak caiz midir? Müslümanlar bu acentelerden bilet satın alabilirler mi?
Cevap: İslâm ve Müslümanlara zararlı olduğu için bu iş caiz değildir. Aynı şekilde Müslümanlarla savaş hâlinde olan düşman İsrail'e karşı Müslümanlarca uygulanan ambargoyu ihlal sayılan teşebbüslerde bulunmak hiç kimseye caiz değildir.
Soru 1351: Yahudi, Amerikalı veya Kanadalı şirketlerin ürünlerini, alçak İsrail hükümetini destekledikleri ihtimaline rağmen satın almak caiz midir?
Cevap: Bu ürünlerin alım ve satımları gasıp ve alçak İsrail rejiminin güçlenmesine neden olur veya İslâm ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarında kullanılırsa, kimsenin onları satın alması ve satması caiz değildir; aksi durumda sakıncası yoktur.
Soru 1352: İsrail malları İslâm ülkelerine girdikten sonra tacirlerin onların bir bölümünü satın alarak halka satmaları ve dağıtmaları caiz midir?
Cevap: Bu işte bulunan fesatlar [Müslümanların çıkarına ters düşen ve onlara zarar veren durumlar] nedeniyle onların bunu yapmaları caiz değildir.
Soru 1353: Eğer İsrail malları, İslâmî bir ülkenin umumî ticaret merkezlerinde halka sunulursa, Müslümanların, ihtiyaç duyulan ürünleri İsrail'e ait olmayan ve başka ülkelerden ithal edilen mallardan temin etme imkânları olmasına rağmen onları satın almaları caiz midir?
Cevap: Bütün Müslümanların, üretim ve satış kârları İslâm ve Müslümanlarla savaş hâlinde olan Siyonistlere dönen malları satın almaktan ve kullanmaktan sakınması farzdır.
Soru 1354: Eğer, Müslüman müşterilerin İsrail'de üretildiğini bilirlerse satın almayacakları İsrail mallarının, Kıbrıs ve Türkiye gibi ülkelerde, o malların İsrail'de üretildiği belli olmasın diye Menşe Şahadetnamesi[1] değiştirildikten sonra yeniden ihraç edildiğini bilirsek, böyle bir durum karşısında Müslüman olarak vazifemiz nedir?
Cevap: Müslümanlar, bu gibi malları satın almaktan, dağıtmaktan ve kullanmaktan kaçınmalıdırlar.
Soru 1355: Amerikan mallarını alıp satmanın hükmü nedir ve bu hüküm Fransa, İngiltere gibi bütün batılı ülkeleri kapsıyor mu? Acaba bu hüküm İran'a özel midir yoksa tüm ülkeler için geçerli midir?
Cevap: Eğer gayri İslâmî ülkelerden ithal edilen malları satın almak ve kullanmak, İslâm ve Müslümanlara düşman olan sömürgeci kâfir rejimleri güçlendirirse veya onların İslâm ülkesine veya dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara yönelik saldırıları için gereken maddî güçlerini artırırsa, Müslümanların şer'an onları satın almak ve kullanmaktan sakınmaları farzdır. Bu konuda satın alınan mallar arasında ve yine İslâm ve Müslümanlara düşman olan kâfir devletlerarasında hiçbir fark yoktur ve bu hüküm sadece İranlı Müslümanlara has değildir.
Soru 1356: Kazançları kâfir hükümetlere ulaşan ve onları güçlendiren fabrikalarda ve kurumlarda çalışanların görevi nedir?
Cevap: Kazançları Müslüman olmayan ülkelere gitse bile, meşru işlerle kazanç sağlamak özü itibariyle sakıncasızdır. Ancak bu rejim İslâm ve Müslümanlarla savaş hâlinde olursa ve Müslümanların çalışmalarının ürünleri bu savaşta kullanılırsa, bu kurumlarda çalışmak caiz olmaz.
[1]-Ya da ürün kimliği, (ing. Cerfificate of Origin, CoO,) uluslararası ticarete konu olan ürünlerin menşeini belirten belgelerdir.
- ZALİM DEVLETTE ÇALIŞMAK
ZALİM DEVLETTE ÇALIŞMAK
Soru 1357: İslâmî olmayan bir devlette görev alıp çalışmak caiz midir?
Cevap: Bunun caiz olması, alınan görevin özü itibariyle caiz olmasına bağlıdır.
Soru 1358: Arap ülkelerinden birinde emniyet genel müdürlüğü trafik başkanlığında çalışan birisi, trafik kurallarını ihlal edenlerin dosyalarını imzalayarak onları cezaevine sevk etmekle sorumludur. Dosyasını imzaladığı suçlular cezaevine giriyor; acaba bu görevde bulunması caiz midir? Bu işi karşılığında devletten aldığı maaşın hükmü nedir?
Cevap: Kamu düzenini sağlamak için konulan yasalar gayri İslâmî bir devlet tarafından koyulmuş olsa bile her durum ve yerde onlara uymak farzdır ve helâl bir iş karşılığında maaş almanın da sakıncası yoktur.
Soru 1359: Müslüman birinin Amerika veya Kanada vatandaşlığını aldıktan sonra orduya katılması veya polis olması caiz midir? Yine belediye gibi devlet dairelerinde ve devlete bağlı diğer kurumlarda çalışması caiz midir?
Cevap: Bu iş fesada, bozgunculuğa yol açmaz, haram bir işi yapmayı ve farz bir ameli terk etmeyi de gerektirmezse sakıncası yoktur.
Soru 1360: Zalim bir hükümdar tarafından atanan hâkimin yargılaması ve hüküm vermesinin meşruiyeti var mıdır ve buna binaen ona itaat farz mıdır?
Cevap: Bütün şartlara haiz olan müçtehitten başkasının -atama hakkı olan bir kimse tarafından atanmamışsa- hâkimlik ve yargı makamını üstlenip insanların arasındaki davaları halletmeye kalkışması caiz değildir. Halkın da ona müracaat etmesi caiz değildir ve onun vereceği hüküm de zarurî haller dışında geçerli değildir.
- ŞÖHRET ELBİSESİ VE GİYİMLE İLGİLİ HÜKÜMLER
ŞÖHRET ELBİSESİ VE GİYİMLE İLGİLİ HÜKÜMLER
Soru 1361: Şöhret elbisesinin ölçüsü nedir?
Cevap: Şöhret elbisesi, renginden veya dikiliş özelliğinden dolayı veya eski olmasından ve başka nedenlerden dolayı kişinin giymesi uygun olmayan ve eğer insanların karşısında giyecek olursa dikkat çekmesine ve parmakla gösterilmesine sebep olan elbisedir.
Soru 1362: Kadınların, yürürken ayakkabılarının yere değmesi sonucu ortaya çıkan sesin hükmü nedir?
Cevap: Dikkatleri çekmediği sürece ve bir fesada düşmeyi gerektirmedikçe özü itibariyle hiçbir sakıncası yoktur.
Soru 1363: Kızlar, koyu mavi renkte elbiseleri giyebilirler mi?
Cevap: Başkalarının dikkatini çekmemesi ve bir fesada yol açmaması şartıyla haddizatında bir sakıncası yoktur.
Soru 1364: Kadınların vücut hatlarını ortaya koyan dar elbiseleri veya düğün vb. törenlerde, bedenin içini gösteren (transparan) açık elbiseler giymesi caiz midir?
Cevap: Eğer yabancı erkeklerin bakışından ve fesada yol açmaktan veya düşmekten güvende ve korunmuş olurlarsa sakıncası yoktur; aksi durumda caiz değildir.
Soru 1365: Mümin bir kadının parlak siyah ayakkabı giymesi caiz midir?
Cevap: Rengi ve şekli namahremlerin dikkatini çekecek veya parmakla gösterilmesine sebep olacak nitelikte olmadıkça sakıncası yoktur.
Soru 1366: Kadınların başörtüsü, pantolon ve gömlek gibi [dışarıda veya namahrem erkekler karşısında giydikleri] elbiselerinde sadece siyah rengi seçmeleri farz mıdır?
Cevap: Kadın elbisesinin hükmü, renk, model ve dikim özelliği bakımından ayakkabı hakkında yöneltilen bir önceki sorudaki gibi, eğer rengi ve şekli namahremlerin dikkatini çekecek veya parmakla gösterilmesine sebep olacak nitelikte değilse sakıncası yoktur.
Soru 1367: Kadının örtü ve elbisesinin başkalarının dikkatini çekecek veya şehveti uyandıracak nitelikte olması; örneğin dikkatleri çekecek bir şekilde çarşaf kullanması veya şehveti uyandıracak bir renkte çorap veya kumaş bir elbise giymesi caiz midir?
Cevap: Rengi, şekli veya giyiliş şekli ile yabancı erkeklerin dikkatini çekecek, fesada sebep olacak ve günah işlemeye yol açacak bir şeyi giymek caiz değildir.
Soru 1368: Erkeklerin, kadınlara özel ve kadınların da erkeklere özel bir şeyi karşı cinse benzemek kastı olmaksızın evde giymesi caiz midir?
Cevap: Onu kendileri için [her yerde giyebilecekleri] bir elbise unvanıyla seçmedikleri sürece sakıncası yoktur.
Soru 1369: Erkeklerin, kadınların iç çamaşırlarını satmalarının hükmü nedir?
Cevap: Ahlâkî ve toplumsal fesatlara sebep olmadığı sürece sakıncası yoktur.
Soru 1370: İnce çorap üretmek ve alım satımı şer'i açıdan caiz midir?
Cevap: Kadınlar tarafından yabancı erkeklerin yanında giyilmesi maksadıyla olmadıkça, üretiminin ve alınıp satılmasının, sakıncası yoktur.
Soru 1371: Evli olmayan kişilerin, şer'î ölçüleri ve ahlâkî kuralları gözeterek kadın elbiseleri ve makyaj malzemeleri satan yerlerde çalışmaları caiz midir?
Cevap: Çalışmanın ve helâl kazanç elde etmenin caiz oluşu şer'i açıdan insanların belli bir grubuna has değildir; İslâmî adap ve ölçüleri koruyan herkes bu hakka sahiptir. Fakat toplumun maslahatı dolayısıyla ticarî çalışma ruhsatı veya bazı meslek grupları için dairelerden veya sorumlu yerlerden çalışma izni almanın özel birtakım şartları varsa, bu şartları gözetmek gerekir.
Soru 1372: Erkeklerin zincir takmalarının hükmü nedir?
Cevap: Eğer altından veya kullanılması kadınlara has olan şeylerden olursa, erkeğin takması caiz değildir.
- BATI KÜLTÜRÜNÜ TAKLİT ETMEK
- TECESSÜS, HABER AKTARMA VE SIRLARI İFŞA ETMEK
TECESSÜS, HABER AKTARMA VE SIRLARI İFŞA ETMEK
Soru 1388: Çalışanlardan birinin devlet mallarını zimmete geçirdiğine dair çok sayıda yazılı rapor tarafımıza ulaşmış ve bu suçlamayla ilgili soruşturmalar yapıldıktan sonra bu raporların bir kısmının doğruluğu bizim için netlik kazanmıştır. Ama sanık soruşturulurken tüm suçlamaları reddediyor, kişinin itibarının zedelenmesine neden olacağı düşünüldüğünde, bu raporların mahkemeye gönderilmesi caiz midir? Caiz olmadığını varsayarsak, bu meseleden haberdar olanların görevi nedir?
Cevap: Kamu mal ve mülkünün korunması ve muhafazasından sorumlu olan kişi, o malın bir çalışanı veya başkası tarafından zimmete geçirildiğinin öğrenilmesi halinde, şer’i ve hukuki açıdan bu konudaki bilgilerini ilgili kurumlara vermekle yükümlüdür. Sanığın itibarını kaybetme korkusu, malın korunması hakkını ileri sürmemek için resmi olarak bir ruhsat sayılmaz ve diğer kişilerin raporlarını belgeli olarak ilgili görevlilere sunması gerekir ki, gerçekleri araştırıp doğruladıktan sonra harekete geçebilsinler.
Soru 1389: Bazı basın yayın organlarının hırsızların, sahtekârların, resmî dairelerde rüşvet alanların, iffete aykırı işler yapanların, fesat çıkaranların ve gece kulüplerinde eğlence partileri düzenleyenlerin tutuklanmalarıyla ilgili haberler yayınlandığını görmekteyiz; acaba bu gibi haberlerin basılması ve yayınlanması bir nevi kötülüğü yaymak sayılmaz mı?
Cevap: Olay ve hadiselerin sırf basında yayınlanması, kötülükleri yaymak sayılmaz.
Soru 1390: Eğitim merkezlerinden birinin öğrencilerinin gördükleri ahlâka aykırı hareketlerin engellenmesi için durumu kültürel yetkililere raporlamaları caiz midir?
Cevap: Eğer raporlar açıkça yapılan şeylerle ilgiliyse ve tecessüs ve gıybet denilmeyecek nitelikteyse sakıncası yoktur; hatta bu, kötülükten sakındırmanın gereklerinden ise, farzdır.
Soru 1391: Dairelerdeki bazı sorumluların yaptıkları ihanet ve zulümleri halkın arasında açıklamak caiz midir?
Cevap: Bunu, araştırıp emin olduktan sonra kanunî takibe alınması için sorumlu merkez ve mercilere bildirmenin sakıncası yoktur. Hatta bazen kötülükten alıkoymanın bir gereği sayılırsa, bunu bildirmek farzdır. Ancak bunu halka söylemenin bir gerekçesi yoktur; hatta fitne ve fesada yol açar ve İslâm devletini zayıflatmaya neden olursa bunu halka anlatmak haramdır.
Soru 1392: Müminlerin mallarını araştırmak ve onu zalim devlet ve yöneticiye bildirmek caiz midir? Özellikle eğer bu iş müminlere eziyet ve zarar verilmesine sebep olursa hüküm nedir?
Cevap: Bu tür eylemler şeriat açısından haramdır ve mümine ulaşan zarar, zalim yöneticinin yanında müminlerin casusluğunu yapmaktan dolayı ise onlara ulaşan zarardan da sorumlu olmayı gerektirir.
Soru 1393: Haram işledikleri veya marufu terk ettikleri görülürse, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için müminlerin, şahsi ve gayrişahsi işlerini araştırmak caiz midir? Vazifeleri olmadığı halde insanların yaptıkları hataları ortaya çıkarmak için araştırma yapanların hükmü nedir?
Cevap: Devlet memurlarının ve başkalarının idari işlerinin yasal kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde resmi soruşturma görevlileri tarafından araştırılmasında ve soruşturulmasında bir sakınca yoktur; ancak başkalarının işlerinin gözetlenmesinde veya memurların eylem ve davranışlarının kanuni sınırlar dışında ortaya çıkarılması için soruşturulması resmi görevliler için bile caiz değildir.
Soru 1394: Halk arasında kişisel sırlardan, özel ve gizli işlerden bahsetmek caiz midir?
Cevap: Özel ve kişisel konuları ortaya çıkarıp başkaları yanında ifşa etmek, eğer herhangi bir şekilde başkalarıyla da ilgili olsa veya bir fesada sebep olacaksa caiz değildir.
Soru 1395: Psikiyatristler, hastalığın nedenlerini ve tedavi yollarını öğrenmek için genellikle hastanın şahsi ve ailevi meseleleri hakkında sorular sorarlar; hastanın bu sorulara cevap vermesi caiz midir?
Cevap: Eğer bir fesada yol açmaz ve başka bir kişinin gıybetini veya aşağılanmasını da gerektirmezse bunun sakıncası yoktur.
Soru 1396: Bazen bazı güvenlik güçleri, tıpkı casusluk ve soruşturma yöntemlerinin de bunu gerektirdiği gibi, fuhuş merkezlerini ve terör gruplarını ortaya çıkarmak için bazı merkezlere girip gruplara sızmayı gerekli görüyor, bu işin şer’i açıdan hükmü nedir?
Cevap: Eğer ilgili yetkili memurun izni ile ve kanuni kaide ve nizamlara uymak ve günaha bulaşmaktan ve haram işlemekten sakınmak şartıyla olursa, sakıncası yoktur. Tabi yetkililerin de tüm dikkatlerini vererek onların çalışmalarını takip etmeleri farzdır.
Soru 1397: Bazıları, başkalarının yanında İran İslâm Cumhuriyeti’ndeki bazı eksikliklerden ve zaaflardan bahsediyor; bu gibi konuşmaları dinlemenin hükmü nedir?
Cevap: Dünyanın küfür ve müstekbir güçleri karşısında dimdik duran İslam Cumhuriyeti'ni itibarsızlaştıracak her türlü hareketin İslam'ın ve Müslümanların çıkarına olmadığı açıktır. Dolayısıyla bu sözler, eğer İslam Cumhuriyeti sisteminin zayıf düşmesine neden olursa, caiz değildir.
- SİGARA VE UYUŞTURUCU KULLANMAK
SİGARA VE UYUŞTURUCU KULLANMAK
Soru 1398: Devlet dairelerinde ve halka açık yerlerde sigara içmenin hükmü nedir?
Cevap: Eğer devlet dairelerinin ve halka açık yerlerin kendi iç kurallarına aykırı olursa veya başkalarının rahatsız ve eziyet olmasına ya da onlara bir zarar ulaşmasına sebep olursa caiz değildir.
Soru 1399: Kardeşim uyuşturucu bağımlısı ve aynı zamanda uyuşturucu kaçakçısı, acaba onu durdurabilmeleri için ilgili resmî makamlara haber vermem bana farz mıdır?
Cevap: Kötülükten sakındırmak size farzdır; onun uyuşturucu kullanmayı terk etmesi için ona yardım etmeniz, onun uyuşturucu kaçakçılığı yapmasını, satmasını ve dağıtmasını engellemeniz gerekir. Eğer onun durumunu ilgili m
